sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 34. VE 40. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 34. VE 40. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 31, 2026 09:57
10
A+
A-

Hristiyanların Hz. İsa Hakkında Ayrılığa Düşmeleri

 

34-  İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa, gerçek söze göre budur.

35- Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O münezzehtir. Bir işe hük­mettiğinde ona yalnızca “ol” der; hemen oluverir.

36- Muhakkak Allah benim de Rabbim-dir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na ibadet edin, dosdoğru yol budur.

37-  Cemaatler kendi aralarında anlaş­mazlığa düştüler. O büyük günde hazır olacaklarından dolayı vay o kâfirlere!

38-  Bize gelecekleri günde neler işitir­ler, neler görürler! Fakat zulmedenler bu gün apaçık bir sapıklık içindedir.

39-  Onları işin bitirilmiş olacağı o has­ret günü ile korkut. Onlarsa gaflettedir­ler ve onlar iman etmezler.

40- Arza ve üzerindekilere muhakkak biz, evet biz varis oluruz ve yalnız bize döndürülürler.

 

Hz. İsa Kıssasına Dair Açıklamalar:

 

Hz. İsa Allah’ın kulu ve Rasulü’dür. Allah’ın Hz. Meryem’e bıraktığı keli­mesi, Allah tarafından yaratılmış bir ruhtur. O İsrailoğulları’nm son peygam­beridir. Kur’ân-ı Kerim’de onun adı “Mesîh” diye zikredilmiştir ki, bu Hz. İsa’nın lakabıdır. İsa ise onun adıdır. İbrânîcede “Yeşu” şeklinde söylenir ki, kurtarıcı demektir. Yani kendi iddialarına göre Hristiyanları günahtan kurta­ran, demektir. Yine Kur’an-ı Kerim’de ondan “Meryemoğlu” diye söz edilir.

Hz. İsa Kur’an-ı Kerim’de 13 surede toplam 33 ayet-i kerimede anılmakta­dır. Bakara suresinde (87, 136, 253); Âl-i İmrân suresinde (45, 52, 55-59, 84); Ni­sa suresinde (157, 163, 171, 172); Mâide suresinde (17, 46, 72, 75, 78, 110, 112, 114, 116); En’âm suresinde (85), Tevbe suresinde (30, 31); Meryem suresinde (34), Mü’minûn suresinde (50); Ahzâb sûresinde (7); Şûra suresinde (13), Zuhruf suresinde (57, 63); Hadid suresinde (27) ile Saff suresinde (6, 14. ayetlerde).

Hz. İsa. Mesih, Hristiyanların görüşüne göre Hz. Meryem’in kavminden, Yahudi gençlerinden salih bir genç olan Yûsuf en-Neccâr’m oğludur. İbrânîcede mesîh, peygamber ve hükümdar demektir.

Annesi Meryem, İsrailoğulları âlimlerinden büyük bir zat olan İmran’ın kızıdır. İmran’ın hanımı Hz. Meryem’e hamile kaldığında karnındaki yavrusu­nu yalnızca mabede hizmet etmek üzere adamıştı. İmrân vefat ettiği sırada kı­zı henüz bakıma muhtaç idi. Mabedin gözeticileri aralarında kur’a çektiler. Hz. Meryem’i Hz. Yahya’nın babası Hz. Zekeriyya himayesine aldı. Hz. Zekeriyya da Hz. Meryem’in teyzesinin kocası idi. Hz. Meryem tertemiz, her türlü pislik­ten uzak bir halde ve ibadet içinde yetişti.

Bulûğa erdiğinde Cebrail ona geldi. Hz. Meryem, ondan Allah’a sığındı. Cebrail ona, Allah tarafından kendisine tertemiz bir oğul bağışlamak üzere gönderilmiş olduğunu bildirdi ve gömleğinin yakasına üfledi. Bu üfleme onun rahmine girdi ve böylece hamile kaldı. Çocuğunu doğuruncaya kadar Beyte Lahm denilen yerde kaldı. Tercih edilen görüşe göre Hz. İsa’nın annesinin kar­nında kaldığı süre dokuz aydır. Hz. İsa’nın babasız olarak doğması Yüce Al­lah’ın kudretine bir delil olmak içindir. Gerçek yaratıcı Yüce Allah’tır; ister se­beplere yapışılsın, ister yapışılmasın.

Hz. İsa doğumundan sekiz gün sonra Yahudi şeriatının belirlediği gibi sün­net edildi. Yüce Allah Hz. İbrahim’e daha önceleri sünnet olmayı emretmişti.

Filistin hâkimi Herodos, Beyte Lahm’daki her bir çocuğun öldürülmesini emredince Yusuf en-Neccâr’a rüyasında çocuğu ve annesini alıp Mısır’a götür­mesi emredildi. Yusuf derhal kalktı ve çocuk ile annesini alıp Mısır’a götürdü. Herodos ölünceye kadar orada ikamet ettiler. Daha sonra Filistin’e geri döndü­ler. O sırada çocuk yedi yaşma basmıştı. Nasıra denilen yerde yetişti. 12 yaşına ulaşınca annesi ve Yusuf ile birlikte Orşelim’e Hz. Musa’nın şeriatına uygun olarak namaz kılmak üzere geldi. Kayboluşundan üç gün sonra Hz. İsa Yahudi âlimleri ile tartışırken bulundu. Daha sonra yine annesi ve Yusuf ile birlikte Nâsıra’ya geri döndü.

Hz. İsa 30 yaşındayken, annesiyle birlikte zeytin toplamak üzere Cebelüz-zeytun (Zeydindağı)’da bulunduğu bir sırada, öğle vakti namaz kılarken Cebra­il’den İncil’i aldı. Bu, peygamberliğin çoğunlukla kırk yaşından sonra verilme­sinden farklı bir şekilde, Hz. Yahya’nın peygamber oluşuna benziyordu. [1][10]

 

İnciller:

 

İncil, müjde anlamındadır. Bu hidayet ve nur ihtiva eden bir kitaptı. Fa­kat Hz. Mesih’in getirip öğrencilerine teslim ettiği ve bunu başkalarına müjde­lemelerini emrettiği İncil, şu anda mevcut değildir. Bunun yerine Hz. Mesih’in yaşayışını aktaran ve öğrencilerinin telif ettiği tarihi bir takım hikâyeler yer almaktadır. Ayrıca orada Hz. Mesih’ten alınmış vaazlar, misaller ve öğütler de vardır. Bunların (İndilerin) sayısı yüzden fazladır. Hristiyan kilisesi bunlardan dördünü kabul eder: Matta, Markos, Luka ve Yuhanna indileri. Bu indilerin de hiç birisi Hz. Mesih döneminde yazılmış değildir.

Bunlardan Matta İncili ilk ve en eskileridir. Fakat Matta tarafından tasnif edilip edilmediği kesin olarak bilinmemektedir. Aksine bu İncili tahrif ettikten sonra aslını kaybetmişlerdir. Bu da eski Mesihîlerin tümünün itirafı ile böyle­dir. Bu asıl da İbranice yazılmış, sonra Yunancaya tercüme edilmiştir. Ancak bu tercümenin senedi bilinmemektedir.

Matta, İncilini Aziz İronimus’un görüşüne göre Hz. Mesih’ten 39 yıl sonra yazmıştır.

Markos ise mabedin hizmetkârlarından birisi olan Lâvili bir Yahudidir. Petrus’un öğrencisidir. Hz. Mesih’in ulûhiyetini kabul etmezdi. O İncilini 61 yı­lında yazdı ve İskenderiye hapishanesinde 68 yılında öldürüldü.

Luka ise Antakyalı bir tabipti. Hz. İsa’yı hiç bir şekilde görmemiştir. O Hristiyanlığı Pavlos’tan öğrenmişti. Sözü geçen bu Pavlos ise Hristiyanlığa ta­assup derecesinde karşı bir Yahudi idi. O da Hz. Mesih’i hayatta iken görmüş değildi. Sürekli olarak Hristiyanlara zulmederdi. Bu zulüm ve baskının fayda vermediğini görünce hileye saparak Hristiyanlığa girme yolunu seçti ve Me­sih’e inandığını açığa vurdu. Daha sonra Hz. Mesih’in esasen hükümlerini iptal etmek üzere gelmediğini Nâmûs’un (Tevrat’ın) emrettiği görevlerden çözülüp uzaklaşmalarını sağladı.

Luka ise İncilini Markos’tan da sonra, Petrus ve Pavlos’un ölümünden sonra yazdı.

Yuhanna ise Hz. Mesih’in on iki havarisinden biridir. Yuhanna, el-Celil bölgesindeki Sayda’dandır. Hz. İsa onu çok severdi. Bu zat, İncilini 96 veya 98 yılında yazdı. O, Hz. Mesih’in insan olmadığı görüşünde idi. Hristiyan ilim adamlarından pek çok kişi bu İncilin Hz. İsa’nın asıl öğrencisi Yuhanna’nm te­lifi olduğunu kabul etmemekte aksine bu İncilin Yuhannanm öğrencilerinden biri tarafından milâdi ikinci asırda yazılmış olduğunu söylemektedirler. Bu İn­cil, Hz. Mesih’in ulûhiyyetini ispat ile onun insan olduğunu vurgulayan diğer öğretileri ortadan kaldırmak gayesiyle yazılmıştır.

Sonuç olarak bütün bu İndilerin Hz. Mesih’e ulaşan senedlerinde kesik­likler vardır. Bizzat Hristiyanlarm itiraf ettiği gibi hiç biri Hz. Mesih’e indiril­miş bulunan gerçek İncil değildir. [2][11]

 

Barnaba İncili:

 

Hz. İsa’nın biyografisine dair yazılmış İndilerden birisidir. Barnaba, Hz. İsa’nın davasını yaymaya gayret edenlerden birisidir. Oldukça önemli iki hu­susta diğer İndilerden farklılık arzetmektedir: Bunların birincisi Hz. İsa’nın ilâh olmayıp insan olduğunu açıkça ifade etmesi; ikincisi ise göklerin melekû-tunun yaklaşmış olduğunu ve Muhammed (s.a.)’in adını bir çok yerde açıkça ifade edip müjdelemiş olmasıdır. [3][12]

 

Hz. İsa’nın Mesajı:

 

Hz. İsa’nın mesajı aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

1- Yahudilerin aşırılıklarını ve cumartesi günü fertleri hiç bir hayrı işleye­mez hale getiren şekilciliklerini hafifletip, hileli bir şekilde malı almak üzere insanları heykele (mabede) adakta bulunmaya teşvik etmek suretiyle mal top­lama gibi âdetlerden, paraya ve mala duydukları sevgi ve aşırı düşkünlükten ve azgın maddecilikten onları uzaklaştırmak.

2- Sadukîler diye adlandırılan Yahudileri, inkâr ettikleri ahiret gününe iman akidesine döndürüp imam kalplerinde sağlamca yerleştirmek.

3- Aslında Yüce Allah’a itaat etmek için her şeyden uzaklaşan, kendilerini yalnızca ibadete veren, dünya hayatının geçici süslerine karşı zühd içinde ahi-rete yönelen kimseler olan fakat Hz. Mesih zamanında yalnızca zahiren zahid görünüp bunu mal toplamak için bir paravana edinen ve Ferîsîler diye adlandı­ran Yahudi cemaatini ıslah etmek.

Bunların yanında isteyen kimselere şeriatin hükümlerini yazan “yazıcılar” diye bir topluluk da vardı. Bunlar da insanların mallarını çalıp çırpmak husu­sunda Ferîsîleri andırırlardı.

Aynı şekilde kâhinler ve heykelin hizmetkârları da mal toplamaya oldukça düşkün kimseler olup dünyevî maksatlar uğrunda Allah’ın sözlerini değiştirir­lerdi.

4- Göklerin melekûtunun yaklaştığını müjdelemek. Yani Yüce Allah’ın Tesniye bölümü 18. babının 15. ve 16. cümlelerinde söz konusu edilen ve ümmî peygamber ile göndereceği ilâhî şeriatin gelme zamanının yaklaştığını müj­delemek. Bu ilâhî şeriati getirecek peygamberin geleceğini Allah, İsrailoğulla-rına Hz. Musa vasıtasıyla haber vermişti. Nitekim pek çok peygamber de onun geleceğini müjdelemişti ki, bunlardan birisi Hz. Davud’tur. 45, 149 ve 110. Mezmurlarda bu müjde yer aldığı gibi, Eş’iya bölümünün 8, 9, 26, 35, 46, 43, 50, 51, 52, 54, 55, 60, 65 bablarında Danyal’ın 2 ve 7. sahifelerinde Zekeriyya adlı bölümün 3. sahifelerinde ve diğerlerinde de yer alır. Mesihîler ise buradaki bütün müjdeleri Mesihî dine hamlederek yorumlarlar.

Fakat Hz. İsa ancak bir takım mev’iza, öğüt, hikmet ve misallerden başka bir şey getirmemiştir. Bunların maksadı ise Yüce Allah’a ihlâsla ibadeti ger­çekleştirip gırtlaklarına kadar materyalizme batmış kitlelerin materyalistlikle-rini hafifletip, riya ve iki yüzlülüğü terk etmelerini, Hz. Musa (a.s.)’dan miras olarak aldıkları dinin ruhuna gereken ehemmiyeti vermelerini sağlamaktır.

İncil’de bir kadını boşamış bir kimsenin ondan başka bir kadın ile evlen­memesi, boşanmış bir kadının bir başka erkekle evlenmemesi, zina gerekçesi dışında boşamanın caiz olmaması, iffetin emredilmesi gibi oldukça az birtakım hükümler dışında hüküm yoktur. Yine İncilde hilekârlık, aldatmak, malları ba­tıl yollarla yemek, riyakârlık ve iki yüzlülük gibi bayağı huyların da yasaklan­dığı görülmektedir. [4][13]

 

Havariler:

 

Havariler Meryem oğlu İsa Mesih’e ilk inanan, onun öğrencisi olan yakın arkadaşlarıdır. Bunlar oniki kişi idiler. İnciller bunlardan “öğrenciler” diye söz eder. Hz. Mesih bunları Yahudilerin yerleşik oldukları kasabalara, tebliğ ettiği gerçek dine davet etmek üzere göndermişti. [5][14]

 

Hz. İsa’nın Mucizeleri:

 

Mucize, Yüce Allah’ın peygamberlerden herhangi birisi vasıtasıyla mu­arızlara meydan okumakla birlikte karşı konulamayacak türden yarattığı hari­kulade olaylardır. Diğer peygamberlerde olduğu gibi, Hz. İsa da peygamberlik iddiasını destekleyen mucizeler göstermiştir. Çamurdan bir kuş yapıp üfledik­ten sonra bu çamurdan heykelin uçmaya başlaması, anadan doğma körün ve abraş (alacalı)’m iyileştirilmesi, ölülerin diriltilmesi, bazı kimselerin evlerinde yiyip sakladıklarının onun tarafından haber verilmesi Hz. İsa’nın Allah’ın iz­niyle gösterdiği mucizelerdendir. Söz konusu bu mucizeler Al-i İmran suresin­de (49-51. ayet-i kerimelerde) zikredilmiştir. [6][15]

 

Hz. İsa’nın Vefatı:

 

Kâhinlerin ve Ferîsîlerin iç yüzlerini açığa çıkarması, onların Hz. İsa’ya tuzak hazırlamalarına ve onu krallık ilân ettiği iddiasıyla bölge valisine şikâ­yet etmelerine sebep teşkil etmiştir. Böyle bir iddia Roma İmparatorunun haki­miyetini sarsacak mahiyette olduğu için bölge valisi Hz. Mesih’i yakalamak üzere asker gönderdi. Hz. İsa’yı yakalamak üzere gelen askerler Allah’ın ya-nıltmasıyla İsharyotlu Yahuda’yı Hz. İsa’ya benzettiler ve onu yakaladılar. Bu kişi çarmıha gerilerek öldürüldü. İşte belli bir ücret karşılığında yerini göster­mek üzere kâhinlerin anlaşıp ihbar ettikleri kişi budur.

Yüce Allah Hz. İsa’yı Yahudilerin elinden kurtardı. Hz. İsa öldürülmedi ve asılmadı. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Halbuki onlar onu öldür­mediler, onu asmadılar da. Fakat kendilerine benzer gösterilmişti.” (Nisa, 4/157). Daha sonra Yüce Allah onu vefat ettirdi (ona verdiği sözü yerine getir­di) ve cesedi ve ruhuyla birlikte ya da yalnızca ruhu ile -bu konudaki iki görüşe göre- semaya, kendi katına yükseltti. Birinci görüş cumhurun görüşüdür. Çün­kü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hani Allah şöyle demişti: Ey İsa! Muhak­kak ben seni vefat ettiririm ve kendi katıma yükseltirim.” (Al-i İmrân, 3/55). [7][16]

 

Hristiyanlıkta Teslis (Üç İlâh Kabul Etme):

 

Hristiyanlar Lâhût’da üç uknumun varlığına inanırlar. Bu üç uknum baba, Oğul ve Ruhu ‘l-Kudüs’ tür. Katolik ve Ortodoks kilisesinin öğretilerine göre ve pek azı müstesna, genel olarak Protestanların kanaatine göre bu böyledir. Bu­nunla birlikte teslis, kelime olarak, Kitab-ı Mukaddes’te bulunmamaktadır. Bu husus İznik Konsilinde 325 yılında, İstanbul Konsilinde 381 yılında kararlaştı­rılmış; Oğul ve Ruhu’l-Kudüs’ün Lâhûtu hususunda Babaya eşit oldukları hük­me bağlanmış; Oğulun ezelden beri Babanın oğlu olduğu, Ruhu’l-Kudüs’ün de Babadan çıktığı kabul edilmiştir. Tulaytula (Toledo) Konsili ise 589 yılında Ru­hu’l-Kudüs’ün aynı şekilde Oğuldan çıkmış olduğunu hükme bağladı. [8][17]

 

Açıklaması

 

“İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa gerçek söze göre bu­dur.” Daha önce sana açıklamış olduğumuz niteliklere sahip Meryem oğlu İsa işte budur. Sözü geçen bu ifadeler, hakkında herhangi bir şüphe ve tereddüdün söz konusu olmadığı gerçek ve doğru sözlerdir. Hz. İsa’nın gerçek mahiyeti bu­dur Yahudilerin söyledikleri gibi o bir sihirbaz veya Hristiyanlarm ileri sür­dükleri gibi Allah’ın oğlu ve halen elde bulunan İncil’in mukaddimesinde belir­tildiği gibi, Allah’ın kendisi değildir.

“Muhakkak İsa’nın hali, Allah nezdinde Adem’in hali gibidir. Onu toprak­tan yarattı, sonra ona “ol” dedi, o da oluverdi. Hak Rabbinden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma.” (Al-i İmran, 3/59-60). İşte bir taraftan bu sapıklar, diğer taraftan şu kendilerine gazap olunanlar, Hz. İsa hakkında anlaşmazlık içeri­sindedirler ve farklı görüşlere sahiptirler: “Bir de onların küfürleri, inkârları ve Meryem aleyhinde pek büyük iftirada bulunmaları dolayısıyla…” (Nisa, 4/156).

Daha sonra Yüce Allah İsa’nın kendisinin oğlu olduğunu reddederek şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O münezzehtir. Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca “ol” der, hemen oluverir.” Yüce Allah’ın ço­cuk edinmesi gerekmez, böyle bir şey doğru olmaz; bu, kabul edilebilir bir şey de değildir. Çünkü O’nun evlâda ihtiyacı yoktur. O ebediyen diridir, asla ölmez. Yüce Allah onların bu sözlerinden münezzehtir, mukaddestir. O bir şeyi dileye­cek olursa onu hemen var eder; çünkü O, o işin var olmasını emreder ve diledi­ği gibi de olur. Bu durumda olanın, çocuğunun olması nasıl düşünülebilir? Zira böyle bir şey eksiklik ve ihtiyacın bir belirtisidir: “Ey Kitap ehli! Dininizde haddi aşmayın, Allah’a karşı hak olandan başkasını söylemeyin…” (Nisa, 4/171).

“Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na ibadet edin, dosdoğru yol budur.” Hz. İsa’nın beşikte iken kavmine emretmiş olduğu hususlardan birisi de onlara: “Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbirvizdir.” diye gerçeği haber vermesidir. Daha sonra onlara şu sözle­riyle Allah’a ibadet etmelerini emretti: “O halde O’na ibadet edin, dosdoğru yol budur.” Yalnız, Allah’a, O’na kimseyi ortak koşmaksızm ibadet ediniz. Benim Allah’tan size getirdiğim bu mesaj hiç bir eğriliği olmayan dosdoğru yoldur. Bu yolu izleyen asla sapmaz. Bu yolu izleyen doğruyu bulur, hidayet bulur; ona muhalefet eden ise sapar, haktan uzaklaşır gider.

Matta İncili 4. bölüm 10. cümlede şöyle denilmektedir: “Yesû’ (İsa) ona de­di ki: Defol ey şeytan! Çünkü ilâhın olan Rabbe secde etmen ve yalnızca Ona ibadet etmen yazılmıştır.”

Yüce Allah’ın kendisinin: “Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde O’na ibadet edin” demesi uygun düşmeyeceğinden bu sözü söyleyen kimsenin Allah’tan başkası olması kaçınılmazdır. Ebu Müslim el-Isfa-hanî şöyle der: “Muhakkak Allah” buyruğu daha önce geçen Hz. İsa’nın: “Mu­hakkak ben Allah’ın kuluyum, bana kitap vermiştir…” (Ayet, 30) buyruğuna at-fedilmiştir. Şöyle demiş gibidir: Muhakkak ben Allah’ın kuluyum ve şüphesiz ki, O benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. O halde yalnızca O’na ibadet ediniz.

Hz. İsa’nın durumu gayet açık olup, onun Allah’ın kulu ve Rasulü olduğu besbelli olmakla birlikte, Hristiyanlar ve Yahudiler Hz. İsa hakkında ayrılığa düşmüşlerdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Cemaatler kendi ara­larında anlaşmazlığa düştüler. O büyük günde hazır olacaklarından dolayı vay o kâfirlere!” Halinin açığa çıkıp durumunun netlik kazanmasından, onun Al­lah’ın kulu ve Rasulü olduğunun, Meryem’e bıraktığı kelimesi olduğunun açıkça anlaşılmasından sonra da Kitap Ehli onun hakkında farklı kanaatlere sahip ol­muşlardır. Yahudiler, O’nun (hâşâ) bir zina çocuğu olduğunu, bir sihirbaz olup sözlerinin büyü olduğunu ve aslında marangoz Yusuf un (Yusuf en-Neccar) oğlu olduğunu söylerler. Aynı şekilde Hristiyan fırkaları da onun hakkında anlaş­mazlığa düşmüşlerdir. Onlara mensup olan Nasturîler: O Allah’ın oğludur, der­ken Melikiler, o üçün üçüncüsüdür, Yakubîler ise[9][18] O Allah’ın kendisidir, der­ler. İşte Hz. İsa’nın apaçık bildirilen durumu hakkında anlaşmazlığa ve sapıklı­ğa düşen bu kâfirlere kıyamet gününde çok ağır ve çetin bir azap vardır. Onlar, dehşeti pek büyük olan bu günde hazır edileceklerdir.

Bu, Allah’a karşı yalan söyleyen, iftirada bulunan Onun çocuğu olduğunu iddia eden kimselere çok ağır ve büyük bir tehdittir. Fakat Yüce Allah onlara kıyamet gününe kadar süre tanımış, cezalarını ertelemiştir. Bu ise onun hilmi-nin ve kudretinin bir neticesidir. Çünkü o kendisine isyan edip karşı gelenlere çabucak ceza vermez. Nitekim Buharî ile Müslim’de şöyle bir hadis yer almak­tadır: “Şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Fakat onu yakaladı mı da bırak­maz. ” Daha sonra Allah Rasulü şu ayet-i kerimeyi okudu: “İşte Rabbin, zulmeder halde bulunan ülkeleri (azabıyla) yakaladığı zaman böyle yakalar. Şüphesiz onun yakalayışı pek acıklı ve pek çetindir.” (Hûd, 11/102).

Yine Buharî ile Müslim’de Allah Rasulünün şöyle buyurduğu nakledil­mektedir: “İşittiği rahatsızlık verici şeyler dolayısıyla Allah’tan daha sabırlı kimse yoktur. Onlar Allah’ın oğlu olduğunu ileri sürüyorlar. Buna rağmen o on­lara rızık ve afiyet verir.” Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “(Halkı) zalim olduğu halde nice ülkeler vardır ki, onlara mühlet verdim. Sonra onları yakala­dım. Dönüş ancak banadır.” (Hacc, 22/48) Bir başka yerde de şöyle buyurmak­tadır: “Sakın o zalimlerin işlediklerinden Allah’ı gafil zannetme. Artık onları kendisinde gözlerin şaşkınlıkla kayacağı o güne erteliyor.” (İbrahim, 14/42).

Hz. İsa’ya dair doğru inanışın hülâsasını Buharî ile Müslim’de yer alan sa­hih hadisteki şu ifadeler vermektedir: Hadisi Ubâde b. es-Samit rivayet etmek­tedir. Ubâde şöyle der: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Her kim Allah’tan baş­ka ilâh olmadığına, O’nun bir ve tek olup ortağının bulunmadığına, Muham-med’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna, İsa’nın da Allah’ın kulu ve Rasulü, Meryem ‘e bıraktığı kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna şahitlik eder, cenne­tin ve cehennemin hak olduğuna tanıklık ederse, Allah onu ameli ne olursa ol­sun, cennete koyacaktır.”

Daha sonra Yüce Allah dünyadakinin tam aksine kıyamet gününde kâfir­lerin görmelerinin çok keskin, işitmelerinin de çok güçlü olacağını şu buyruğu ile haber vermektedir: “Bize gelecekleri günde nasıl işitirler, ne biçim görürler? Fakat zulmedenler bugün apaçık bir sapıklık içindedir.” Hesap ve ceza için bi­ze gelecekleri gün kâfirler ne güçlü işitirler, ne keskin görürler! Onlar her şey­den çok iyi işitecek, çok iyi göreceklerdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: “Günahkârların Rablerinin huzurunda başlarını eğip: “Rabbimiz gör­dük, işittik…” diyecekleri vakit, onları bir görsen.” (Secde, 32/12). Onlar bu söz­lerini, kendilerine bunun da başka hiç bir şeyin de fayda vermeyeceği bir vakit­te söyleyeceklerdir.

Kâfirler ahirette hakkı bileceklerdir. Dünyada ise bunlar hakka karşı sa­ğır ve kördürler. Ne işitirler, ne görürler ne de akıllarını kullanırlar. Onlardan hidayete yönelmeleri istendiği halde hidayete yönelmezler. Fakat artık kendile­rine fayda sağlamayacak yerde, kıyamet gününde itaatkâr olurlar. Eksiklikle­rini telâfi etmek için tekrar dünyaya döndürülmelerini temenni ederler.

Daha sonra Yüce Allah onların korkutulup uyarılmalarını emrederek pey­gamberi Muhammed (s.a.)’e şöyle buyurmaktadır:

“Onları işin bitirilmiş olacağı o hasret günü ile korkut. Onlarsa gaflettedir­ler ve onlar iman etmezler.” Ey peygamber! Sen müşrik olsun olmasın bütün insanları, hep birlikte pişmanlık duyacakları o gün ile korkutup uyar! O günde kötülük işleyen işlediği kötülüklerden dolayı, iyilik yapan ise daha çok hayır yapmadığından dolayı pişmanlık duyacaktır. Bu ise hesabın bitirilip sahifele-rin katlanıp durulduğu, cennetlikler ile cehennemlikler arasında hüküm veril­diği, öncekilerin cennete, diğerlerinin ise cehenneme gidecekleri vakit olacak­tır. Kâfirler bu gün pişmanlık gününde korkutuldukları şeylerden gaflet içindedirler. Bu günde kendilerine yapılacaklardan, karşı karşıya kalacaklarından gafildirler. Onlar bu gün kıyameti, hesabı ve cezayı tasdik etmemektedirler.

Buharî, Müslim ve Tirmizî, Ebu Saîd el-Hudrî’nin şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Ölüm siyah beyaz renkli bir koç şeklinde getirilir. Bir münadinin: Ey cennetlikler, diye seslenmesi üzerine boyunlarını uzatır, bakarlar. Münadi: Bunu tanıyor musunuz”? diye sorar, cen­netlikler: Evet, bu ölümdür, derler. Çünkü hepsi onu görmüşlerdi. Daha sonra yine bir münadi: Ey cehennemlikler, diye seslenir, onlar da boyunlarını uzatır bakarlar. Münadi: Bunu tanıyor musunuz? der. Onlar: Evet, bu ölümdür, derler. Çünkü hepsi onu görmüşlerdi. Bu koç cennet ile cehennem arasında boğazlanır, (sonra) bu münadi şöyle seslenir: Ey cennet halkı! Burada ebedisiniz, ölüm (ünüz) söz konusu olmayacaktır. Ey cehennemlikler! Siz de burada ebedisiniz ölüm(ünüz) söz konusu olmayacaktır. Daha sonra (Hz. Peygamber) şu: “Onları işin bitirilmiş olacağı o hasret günü ile korkut. Onlarsa gaflettedirler ve onlar iman etmezler.” ayeti kerimesini okudu.”

“Arza ve üzerindekilere muhakkak biz, evet biz varis oluruz ve yalnız bize döndürülürler.” Ey peygamber! Onlara şunu da bildir ki, Allah arza ve üzerin­dekilere mirasçı olacaktır. Orada arz ehlinden ölülerin geri bıraktıkları yer, yurt ve mallarını miras alacak hiç bir kimse kalmayacaktır. Sonra onlar kıya­met gününde Allah’a döndürülürler. Herkese amelinin karşılığını verir. İyilik yapan iyilikle, kötülük yapan da kötülükle karşılık görecektir. [10][19]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.