VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 53. VE 55. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Yaptıkları Harcamaların Ve Namazlarının Sevabının Boşa Gitmesi
53- De ki: “İster isteyerek, ister istemeyerek harcayın, sizden kabul olunmayacaktır. Çünkü siz, fâsıklar güruhu oldunuz.
54- Harcamalarının kabul edilmesine engel olan, sadece onların Allah’ı ve Rasûlünü inkâr etmeleri, namaza üşe-ne üşene gelmeleri ve harcamalarını istemeye istemeye yapmalarıdır.
55- Onların ne malları, ne de çocukları seni imrendirsin. Allah bunlar yüzünden, ancak kendilerini dünya hayatında azaba uğratmayı ve canlarının, onlar kafir iken, güçlükle çıkmasını ister.
Açıklaması
Ey Peygamber! Münafıklara de ki: Allah yolunda ve daha başka hayır yollarında isteyerek veya istemeyerek yaptığınız harcamalarınız asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz Allah’ı ve Rasûlünü inkâr ettiniz. Rasûlün getirdiği din ve ahirette amellerinize ceza verileceği konularında hep şüphe içinde oldunuz. Siz imandan çıkmış, isyankâr, fâsık kimselersiniz. Ameller imanla sahih olur ve: “Allah ancak müttakilerden kabul eder” (Mâide, 5/27). Allahü Teâlâ’nın: “Çünkü siz, fâsıklar güruhu oldunuz” sözü, onların harcamalarının reddolun-masmın dünya ve ahirette kabul olunmasının sebebini bildiriyor.”İster isteyerek, ister istemeyerek” sözünün manası, Allah’tan ve Rasûlünden gelen bir emirle olsun veya olmasın, ya da başınızdakilerin baskısı olmaksızın itaatkâr olarak demektir. Münafıkların başındakiler, yarar gördükleri için nifaka teşvik ediyorlardı.
Kabul edilmeme, genel anlamda fısk olmasından dolayı değil, aksine fışkın küfür mahiyeti taşımasından dolayıdır. Onun için Cenabı Hak: “Harcamalarının kabul edilmesine engel olan…” ayetinde bunu açıklıyor. Yani infakları kendilerinde şu üç sıfat toplandığı için kabul edilmez: Allah’ı ve Rasûlünü inkâr, namazı üşene üşene kılmaları ve harcamalarını istemeye istemeye yapmaları. Onlar Allah’ı, Rasûlünü ve onun Allah’tan getirdiğini inkâr ettiler. Halbuki ameller ancak imanla sahih olur. Üşene üşene namaz kılıyorlar, çünkü onlar namazlarıyla herhangi bir sevap umuyorlar. Nitekim Yüce Allah: “Gerçi bu Allah’tan korkanlardan başkasına elbette zor gelir” (Bakara, 2/45) buyuruyor.
Allah yolunda cihad, ya da başka konularda onlar istemeye istemeye harcamada bulunurlar. Çünkü onlar, itaat maksadıyla değil, görünüşü kurtarmak ve nifaklarını örtmek için harcamada bulunurlar. İnfakı bir zarar sayarlar. Halbuki Peygamber (s.a.) şöyle haber vermiştir: “Siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah güzeldir, güzeli kabul eder. Onun için Allah bu münafıklardan infak ve amel kabul etmez. O, müttakilerden kabul eder. Çünkü münafıkların itaati, zoraki ve istemeyerektir.”
Ey peygamber ve ey bu sözlerimi duyan kişi! Onların malları, çoluk çocukları ve Allah’ın verdiği diğer nimetleri seni imrendirmesin. Çünkü bunlar, kendileri için meşakkat ve afet sebebidir.
Onların dünya malları, onlar için bir işkence sebebidir. Onları toplamak için yoruldukları gibi, korunması gibi şeyler için de çeşitli huzursuzluk ve tedirginliklere katlanırlar. Sonra onları istemeyerek, cihad ve zekât olarak, Allah yolunda ve müslümanları kuvvetlendirmek için harcarlar. Yine, çoluk çocukları, belki savaşlarda ölür. Onlar buna çok üzülürler. Ahirette ise, salih ameli boşa çıkaran küfürle öldükleri için, şiddetli bir şekilde azaplandırılırlar. Böylece mal, çoluk çocuk, onlar için istidraç kabilinden olur. Sonuçta dünya ve ahireti kaybederler. Bu, açıkça bir hüsrandır. Nimetlerle istidraç: Kişi masiyet üzere kaldığı halde ona mallarla mühlet vermektir: “Onlara mühlet vermemiz, ancak günahlarını arttırmaları içindir” (Âl-i İmran, 3/178).
Onlar, aslında dünya menfaatlarmın kendileri için azap ve bela olduğunu bilmiyorlar. Buradan anlaşılıyor ki nifak, dînî ve dünyevî bütün afetleri içine alan, dînî ve dünyevî bütün iyilikleri yok eden tehlikeli bir hastalıktır.
Şu ayetler de aynı konuyu açıklamaktadır: “Onlardan bir kısmına verdiğimiz dünya malına iki gözünü dikme! Biz onları imtihan etmek için verdik. Rab-binin verdiği rızık ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır” (Tâ-Hâ, 20/131). “Onlar kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla bizim hayırlarına acele ettiğimizi mi sanıyorlar?” (Müminûn, 23/56). [1][38]