sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 56. VE 58. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 56. VE 58. AYET-İ KERİMELER
Ağustos 4, 2026 09:58
6
A+
A-

İdris (A.S.)’ın Kıssası

 

56-  Kitap’ta İdris’i de an. Çünkü o dos­doğru bir peygamberdi.

57- Onu yüce bir yere yükselttik.

 

Açıklaması

 

Kalemle ilk yazı yazan, elbise diken, dikişli elbise giyinen ilk kişi olup Hz. Nuh’un büyük dedesi olan Hz. İdris’i Yüce Allah şu üç sıfatla nitelendirmektedir:

1- O çok doğru sözlü bir kimse idi. Yani her halükârda doğru söyler, Yüce Allah’ın ayetlerini güçlü bir yakîn ile tasdik ederdi.

2- O, nebi ve rasul idi. Kendisine şeriat vahyedümiş ve bu şeriatı kavmine tebliğ etmekle emrolunmuştu. Yüce Allah ona, Ebu Zerr yoluyla gelen hadis-i şerifte belirtildiği gibi, otuz sahife indirmişti.

3- Yüce Allah onu yüce bir makama yükseltmiştir. Yani onun kadrini, şere­fini peygamberlikle yükseltmiş ve üstün bir makam sahibi kılmıştır. Nitekim Yüce Allah peygamberi Muhammed’e şöyle buyurmuştur: “Senin zikrini yücelt­ti.” (İnşirah, 94/4). Müslim de Sahih’inde rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.) İsra gecesinde dördüncü semada Hz. İdris ile karşılaşmıştır. Kadir ve kıymeti, mevkisi büyük ve yüksek olanların dışındakiler elbette semaya yükseltilmezler.

Râzî’nin görüşüne göre yüce bir yere yükseltilmek şeklindeki üçüncü nite­lik, yüksek bir mevkiye çıkartılması şeklindedir. Çünkü bir mekân ile birlikte sözü edilen yükseklik, o mekânda yükseklik demek olur, derece itibariyle yük­seklik değil. Kanaatimce üstün olan görüş ise derece itibariyle yüksekliğin kas­tedildiğidir. Çünkü anlatımda mekân ile mevki arasında bir fark yoktur. Nite­kim filân kişi sultan nezdinde yüksek bir yere sahiptir, denilmektedir.

Hz. İdris’in mevkisinin yükseltiliş sebebine gelince: O çokça kulluk eden bir kimse idi. Gündüz oruç tutar, geceleyin ibadet ederdi. Vehb b. Münebbih şöyle der: İdris (a.s.)’in her gün yaptığı ibadeti kendi dönemindeki tüm insanla­rın ibadeti kadardı. Bu niteliklere sahip olan kimseler ise müminin kendilerine uyması gereken örneklerdir. İhlâs sahipleri onların bu nitelikleriyle bezenmeli-dir. Yüce Allah bizzat peygamberine öncelikle bunları emretmiş ve bunları emr ile ona hitaba başlamıştır. Çünkü Peygamber, ümmetinin uyulacak örneğidir. Her zaman için müminlerin en yüce önderidir. [1][32]

 

Bütün Peygamberlerin Genel Olarak Nitelikleri

 

58- İşte bunlar, Allah’ın kendilerine ni­met verdiği peygamberlerden, Adem’in soyundan, Nûh ile gemide taşıdıkları­mızdan ve İbrahim ile İsrail’in neslinden hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kim­selerdendir. Rahman’ın ayetleri onlara okunduğunda ağlayarak secdeye kapa­nırlardı.

 

Açıklaması

 

“İşte bunlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden… kim­selerdendir. ” Surenin başından itibaren buraya kadar Zekeriyya’dan İdris’e ka­dar sözü geçen bütün bu peygamberler ve de peygamberlerin hepsi, elçilik, kendisine yakın olmak, nezdinde büyük bir mevkiye sahip olmak suretiyle Al­lah’ın nimet ihsan ettiği kimselerdir. Allah insanlığa en üstün olsunlar diye kulları arasından onları seçmiş, hidayete ve doğruya iletmiştir. Onlar Allah’a ibadet ve itaat hususunda bütün insanlar için uyulacak en güzel örneklerdir. Onların yolunda, onların metod ve ahlâklarına tabi olarak yürümek de insan­lar için kurtuluş vesilesidir.

“Adem’in soyundan” yani insanlığın ilk atası olan Adem’den.

“Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızdan…” İnsanlığın ikinci atası olan Nuh ile birlikte gemide taşıdıklarımızın soylarından. Bunlar ise -haberlerde sabit olduğuna göre- Hz. Nuh’tan önce gelen İdris (a.s.)’in dışında kalan pey­gamberlerdir. Allah, Adem’in soyundan oldukları için hepsini bir arada zikret­miş, daha sonra da onların bir kısmının Nuh ile birlikte gemide taşınanların soyundan geldiklerini özellikle belirtmiştir.

Adem’in soyundan olmakla birlikte gemide bulunmamak özelliğine sahip kimse ise İdris (a.s.)’dir.

“İbrahim ile İsrail’in neslinden…” İshak, Yakub ve İsmail Hz. İbrahim’in neslinden gelmişlerdir. İsrail’den kastedilen Hz. Yakub’dur. Onun neslinden ge­lenler de Musa, Harun, Zekeriyya, Yahya ve Meryem oğlu İsa’dır (hepsine se­lâm olsun).

“Hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir.” Bunlar bütün pey­gamberlerin ortak hak dini olan İslâm’a ilettiğimiz kimselerden olup, elçilik ve şeref verilerek diğer insanlar arasından seçilmişlerdir.

“Rahmanın ayetleri onlara okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanır­lardı. ” Allah’ın delil, belge, burhan ve kendilerine indirmiş olduğu şer’î hüküm­leri ihtiva eden ayetlerini işittiklerinde, zatına zilletle itaat etmek, boyun eğ­mek, emrine bağlı kalmak, içinde bulundukları büyük nimetlere karşılık hamd ve şükürde bulunmak üzere Allah’ın haşyet ve azabından korkup ağlayarak secdeye kapanırlardı.

İbni Kesir şöyle der: Bu ayet-i kerime ile kastedilenin bütün peygamberler olduğunu destekleyen hususlardan birisi de, Yüce Allah’ın En’âm süresindeki şu buyruklarını andırmasıdır: “Bu bizim İbrahim’in lehine kavmine karşı ver­miş olduğumuz delilimizdir. Biz kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz. Şüphesiz ki, Rabbin Hakim’dir, her şeyi hakkıyla bilendir. Ona İshâk ile Yakub ‘u bağışladık. Her birine hidayet verdik. Daha önce de Nuha hidayet ver­miştik. Onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyûb’a, Yusuf a, Musa’ya ve Harun’a da (hidayet vermiştik). Biz iyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırı­rız. Zekeriyya ya, Yahya’ya, İsa’ya, İlyâs’a da (hidayet vermiştik). Hepsi salih-lerdendi. İsmail’e, Yunus’a ve Lût’a da (hidayet verdik). Her birini âlemlere üstün kıldık. Onların atalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarını da (derecelerini yükselterek) seçtik, onları doğru bir yola da ilettik… Bunlar Al­lah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir; sen de onların hidayetlerine uy.” (En’am, 6/83-90). Yine Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “On­lardan kıssalarını sana anlattıklarımız da vardır, anlatmadıklarımız da var­dır.” (Mü’min, 40/78). Sahih-i Buharı’ de Mücahid’den rivayete göre İbni Ab-bas’a: “Sâd suresinde secde var mıdır,” diye sormuş, İbni Abbas: “Evet,” dedik­ten sonra şu ayet-i kerimeyi okumuş: “İşte bunlar Allah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdendir. O halde sen de onların hidayetlerine uy.” Yani sizin pey­gamberiniz de kendilerine uymakla emrolunduğu kimselerdendir. Dedi ki: İşte o da, yani Hz. Davud da onlardandır. (Bilindiği gibi Sad suresi 24. ayette- Hz. Davud’un secdeye kapanıp Rabbine döndüğünden söz edilmektedir [Çeviren])

İşte bundan dolayıdır ki, bütün ilim adamları o peygamberlere uymak ve onların izledikleri yola uymak üzere secde etmenin meşruluğu üzerinde icma etmişlerdir (D. İbni Mâce’de de Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Kur’an-ı Kerim’i okuyun ve ağlayın. Ağlayamazsanız ağlar gibi yapınız.” Salih er-Murrî’den de şöyle dediği nakledilmektedir: “Rüyamda Rasu­lullah (s.a.)’tan öğrenerek Kur’an okudum. Bana: “Ey Salih!” dedi, “Bu Kur’an okumadır, peki ağlama nerede?” İbni Abbas (r.a.)’tan da şöyle dediği nakledil­mektedir: “Sizler îsrâ süresindeki secdeyi okuduğunuzda ağlamadığınız sürece secde etmekte acele etmeyiniz. Eğer sizden birinizin gözü ağlamıyor ise hiç ol­mazsa kalbi ağlasın.” [2][33]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.