VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 73. VE 74. AYET-İ KERİMELER
Kafir Ve Münafıklarla Cihad Ve Bunun Sebepleri
73- Ey peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı sert ol. Onların yerleri cehennemdir. O, ne çirkin bir dönüş yeridir.
74- Söylemediklerine dair Allah’a yemin ederler. Şüphesiz o küfür kelimesini söylemişlerdir. Onlar, müslüman-lıklarını ilan ettikten sonra kâfir oldular ve ulaşamadıkları bir şeye yeltendiler. Halbuki intikam almaya kalkışmaları için, Allah ve peygamberinin, keremiyle onları zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep de yoktu. Eğer tevbe ederlerse, onlar için hayırlı olur. Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, Allah onları, dünyada da (öldürülmekte) ahi-rette de pek acıklı bir azapla azaplan-dırır. Onlar için yeryüzünde bir veli ve bir yardımcı yoktur.
Açıklaması
Cihad üç çeşittir: Açık düşmanla cihad, şeytanla cihad, nefis ve hevâ, hevesle cihad. “Ve Allah (yolun)da hakkıyla cihad edin” (Hac, 22/78); ‘Ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin” (Tevbe, 9/41) ayetleriyle Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn Hibbân ve Hakim’in Enes b. Mâlik’ten rivayet ettiği: “Müşriklerle, mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad edin” hadisi, üç cihâd şeklini de içine alır. Dille cihad: Delil ve burhan ileri sürmektir.
İbni Kesir, Emiru’l-Müminin Ali b. Ebî Talib’in şöyle dediğini rivayet eder: “Resulullah (s.a.) dört kılıçla gönderildi:
1- Müşriklerle ilgili kılıç: “O haram olan aylar çıktığı zaman, artık o müşrikleri nerede bulursanız, öldürün” (Tevbe, 9/5).
2- Kâfirlerle ilgili kılıç: “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle hakir ve zelil, kendi elleriyle cizyelerini verinceye dek savaşın” (Tevbe, 9/29).
3- Münafıklarla ilgili kılıç: “Ey peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et” (Tevbe, 9/73).
4- Bağilerle (isyankârlarla) ilgili kılıç: “O tecâvüz edenle Allah’ın emrine dönünceye kadar çarpışın.” (Hucurat, 49/9).
Bu, münafıklık gösterdikleri zaman onlarla kılıçla cihad edileceği gereğini ifade eder. Nitekim İbni Cerir et-Taberî de bu görüşü benimser. Nifaklarını gös-termezlerse onlara, imamların ittifakıyla müslümanlara yapılan muamele yapılır. Ancak, dinden dönerlerse, yahut müslüman cemaata karşı kuvvet kullanarak taşkınlık yaparlarsa veya İslâm’ın şiarı ve erkânını yerine getirmekten çekinirlerse durum değişir. İbni Abbas (r.a.): “Kâfirlerle cihad kılıçla, münafıklarla cihad dille, yani hüccet ve bürhân ileri sürmekle olur” demiştir.
Kâfir: İslâm’a inanmayan, yahut şehâdeteyni söylemeyen her kimsedir. Küfr: Allahü Teâlâ’nın nimetini örtmek ve İslâm’ı inkâr etmektir. Münafık: küfrünü örten ve onu diliyle inkâr eden kimsedir.
Ayetin mânâsı: Ey peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. Onlara karşı sert ve katı davran. Onlara muhabbet gösterme ve yumuşak davranma. Bil ki, onların gideceği yer yoktur. Onların dönüp varacağı yer ne kötü bir yerdir: “Gerçekten o, ne kötü bir karar ve ikâmet yeridir” (Furkan;, 25/66). Yani, onlar için iki azâb vardır: Cihadla dünya azabı, cehennemde de âhiret azabı.
Cihâd, gayret sarfetmekten ibarettir. Ayette, cihâdın kılıçla yahut dille, ya da başka bir yolla olacağına işaret eden bir şey yoktur. Ayet, iki fırkayla da cihâdın gerekli olduğuna delâlet eder. Mücahedenin nasıl olacağı keyfiyetine gelince, ayetin lafzı buna işaret etmez. Bu husus başka bir delilden bilinir. Bu, Razî’nin tercih ettiği sahih görüştür.
Ayetin dışındaki diğer deliller, kâfirlerle cihadın kılıçla, münafıklarla cihadın bazan delil ve burhan ileri sürmekle, bazan yumuşak davranmayı terkle, bazan da azarlamakla olacağına işaret etmektedir. İbni Mes’ûd, Cenâb-ı Hakk’ın: “Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et” sözü hakkında, bunun bazan elle (savaş silahıyla), bazan dille olacağını, bunlara gücü yetmezse, ona karşı dişlerini gıcırdatmak, ona da gücü yetmezse, kalbiyle buğzedilmesi gerektiğini söylemiştir.
Şüphesiz Allah’ın emriyle ve peygamberin hükmüyle hüküm veren, münafıklara zahiren müslümanlara muamele ettiği gibi muamele eden İslâmî siyâset, onların çoğunun tevbe etmesine ve binlercesinin müslüman olmasına neden olmuştur.
Sonra Allahü Teâlâ kâfirlerle ve münafıklarla cihad sebeblerini -sözle küfürlerini açıklamak, Resulullah (s.a.)’e suikast teşebbüsünde bulunmak, Allah’ın ayetleriyle, peygamberle ve müminlerle eğlenmek gibi- anarak şöyle buyurdu: “Söylemediklerine dair Allah’a yemin ederler.” Kur’ân münafıkların, kendilerinden rivayet olunan küfür kelimesini söylemediklerine dair Allah’a açıkça yalan yere yemin ettiklerini bildirir. Kur’ân, o küfür kelimesini, onu zikretmekten münezzeh olduğu için ve müslümanların Kur”ân’ı okurken okumamaları için anmamıştır.
Münafıklar -15 kişiydi- Hz. Peygamber (s.a.) Tebük’ten geri dönerken, ona suikast hazırlamak ve devesinden itip düşürmek üzere bir araya geldiler. Peygamberliğine ta’n ettiler, ona yalan nisbet ettiler, yapmacık peygamberlik iddiasında bulunmakla itham ettiler. İşte, Zeccâc ve Razî’nin tercihine göre, küfür söz söylemek budur.
Müslüman olduktan sonra kâfir oldular demek, müslüman olduklarını açıkladıktan sonra küfürlerini açıkladılar, demektir.
Ulaşamadıkları bir şeye yeltenmemeleri ise, Hz. Peygamber’e Tebük’ten geri dönüşünde, Akabe’de sûikasd düzenlemektir. Sahih olan görüşe göre, onların sayısı -Müslim’in rivayetinde de belirtildiği gibi- on ikidir.
Bu münafıklar İslâm’ı, dini ve Hz. Peygamber’in peygamberliğini Medine’de diğer ensar gibi fakir iken Allah ve Resulü savaş ganimetleriyle zengin kıldığı için inkâr ettiler, ayıpladılar. Nitekim, Peygamber (s.a.) ensâra şöyle demiştir: “Sizler fakirdiniz, Allah benimle sizi zengin kıldı.” Medinelilerin çoğu ihtiyaç ve geçim sıkıntısı içindeydi. Resulullah(s.a.) Medine’ye gelince, ganimetlerle onları zengin etti.
Rivayete göre, Celâs b. Süveyd (Tebük’ten geri kalanlardan biri)’in kölesi öldürüldü. Resulullah (s.a.), diyetini 12 bin olarak belirledi ve böylece o, zengin oldu.
Ortada, onların zenginliğine sebep olan İslâm’dan başka ayıplayacakları hiçbir şey yoktu. Bu, zemme benzeyen bir övgüdür.
Nifaklarından ve kötü sözlerinden, kötü işlerinden tevbe ederlerse, bu onlar için daha hayırlı ve daha uygun olur, hayra nail olurlar, Allah tevbelerini kabul eder. Bunda, onları tevbeye teşvik, ümit ve emel kapısını açmak vardır.
Eğer nifakta ısrar edip tevbeden yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve âhirette elem verici bir azâbla azâblandırır. Dünyadaki azâbları öldürülmeleri, çoluk çocuklarının, kadınlarının esir edilmesi, mallarının ganimet alınması, korku, üzüntü ve huzursuzluk içinde yaşamalarıdır. Nitekim Cenâb-ı Hak, onlar hakkında şöyle buyurur: “Eğer sığınacak bir yer, yahut mağaralar veya bir delik bulsalardı, yüzlerini sür’atle o tarafa çevirirlerdi” Tevbe, 9/57); “Her gürültüyü aleyhlerine sanırlar” (Münafıkûn, 63/4). Ahiretteki azâblarına gelince, cehennemin en altına atılmaktır.
Dünyada onların işlerini üstlenecek, onları savunacak hiçbir dostları, onlara yardım edip azabtan kurtaracak hiçbir yardımcıları yoktur. Çünkü müminler, birbirlerinin dostlarıdır. Münafıkların ise, birbirlerine dostluğu ve yardımı yoktur. Onlar için bir hayır sağlayacak ya da onlardan bir kötülüğü uzaklaştıracak hiç kimse yoktur. [1][59]