TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA ŞUARA SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
ŞUARA SURESİ
Şuara Suresi, iki yüz yirmi yedi âyettir. 187, 224 ve 227. âyetleri Medine’de diğerleri Mekke’de nazil olmuştur.
Bu mübarek sure, kâfirlerin iman etmemelerine çok üzülen Peygamberimizi teselli ederek başlıyor ve kâfirlerin inanmadıkları gerçeğin haberinin yakında onlara geleceğini beyan ediyor.
Sure-i Celilede bundan sonra Hz. Musa ile Firavun’un kıssası beyan ediliyor. Bu kıssa özetle şöyle geçiyor: Allah Teaia Hz. Musa’ya nida ediyor ve o zalim kavme gidip dini tebliğ etmesini emrediyor. Hz. Musa bunun üzerine “Rab-bim, beni yalanlamalarından korkuyorum.” diyor. Allah Teala da korkmamasını ve kardeşi Harun’la beraber gitmelerini emrediyor. Hz. Musa Firavun’a gidiyor ve onu Hak dine davet ediyor. Fakat Firavun, onu çocukken büyüttüğünü sonunda da bir adam öldürerek gittiğini söylüyor. Hz. Musa ise o işi cahilken yaptığım anlatıyor ve Firavunu, âlemlerin rabbi olan Allah’a iman etmeye davet ediyor. Firavun buna karşı çıkıyor, Hz. Musa’nın deli olabileceğini söylüyor ve kendisinden başka ilah edinmeleri halinde onları zindana atacağı tehdidinde bulunuyor.
Hz. Musa ona: “Apaçık bir deli! getirsem de mi beni cezalandıracaksın?” diyor. Firavun da: “O delili getir de görelim.” diyor. Bunun üzerine Hz. Musa asasını yere bırakıyor ve âsâ apaçık bir yılan oluyor. Elini koynundan çıkarıyor, eli bembeyaz parlıyor. Firavun bu mucizeleri gördüğü halde onun Peygamberliğine inanmıyor ve onu sihirbazlıkla suçluyor. Ve çevresindekilere ne yapılması icab ettiğini soruyor. Onlar da sihirbazları toplamasını ve Hz. Musa ile yarıştırmasını tavsiye ediyorlar.
Nihayet tayin edilen gün ve yerde Sihirbazlarla Hz. Musa karşılaşıyor. Önce sihirbazlar sihirlerini ortaya koyuyorlar sonra da Hz. Musa asasını yere bırakıyor ve âsâ onların uydurdukları şeylerin hepsini yutuyor. Bunu gören sihirbazlar hemen iman ediyorlar. Fakat Firavun onlara kızıyor, onların ellerini ve ayaklarını çaprazlama kestireceğini söylüyor. Fakat iman eden sihirbazlar onun bu tehdidine aldırmıyor ve imanlarından vazgeçmiyorlar.
Sure- Celile’de bundan sonra Firavun’un, Hz.Musa’yi takibedşinin kıssası beyan ediliyor. Hz. Musa İsraüoğullanm geceleyin Mısır’dan alıp götürüyor. Onların gittiklerini öğrenen Firavun, peşlerine düşüyor. Firavun ve ordusu Kızıldeniz’in kenarında Hz. Musa ve îsrailoğullan’na yetişiyor. Hz. Musa ve îs-railoğullan, yanlan denizden karşıya geçiyorlar. Firavun ve ordusu ise suda boğuluyor.
Sure-i Celilede, Hz.Musa ve Firavun’un kıssasından sonra Hz. İbrahim’in kıssası beyan ediliyor. Hz. İbrahim babasına ve kavmine dini tebliğ ediyor fakat onlar bu tebliği kabul etmiyorlar.
Sure-i Celilede bundan sonra, âhirette, bu dünyadayken, Allah’tan başka şeylere tapan insanlarla, kendilerine tapınılan put ve benzeri şeylerin karşılaşacakları ve onlann, tapınılmaya layık şeyler olmadıklarını görerek pişmanlıklarını dile getirecekleri ve tekrar dünyaya dönerek iyi amel işleme isteğinde bulunacakları fakat artık böyle bir isteğin kabul edilmesinin mümkün olmayacağın beyan ediliyor.
Bundan sonra Nuh (a.s.)ın kıssasına temas ediliyor. Hz. Nuh, kavmini hidayete çağırıyor ve buna mukabil kendilerinden bir ücret istemediğini beyan ediyor. Fakat onlar, kendisine tabi olan halk tabakasından insanları yanından uzaklaştırmasını istiyorlar. Hz.Nuh ise böyle bir şeyi yapamayacağını söylüyor ve kavminin kendisini dinlemediğini ve aralarında hüküm vermesini Allah Teala’dan diliyor. Bunun üzerine Hz. Nuh ve ona inananlar gemiye biniyorlar, inanmayanlar ise suda boğulup yok oluyorlar.
Bundan sonra Sure-i celilede, Âd kavmine Peygamer olarak gönderilen Hud (a.s.)m kıssası beyan ediliyor. Hud Peygamber, kavmini doğru yola davet ediyor ve bu davetine karşılık kendilerinden bir ücret istemediğini söylüyor, on-İan, yaptıkları kötülüklerden vazgeçimıeye çalışıyor. Fakat onlar, Hz. Nuh’un kendilerini ikaz etmesiyle etmemesinin bir farkı olmadığını söyleyerek onun davetini kabul etmiyorlar. Bunun üzerine de Allah Teala onlan helak ediyor.
Bundan sonra, Semud kavmine Peygamber olarak gönderilen Salih (a.s.)ın kıssası beyan ediliyor. Salih (a.s.) kavmini doğru yola davet ediyor ve bu davetine karşılık onlardan bir ücret istemediğini söylüyor, kavmini kötü davranışlardan alıkoymaya çalışıyor. Fakat kavmi onun ikazlarım dinlemiyor ve ondan bir mucize getirmesini istiyorlar. Salih (a.s.) da onlara bir mucize olarak taşın içinden çıkan bir deve veriyor ve ona bir kötülük yapmamalarını söylüyor. Fakat o azgın kavim bir gün o deveyi kesiyor ve bu sebeple de Allah’ın azabı onlan yakalayıp yok ediyor.
Sure-i celilede bundan sonra Lut (a.s.)m kıssası beyan ediliyor. Kavmini doğru yola davet eden Hz.Lut, onlan, kadınları bırakarak erkek erkeğe cinsi temasta bulunma ahlaksızlığından vazgeçirmeye çalışıyor. Fakat onlar, Hz.Lut’un bu ikazlarım dinlemedikleri gibi onu tehdit ediyorlar. Hz. Lut da kendisini ve ailesini bu azgın kavimden kurtannasi için Allah’a dua ediyor. Allah Teala da onlan helak ediyor.
Daha sonra, Eyke halkına Peygamber olarak gönderilen Şuayb (a.s.)ın kıssası beyan ediliyor. Şuayb (a.s.) kavmini doğru yola davet ediyor, davete karşılık onlardan bir ücret istemediğini söylüyor ve ölçüyü tam yapmalarını, doğru terazi ile tartmalarını ve insanlann haklarını kısarak yeryüzünde fesat çı-karmarnalannı istiyor. Kavmi ise Şuayb (a.s.)ın ikazlarını dinlemiyor, onu büyülenmiş birisi olarak görüyorlar ve üzerlerine gökten parçalar düşürmesini isteyerek meydan okuyorlar ve işte bunun üzerine bir azap bulutu çöküveriyor üstlerine. Böylece helak olup gidiyorlar.
Sure-i celilede bu kıssalara özet olarak yer verildikten sonra, Resulullah (s.a.v.)e hitaben, Kur’an’ın, onun kalbine Cebrail tarafından indirildiği, Kur’an’ın, Önceki kitaplar tarafından da anıldığı, İsrailoğullan’nın âlimlerinin de bunu bildikleri, inkarcıların, azabı görünceye kadar ona iman etmeyecekleri, azabın ise onlara, hiç farkında olmadıkları bir zamanda geleceği, Allah Tea-la’nın hiçbir memleketi, uyarıcı Peygamberler göndermeden helak etmediği, Resulullah’ın, önce yakın akrabalarını uyarması gerektiği ve kendisine uyan müminlere şefkat kanatlarını indirmesi icabettiği tavsiye ediliyor ve Allah’ın, her-şeyi çok iyi bildiği ve herşeyi çok iyi işittiği beyan ediliyor.
Sure-i celilenin sonunda, iftiracı günahkarlara şeytanların vesvese verdiği, bu azgınlann, sapık şairlere de kulak verdikleri fakat iman edip salih amel işleyen ve Allah’ı çokça zikredenlerin ve haksızlığa uğradıktan sonra haklanın geri alanların böyle olmadıkları, zalimlerin, nasıl bir yıkılışla altüst edileceklerini anlayacaktan beyan ediliyor ve Sure-i Celile bu âyetlerle sona eriyor.[1][1]
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
1- Ta,Sin,Mim.
Bu harfler, mukatta’a harfleridir. Mukatta’a harfleri hakkında, Bakara Suresinin başında açıklamalar yapılmıştır. Ancak burada geçen “Tâ, Sin, Mim” için ayrıca şunlar söylenmiştir: “Bu harfler, Allah Teala’nin isimlerindendir. Allah Teala bu sureye, kendi ismine yemin ederek başlamıştır. Yahut bu harfler, Kur’an’ın isimlerinden biridir. Allah Teala bu sureye Kur’an’in ismini zikrederek başlamıştır. [2][2]
2- Bu ayetler, Kur’an ın âyetleridir.
Bu surede Muhammed’c indirdiğimiz âyetler, bundan önce ona indirdiğimiz Kur’an’ın apaçık âyetlerindendir. Bunları düşünenler anlarlar. Akıllarım kullananlar, bunların, Allah katından olduğunu, bunlan Muhammed’in kendiliğinden uydurmadığını anlarlar. [3][3]
3- Ey Muiiümmcd, iman etmiyorlar diye neredeyse kendini mahvedeceksin. [4][4]
4- Eğer dilersek biz o inkâr, edenlerin başına gökten bir mucize indiririz de ona boyun eğmekten başka çareleri kalmaz.
Bu âyetler, Resulullah (s.a.v.)i. kendisine iman etmeyen kâfirlere karşı teselli etmekte ve onun, kâfirlerin iman etmelerini ne kadar istediğini beyan etmektedir Kullar iman edip etmemekte serbest bırakılmışlardır. Onları zorla iman ettirmeye Allah’tan başka kimsenin gücü yetmez. Eğer Allah dilerse bir mucize göndererek, iman etmeyenleri ister istemez boyun eğdirir. Ancak Allah, böyle bir şeyi dilememiştir. Zira bu, kullan kendi iradeleriyle başbaşa bırakmaya ters bir olaydır. [5][5]
5- Onlar, Rahman olan Allahtan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. [6][6]