VEHBE ZUHAYLİ’NİN (RH.A) BAKIŞ AÇISIYLA BAKARA SURESİ 284. VE 286. AYETLER

Göklerin Ve Yerin Hakimiyeti Allah’ındır, O’nun Bilgisi Her Şeyi Kuşatmıştır, O Kullarını Davranışları Ve Niyetlerinden Dolayı Hesaba Çekecektir.
284- Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi-dınr. Allah her şeye kadirdir.
Açıklaması
Yüce Allah bu ayet-i kerimede göklerin, yerin, onlarda ve aralarında bulunanların kendisinin mülkiyetinde olduğunu, her ikisinde olan her şeyi görüp onlardan haberdar olduğunu gizli-açık ve kalplerde bulunanların -istediği kadar küçük ve gizli olsun- O’na gizli olmayacağını, kullarının yaptıklarından ve kalplerinde gizlediklerinden dolayı onları hesaba çekeceğini -İbni Kesir*in de-dediği gibi haber vermektedir.
Mülkiyetiyle, yaratmasıyla, işlerini çekip çevirmesiyle ve ilmiyle kuşatmasıyla göklerde ve yerde ne varsa yalnız O’nundur. O her şeyi bilendir. Kalplerinizde bulunan kötülükleri ve kötülük işleme kararlarını açığa vursanız da, insanlardan bunları saklayıp gizleseniz de muhakkak Allah bunlara karşılık sizi hesaba çekecek, ondan dolayı sizi cezalandıracaktır. Yaptığınız hayırsa hayır, şer ise şer olarak karşılığını göreceksiniz.
O lütfuyla kullarından dilediği kimselere mağfiret eder. Cezalandırmayı dilediği kimseleri de cezalandırır. Allah’ın mağfiretine nail olmaya yardımcı olan hususlardan birisi de, kulunu tevbe etmeye, salih amel işlemeye muvaffak kılmasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Rabbimiz, senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Tevbe edenlere ve senin nuruna uyanlara mağfiret buyur. Onları cehennem azabından koru. Rabbimiz, onları, onların babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanları da kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine sok. Çünkü sen Aziz ve Hakîm olansın. Bir de onları kötülüklerden koru. Sen kimi kötülüklerden korursan, o günde ona rahmet buyurdun, demektir. Bu ise büyük kurtuluşun ta kendisidir.” (Mü’min, 40/7-9).
Allah’ın kullarını hesaba çekmesi ise bütün amellerine onları muttali kılması, sonra da bu işi ne diye yaptıklarını sormasıdır. [1][53]
Peygamberlerin Risaletlerine İman Ve Tarata Göre Mükellefiyet
285- O Peygamber kendisine Rabbin-den indirilene iman etti, müminler de. Onların her biri Allah’a, O’nun meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “Peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırmayız. Dinledik, itaat ettik. Rabbimiz, senden mağfiret dileriz; dönüş ancak sanadır” dediler.
286- Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez. Kazandığı kendisine, yaptığı da aleyhinedir. Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıy-sak bizi sorguya çekme. Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bize mağfiret buyur ve bize merhamet eyle. Sensin bizim mevlâ-mız. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et.
Nüzul Sebebi
Bundan önceki ayet-i kerimede, “Ayetlerden Çıkan Hükümler” başlığı altında Müslim ve Ahmed’in Ebu Hureyre’den yaptıkları rivayette bu ayetin nüzul sebebi açıklanmıştır. Müslim ve başkaları da İbni Abbas’tan buna yakın bir rivayette bulunmuşlardır. [2][54]
Açıklaması
Yüce Allah peygamberinden ve müminlerden inancın esaslarına iman. ettiklerinden söz edip haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır: Allah’ın peygamberi Muhammed ve onun risaletine iman edenler, Muhammed’in kalbine Rabbi tarafından indirilen itikada dair buyruklara ve hükümlere kat’î bir bilgi ve tam bir itminan ile inandılar, tasdik ettiler. el-Hakim’in Müstedrek’inde rivayet ettiğine göre bu ayet-i kerime Resulullah (s.a.)’a nazil olunca, “İman etmesi onun için bir haktır” diye buyurmuştur.
Onların her birisi, Allah’ın varlığına, birliğine, yaratmadaki hikmetinin eksiksizliğine, Allah ve rasulleri arasında vahiy getirmek ve elçilik yapmak gibi bir çok görevleri bulunan meleklerin varlığına, insanları hidayete erdirmek için Allah’ın üzerlerine kitaplar, sahifeler indirmiş olduğu şerefli rasullerine iman etmişlerdir. Hepsi de şöyle derlemimiz ilke itibariyle risalet ve teşri bakımından peygamberler arasında fark gözetmeyiz ve onların davetleri birdir. Bu da Allah’ın varlığını, birliğini kabul etmek, ahlâkın üstün değerlerine çağırmaktır. Bundan önceki bir ayet-i kerimede geçen, “İşte biz bu peygamberlerin bazısını bazısına üstün kıldık.” (Bakara, 2/253) buyruğundaki peygamberler arasında fazilet farkına gelince, bu, risalet ve teşriin dışında kalan diğer bir takım meziyetler hakkında söz konusudur. Ayrıca bu buyrukta Muhammed’e iman eden müminlerin, bazı peygamberlere iman edip diğer bir kısmını inkâr eden Kitap Ehl’inden üstün bir fazilete sahip olduklarına da bir işaret vardır.
Müminler dediler ki: Rasul bize vahyi tebliğ etmiştir. Biz onun sözünü üzerinde durup düşünerek, anlayarak, kabul ederek dinledik, verilen emirlere boyun eğerek, bağlanarak itaat ettik. Bütün emir ve yasakların dünya ve ahi-ret mutluluğu için olduğuna inanarak bunu yaptık.
Onlar Yüce Allah’tan, dünyada günahları örtülerek, ahirette de cezalarının verilmesini umarak mağfiret dilerler. Adeta, “Bütün işlerimizde tasarruf sahibi sensin, dönüş sanadır, senin huzuruna varılacaktır. Sen bize dilediğini yaparsın” derler. Hz. Cebrail dedi ki: “Muhakkak Allah sana ve ümmetine güzel bir şekilde övgüde bulunmuştur. İşte sana isteğin verilecektir.” Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Allah hiç bir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez” ayetini okudu ve oradaki dileklerin verilmesini istedi.
Allah kimseye takatinden fazlasını yüklemez. Bu Yüce Allah’ın onlara olan lütuf ve merhametinden dolayıdır. Yüce Allah’ın, “İçinizdekini açıklasınız da gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker” buyruğunda Ashab-ı kiram’m korkup çekindikleri şeyi açıklayan işte bu ayet-i kerimedir. Yani Yüce Allah eğer hesaba çekecek ve soracak olursa, böyle hesaba çeker ve sorar. Fakat O, ancak kulunun def etme ve yapmama imkânı bulduğu şeyler dolayısıyla azap verir. Kulunun savma gücü olmayan vesvese ve nefsî telkinlere gelince, hiç bir kimse bundan mükellef tutulmaz. Şunu bilmek de gerekir ki, kötü vesveseden nefret duymak imandan gelir.
Ağır tekliflerin yapılmayacağına, kolay tekliflerin yapılacağına ise Kur”an-ı Kerim’in bir çok ayetinde işaret edilmiştir. Yüce Allah’ın şu buyrukları bunlara misaldir: Allah size kolaylığı diler, sizin için güçlük dilemez.” (Bakara, 2/185); “Ye dinde sizin için herhangi bir zorluk konmamıştır.” (Hac, 22/78).
İnsan ruhunun, ağır olmayan ve katlanüabilen teklifin sınırları içerisine giren bir takım amelleri vardır; hayır kabilinden kazançları veya kötülüklerden aleyhine elde ettiklerini gerçekleştirirken yaptığı türden ameller… Buna karşılık hasardan kazançları için sevap vardır. Masiyetlerden elde ettiği serler için de cezalandırılması söz konusudur.
Kötülük kazanmak için “iktisâb” tabirinin kullanılması, kötülük işlemek için insanın kendisini zorlaması, sıkıntıya katlanması, plan kurması, tabiat ve örflerle çatışmasını gerektirdiğindendir. Hayrın kazanılması için fazla bir gayrete ihtiyaç yoktur. Çünkü Yüce Allah’ın insan tabiatına yerleştirdiği şey hayırdır, hayır işlerine temayülüdür. Hayır işlemekle nefis rahat eder. Hayır işlemek için korkmaya, tedbirler almaya gerek yoktur. Ruhunu arındıran ve yaratanın önünde zayıflığını, o büyük imtihan gününde ona muhtaç olduğunu, Allah’ın ve insanların önünde korkunç, kapsamlı ve inceden inceye hesabın sıkıntılarından kurtulma ihtiyacı hisseden insan hayra yönelir.
Daha sonra Yüce Allah kullarına şu duayı yapma irşadında bulunmaktadır; ayrıca bu duayı kabul edeceğini de onlara garantilemiştir. Bu dua şudur: “Rabbimiz, unuttuk yahut yanıldıysak bizi sorguya çekme!” Yani unutarak bir farzı terk eder yahut bir haram işler veya şer*î yönünü bilmediğimiz için amelimizde doğru olanın hangisi olduğunu yanılarak tespit edemezsek, bundan dolayı bizi cezalandırma! Bunu İbni Mace, Beyhakî, Taberanî ve Hâkim’in Ebu Zerr, İbni Abbas ve Sevbân’dan rivayet ettikleri Resulullah (s.a.)’ın şu buyruğu da desteklemektedir: “Muhakkak Yüce Allah ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve yapmak üzere zorlandıkları şeyleri bana bağışlamıştır.”
“Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme!” Yani İs-railoğullan gibi bizden önce geçmiş ümmetlere yüklediğin gibi -güç yetirecek olsak dahi- ağır işler yapmayı bize yükleme. Meselâ İsrailoğullan’nın tevbesinin kabulü tevbe eden kimsenin kendini öldürmesi ile oluyordu. Zekât olarak malın dörtte birini vermeleri, necis olduğu vakit elbiseden necasetin bulaştığı yeri kesmeleri istenmişti. Resulullah (s.a.)’m risaletinde ise hafifletme, kolaylaştırma, müsamaha ve kolaylık vardır. Çünkü o bütün ümmetlere bağışlanmış rahmet peygamberidir. el-Hatîb ve başkalarının Hz. Cabir’den rivayetine göre Resulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Ben müsamahakâr, Hanîfdini ile gönderilmiş bulunuyorum.”
“Rabbimiz güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme.” Yani altından kalkamayacağımız sorumluluklarla musibet ve belâlarla bizi yükümlü tutma. Güç yetiremeyeceğimiz fitnelere bizi müptelâ kılma. “Bizi affet!” Senin bildiğin bizimle senin arandaki kusur ve yanılmalarımızı affet! “Bize mağfiret buyur!” Bizimle senin kulların arasındaki günahları bağışla! Onları kusurlarımıza ve çirkin amellerimize muttali kılma. “Bize merhamet eyle!” Gelecekte karşılaşacağımız hallerde sen tevfikinde bizleri bir diğer günaha düşmekten koru!
Dikkat edilecek olursa, unutma ve yanılmadan dolayı sorumlu tutulmamak arkasından affedilmeyi, ağır yükün yükletilmemesi de mağfireti gerektirir. Güç yetirilemeyen şeylerin yükletilmemesi de merhameti gerektirir.
“Sensin bizim Mevlâmız!” İşlerimizin maliki ve yardımcımız sensin. Sana güvenip dayandık. Yardımı senden isteriz. Dayanağımız sensin. Bütün güç ve takatimiz ancak seninledir.
“Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et!” Senin dinini reddeden, vahdaniyetini ve peygamberinin risaletini inkâr eden, senden başkasına ibadet eden, seninle birlikte kullarının bir kısmını sana ortak koşanlara karşı bizlere yardım et, bizi onlara karşı muzaffer kıl! Dünya ve ahirette onlara karşı güzel akıbet bizim olsun. Muaz (r.a.) bu sureyi bitirdiğinde “âmin” derdi.
Yüce Allah bu duayı kabul edeceğine dair teminat vermiştir. Müslim’in Sahih’iade Ebu Hureyre’den Resulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Allah, (Evet) kabul ettim, diye buyurdu.” İbni Abbas’tan da şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.) dedi ki: “Allah, ‘Bunu yaptım (duanızı kabul ettim)’diye buyurdu.” [3][55]