ATALAR DİNİ
Hamd, sena ve övgülerin en güzeli, ezelde ve ebedde var olan, lutfuyla kainatı ve bizleri yaratıp var eden, sayısız nimetlerle yaşatan ve rahmetiyle doğru yolu gösteren Allah (cc.)’a mahsustur.
Salat ve selam da, alemlerin Rabbi tarafından sevilen, insanların ise tanıyıp, idrak edebilme nisbetînce sevebildikleri, efendimiz, önderimiz, rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) ya, a’line, ashabına ve O’nun yolunu izlemeye çalışan ümmetinin üzerine olsun.
*İnsanın yaşadığı çevrenin onun şekillenmesinde çok büyük bir rolü bulunmaktadır.
*Ebû Hureyre radıyallahu anh, “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu” demiştir:
“Her doğan çocuk, mutlaka İslam fıtratı üzere doğar. Ancak anasıyla babası onu Yahudi veya Hristiyan ya da Mecusi yaparlar.”
(A’râf – 172) Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şahit olduk’ demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.
(A’râf – 173) Yahut «Daha önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk mı edeceksin?» dememeniz için (böyle yaptık).
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere vahyin ışığında hayatını ikame etmeyen bütün topluluklar heva ve heveslerine meylederek geçmişe karşı ölçüsüz saygı besleyerek atalarının doğru yolda olup olmadığını araştırmadan, soruşturmadan izini takibe koyulmuşlardır. Bu da onların yeni bir din yeni bir yol izinden gittiğini göstermektedir ki bu da “atalar dini”dir.
Kur’an-ı Kerim Allah’ın indirdiğine uyun çağrısını yaptığında karşısında duran kavram “atalar dini” olmuştur. Kur’an da atalar dini ile ilgili olarak şu ayetler yer almaktadır;
* (Bakara – 170) Onlara (müşriklere): Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, «Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?
*Atalar dini, geçmişe karşı beslenen ölçüsüz saygı ve sevgi üzerine kurulan bir sistemdir.
*Cahiliyye döneminde müşriklerin, Kâbe-i muazzamaya hürmet ettikleri, her yıl örtüsünü değiştirdikleri ve oraya ibadet niyetiyle gelenlere ikramda bulundukları malûmdur. İbadeti ve duayı teşvik niyetiyle, birbirlerini alkışladıkları ve ıslık çaldıkları da nass ile sabittir.
(Bakara – 171) (Hidayet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.
Yani onlar hakkı işitmemekte, sağırlar gibi, Kur’an’dan yararlanmamak açısından da kör ve dilsizler gibidirler. “Bağırıp çağırıştan başka bir şey duymayan” yani sadece sesi işitip ne anlama geldiğini kavrayamayan kimseler… Bunlar öğüdü işitip onun üzerinde düşünmemek açısından hayvanlar gibidirler. Bu hayvanlar çobanlarının seslerini işitir, fakat ne söylediğini anlayamaz. İşte bunlar da verilen öğütleri akıllarıyla kavrayamazlar. Nida (bağırmak, seslenmek) uzaktaki için yapılır, dua (çağırmak) ise yakına yapılan seslenişi ifade eder. Kâfirlerin içinde bulundukları şaşkınlık, sapıklık ve bilgisizliklerinin misali, kendilerine söylenen sözleri hiç bir şekilde anlayamayan, otlaklarda yayılan davarlar gibidir. Çobanları bunlara seslendiğinde yani onları doğrultacak şeylere çağırdığında bu davarlar çobanın ne söylediğini anlayamaz, kavrayamaz, sadece onun sesini işitir; o kadar. (Tefsirül Münir)
Rabbim gerçek dini kaynağından öğrenip atalardan (dine ters olarak) gelen yaşantıdan ve inançtan bizleri muhafaza buyursun. (AMİN)