NİMETLER ÜZERİNDE Kİ TEFEKKÜR -2-
“Allah sizi annelerinizin karnından siz hiç bir şey bilmez halde iken çıkardı. Size, şükredesiniz diye kulaklar, gözler ve gönüller (düşünen kafalar) verdi. Ta ki şükredesiniz.”(Nahl/78)
Burada onlara doğduklarında bir hayvan yavrusundan daha cahil ve muhtaç bir halde oldukları, fakat Allah’ın onlara işitecek kulaklar, görecek gözler ve düşünen akıllar verdiği hatırlatılmaktadır. Bu nimetler onların dünyevi işlerini mükemmel bir şekilde yürütmelerine yarayan bilgileri elde etmelerini sağlamıştır. O denli ki bu duyu organları insanın dünyadaki her şeye hükmetmesini sağlayan yegane araçlardır.
Yani, “size bu gibi nimetleri veren Allah’a şükretmelisiniz. Eğer siz kulaklarınızla Allah Kelamı dışındaki her şeyi işitir, gözlerinizle Allah’ın ayetleri dışındaki her şeyi görür ve size bu nimetleri veren hariç her konuda iyi düşünürseniz, bu sizin nankörlüğünüzdür.”
Gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
Bu Allah’ın kudret ve hikmetinin mükemmel olduğuna dair bir diğer delildir. Çünkü Allah Teâlâ şayet kuşu, uçabileceği bir biçimde; havayı da, kendisinde uçulabilecek bir biçimde yaratmasaydı bu mümkün olmazdı. Zira, Allah kuşa açıp sonra kapatacağı kanatları vermiş, havayı da, delmenin ve içine nüfuz etmenin kolay olacağı güzel ve ince, latif bir biçimde yaratmıştır. Eğer böyle olmasaydı, uçmak mümkün olmazdı.
Hak Teâlâ’nın, “Onları orada, Allah’tan başkası tutmuyor” buyruğuna gelince bu, “Kuşun bedeni, ağırdır. Ağır cismin ise havada, altta bir desteği, üstte de bir bağı olmaksızın muallakta, askıda kalması mümkün değildir. Binâenaleyh onu, o havada tutanın, Allah Teâlâ olması gerekir” demektir. Sonra, bu ifadenin zahirinden, kuşun havada kalması, kendi fiili ve kendi iradesi ile meydana gelmiştir. Böylece, kulun fiilini yaratanın, Allah olduğu kesinlik kazanır.
Nahl 78- Allah sizi annelerinizin karnından çıkardığı zaman hiçbir şey bilmiyordunuz. Şükredesiniz diye size işitme (duygusu), gözler ve gönüller verdi.
79- Göğün boşluğunda Allah’ın emrine boyun eğdirilerek uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için âyetler (ibretler) vardır.
80- Allah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuğunuzda ve gerekse konaklama zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız hafif evler (çadırlar v.s.) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (giyinecek, kuşanacak, serilecek ve döşenecek) bir eşya ve ticaret malı yaptı.
81- Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) yarattı. İşte böylece Allah müslüman olasınız diye üzerinize nimetini tamamlamaktadır.
82- Buna rağmen eğer yüz çevirirlerse, ey Muhammed! Artık sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğden ibarettir.
83- Hem Allah’ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir. (Nahl/78-83)
Buna göre şayet, “sonra onu inkâr ederler” ifadesindeki summe (sonra)’nin manası ne demektir?” denilirse, biz deriz ki:
Bu, onların, hele bildikten sonra bu nimetlere nankörlük etmelerinin aklın alamayacağı bir şey olduğuna delalet etmek içindir. Çünkü, nimeti görüp, bilip tanıyanın yapması gereken şey, onu inkâr etmek değil, kabul ve (Allah’ın bir nimeti olarak) ikrar etmesidir.
Nimetten Maksat
Bu ayetteki “nimet” ile de neyin murad edildiği hususunda da şu izahlar yapılmıştır:
Kadî şöyle der: “Bununla, Allah Teâlâ’nın, geçen ayetlerinde bahsettiği bütün nimetlerinin nevileri kastedilmiştir. Onların o nimetleri inkâr etmelerinin manası ise, onların bu husustaki şükür ve ibadetleri sırf Allah’a tahsis etmemeleri; tam aksine, o nimetler için başkasına teşekkürde bulunmalarıdır…
“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.”(Bakara/164)
Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal/22)