VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 59. VE 63. AYET-İ KERİMELER
Peygamberlerden Sonra Gelenler Amellerinin Karşılığı, Tevbe Edenlerin Ve Cenneti Hak Edenlerin Vasıfları
59- Ama onların ardından namazı terk eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Bundan dolayı onlar cezalarını göreceklerdir.
60- Ancak tevbe ederek salih amel işleyenler müstesnadır. Onlar cennete girerler ve hiç bir haksızlığa uğratılmazlar.
61- Rahman’ın gıyaben kullarına vaad ettiği Adn cennetlerine. Şüphesiz Onun sözü yerini bulacaktır.
62- Orada boş sözler değil, sadece “selâm” sözü işitirler ve sabah akşam rızık-larını orada hazır bulurlar.
63- Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı kılacağımız cennet işte budur.
Açıklaması
“Ama onların ardından namazı terk eden, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. ” Bundan dolayı onlar cezalarını göreceklerdir. Yani bu mutlu kimseler olan peygamberlerden Allah’ın emirlerini yerine getiren, farzlarını eda edip yasaklarını terk eden, o peygamberlere tabi olan mutlu kimselerden sonra kötü bir nesil geldi.
Bu kötü nesil iman sahibi olduklarını iddia eden, fakat dinin emirlerini yerine getirmeyen kusurlu hareket eden, muhalif kimselerdi. Yahudiler, Hristiyanlar, kendilerine farz kılman namazı terk eden ve Allah’a itaate haram arzularını tercih eden fasık Müslümanlar bunlara örnektir. Bu fasıklar zina ederler, içki içerler ve yalan şahitlikte bulunarak kumar oynarlar. Dünya hayati ile yetinip onunla huzur bulurlar. İşte bunların cezaları karşı karşıya kalacakları ğay’ dır; yani onlar masiyetleri işledikleri, farzlarını da ihmal ettikleri için kıyamet gününde kötülükle, zarar ve ziyanla karşı karşıya kalacaklardır.
Daha tercihe değer görüşe göre namazın zayi edilmesinden kasıt fiilen namaz kılmamak ve farziyetini inkâr etmektir. Şevkâni gibi bazı müfessirler de şu görüştedir. Namazı vaktinden sonraya bırakan yahut da namaz farzlarından birisini, şartlarından birisini ya da rükünlerinden birisini terk eden kimse namazı zayi etmiş olur.
Seleften, haleften ve önder imamlardan bir grup da bu görüştedir. Nitekim Buharî ve Nesaî dışında kalan Kütüb-i Sitte sahipleri ve İmam Ahmed bu doğrultuda bir hadis rivayet ederler. İmam Ahmed’den meşhur olan görüş ile Şafiî’nin görüşüne göre namazı terk eden tekfir edilir, buna sebep de şu hadis-i şeriftir: “Kişi ile küfür arasındaki sınır namazın terkidir.” Bir diğer hadis de Ahmed, Tir-mizî, Nesaî ve İbni Mace tarafından Büreyde’den şöylece rivayet edilmiştir: “Bizimle onlar (kâfirler) arasındaki ahid namazdır. Kim onu terk ederse kâfir olur.”
Daha sonra Yüce Allah az önce geçen cezadan tevbe edenleri istisna ederek şöyle buyurmaktadır:
“Ancak tevbe edip iman ederek salih amel işleyenler müstesnadır. Onlar cennete girerler ve hiç bir haksızlığa uğratılmazlar.” Namazı terk etmek, arzularının ardından gitmek gibi günahlarından tevbe ederek Allah’a itaate dönen, O’na iman eden ve salih amel işleyenler Rablerinin cennetine girerler. Allah onların günahlarını bağışlar. Çünkü fukahanm sözünü ettiği bir hadis-i şerifte olduğu gibi “tevbe kendisinden önceki şeyleri yıkar.” İbni Mace’nin İbni Mes’ud’dan naklettiği bir diğer hadis-i şerifte de şöyle denmektedir: “Günahtan tevbe eden bir kimse günahı olmayan kimse gibidir.” İşte bunların ecirlerinden bir şey eksiltilmeyecektir. İşledikleri ameller az olsa dahi. Çünkü daha önceki amelleri artık yok olmuştur, unutulmuştur. Bu da Kerim, Latif ve Halîm olan Allah’tan bir lütuf ve bir rahmetin tecellisidir.
Buradaki istisna Yüce Allah’ın şu buyruklarını andırmaktadır: “Onlar ki, Allah ile birlikte başka bir ilâha ibadet etmezler. Allah ‘m haram kıldığı canı öldürmezler. Meğer ki, hak ile ola. Zina da etmezler… Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenlerin Allah günahlarını hasenata dönüştürür. Allah mağfiret edendir, rahmet edendir.” (Furkân, 25/68-70).
Daha sonra Yüce Allah günahlarından tövbe edenlerin girecekleri cennetin niteliklerini şöylece belirtmektedir:
Rahman’ın gıyaben kullarına vaad ettiği “Adn cennetlerine. Şüphesiz O’nun sözü yerini bulacaktır.” Oralar ebedi kalınacak cennetlerdir. Rahman olan Allah bu cennetleri gıyaben iyi kullarına vaad etmiş, onlar da orayı görmedikleri halde ona iman etmiştir. Çünkü imanları güçlüdür ve çünkü Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşir, asla gecikmez. Allah’ın vaad ettiği şeylerden birisi de cennettir. Oraya muhakkak surette gireceklerdir. Yüce Allah’ın: “Şüphesiz O’nun sözü yerini bulacaktır.” sözü, böyle bir şeyin gerçekleşeceğini, bunun sabit olduğunu tekit etmektedir. Şüphesiz Allah verdiği sözünde değişiklik yapmaz, onu değiştirmez. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O’nun vaadi gerçekleşir. ” (Müzzemmil, 73/18) yani kaçınılmaz olarak yerini bulur.
“Orada boş sözler değil, sadece selâm sözü işitirler.” Cennet ehli olan o iyi kimseler, orada işe yaramaz yahut anlamsız, değersiz veya hiç bir mana ifade etmeyen gevezeliklerden ibaret sözler -dünyada bazen görüldüğü gibi- işitmezler. Fakat onlar birbirlerine verdikleri selâmı yahut meleklerin onlara verdikleri selâmı işitirler. Bu da onlara güven ve huzur duygusu verir. Onlar rahat ve mutluluğun en ileri derecesindedirler.
Yüce Allah’ın, “Sadece selâm sözü” buyruğu münkatı’ bir istisnadır; şu ayette olduğu gibi: “Orada ne batıl ne de günahı gerektiren bir söz işitirler. Ancak selâm, selâm diye bir söz işitirler.” (Vakıa, 56/25-26).
“Ve sabah akşam rızıklarını orada hazır bulurlar.” Canlarının çektiği yiyecek ve içecekler sabah akşam vakitleri süresine göre getirilir. Yani sabah kahvaltı vakti ile akşam üzeri “öğleden sonra” yemek vakitlerinde. Çünkü orada gece ve gündüz yoktur. Ancak dünya hayatında gündüzün bu iki vakti ka-darlık sürelerde gelir. Bu yemekleri ardı arkasına geçen sürelerde getirilir ve onlar birtakım ışık ve ırmakların akışından bunu anlarlar. Nitekim İmam Ah-med ve Buharî ile Müslim Sahtelerinde Ebu Hureyre’nin şöyle dediğini rivayet ederler: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Cennete ilk olarak girecek grubun yüzleri ayın ondördünü andıracaktır. Orada tükürmeyecekler, sümkürmeyecek-ler, def-i hactette bulunmayacaklardır. Kapları, tarakları altın ve gümüştendir. Onların buhurdanlıklarındaki buhurları uluvve denilen bir ağaçtandır. Terleri misktir. Onların her birisine iki zevce vardır. Bu zevcelerin bacaklarının kemik iliği güzelliklerinden dolayı etin arkasından görülecektir. Aralarında herhangi bir ayrılık herhangi bir düşmanlık yoktur. Kalpleri tek bir insanın kalbi gibi olacaktır. Sabah akşam Allah’ı teşbih edeceklerdir.” İşte sabah akşam, mutedil olarak yemek yiyenlerin yemek vakitleridir. Oburlar ise ne zaman isterlerse yerler. [1][34]
Cenneti Hak Etmenin Sebepleri:
“Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı kılacağımız cennet işte budur. ” Şu göz kamaştırıcı niteliklerle anlattığımız cennet, takva sahibi olan kullarımıza miras olarak vereceğimiz cennettir. Bunlar ise bolluk zamanlarında da sıkıntılı zamanlarında da Yüce Allah’a itaat eden kimselerdir. Yani biz o cenneti, tıpkı mirası mülk edinmek gibi kendilerine halis, katıksız bir hak olarak vereceğiz. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Namazlarında huşu sahibi müminler gerçekten felah bulmuşlardır… İşte onlar Firdevs’i miras alan gerçek mirasçılardır. Onlar orada ebediyyen kalıcıdırlar.” (Müminûn, 23/1-11). [2][35]