VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 42. VE 47. AYET-İ KERİMELER
Tufanın Sona Ermesi, Geminin Kurtulması, Babasının Şefaatçi Olmasına Rağmen Hz. Nuh (A.S.)’Un Oğlunun Helak Olması
42- Gemi içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgalar üstünde gidiyordu. O sırada Nuh gemi dışında ayrı bir yerde bulunan oğluna ‘Yavrum, bizimle beraber gemiye bin. Kâfirlerle beraber olma” dedi.
43- (Nuh’un oğlu) “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nuh “Bugün Allah’ın rahmet ettiği kimseler hariç, Allah’ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur” dedi. Nihayet baba ile oğlu arasına bir dalga girdi. Böylece Nuh’un oğlu boğulanlardan oldu.
44- Nihayet “Ey arz, suyunu yut. Ey gök, yağmurunu kes” denildi. Bunun üzerine su çekildi, iş olup bitti. Gemi Cûdi dağının üzerinde oturdu. Zalim kavmi helak olsun, denildi.
45- Nuh Rabbine niyaz ederek dedi ki: “Ey Rabbim! Benim oğlum şüphesiz ki benim ailemdendir. Senin (ailemi helak etmeme şeklindeki) vaadin elbette haktır. Sen de hükmedenlerin en adilisin.”
46- Allah şöyle buyurdu: “Ey Nuh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, iyi olmayan bir amel sahibidir. O halde (gerçek yüzünü) bilmediğin bir şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman için sana öğüt veriyorum.”
47- Nuh dedi ki: “Ey Rabbim! (Bundan sonra gerçek yüzünü) bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez ve bana rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.”
Açıklaması
Gemi süratle gidiyor, bütün yeryüzünü kaplayan sular üzerinde onları götürüyordu. Nihayet dağların zirvelerine çıktı ve dağlardan 15 zira’ (yaklaşık 8 metre), bir rivayete göre 80 mil (yaklaşık 144.000 metre) yüksekliğe çıktı.
Gemi içindekilerle birlikte dağlar gibi dalgaların arasında gidiyordu. Bu durum o zaman şiddetli rüzgarların meydana geldiğine delâlet etmektedir. Maksat tufanın son derece korkulu ve dehşetli olduğunu beyan etmektir.
Gemi Allah’ın izniyle, O’nun himayesi, riayeti ve gözetimi altında yürüyordu. Bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“Sizlere bir ibret olsun ve duyabilen kulaklar iyice anlasın diye biz tufan kopup sular kabardığı zaman sizi gemide taşıdık.” (Hakka, 69/11-12)
“Biz de Nuh’u tahta ve çivilerden yapılmış bir gemiye bindirdik. İnkâr edilen Peygambere bir mükafat olarak o gemi bizim nezaretimizde akıp gidiyordu. Biz bu hadiseyi bir ibret olarak bıraktık. Hiç ibret alan var mı?” (Kamer, 54/13-15).
Hz. Nuh (a.s.)’u babalık sevgi ve şefkati kapladı. Gemi dışında ayrı bir yerde bulunan Yam veya Ken’an isminde olan oğluna seslendi. Bu Hz. Nuh (a.s.)’un dördüncü oğluydu, kâfir idi. Babası gemiye binerken onu iman etmeye ve boğulmaması için kendisiyle birlikte gemiye binmeye davet etti. Oğluna, “Yavrum, gel bizimle birlikte gemiye bin. Helak olacak olan kâfirlerden olma” dedi.
İsyankâr oğul bu suların normal bir sel suyu olduğunu, yüksekçe bir yere veya yüksek bir dağa çıkıp kurtulabileceğini zannederek babasına “Beni suda boğulmaktan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi.
Hz. Nuh (a.s.) oğluna: “Bugün Allah’ın kâfirleri cezalandırdığı azabından, Allah’ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur. Ancak Allah rahmet ettiği kimseyi korur. Kime Allah rahmet ederse o kimse korunmuştur.” Yani Allah’ın rahmet ettiği müminlerin bulunduğu yer korunmaya alınmıştır. Allah onların günahlarını çok bağışlayan ve tevbe edip kendisine yöneldikleri zaman çok merhamet edendir. Yahut rahmet edici Allah’tan başka koruyacak hiçbir kimse yoktur, demektir.
Nihayet bu tartışma esnasında baba ile oğul arasına yükselmeye başlayan su girdi. Böylece Nuh’un oğlu boğulup helak olanlardan oldu.
Bu korkunç manzara ne kadar da dehşet vericidir! Gökyüzünden boşalan sular… Yerden fışkıran sular… Gittikçe yükseliyor!. Nihayet dağların zirvelerini ve bütün yeryüzünü kaplıyor.
Gemide bulunanlar hariç yeryüzünde bulunan herkes boğulunca Allah arza kendisinden fışkıran ve üzerinde toplanan suları yutmasını, gökyüzüne de yağmuru kesmesini emretti ve ulvi nida tamamlandı. “Ey arz fışkıran suyunu yut! Ey gök yağmuru kes!” Bunun üzerine emre uyarak su çekildi, azaldı. İş olup bitti. Yani Allah’ın Hz. Nuh (a.s.)’a vaad ettiği zalim kavmin helaki tamamlandı. Gemi içindekilerle birlikte Kuzey Irak’ta Cezire bölgesindeki Musul’da bulunan Cûdi dağına oturdu.” Zalim kavim helak olsun, Allah rahmetinden uzak olsun” denildi. Çünkü zulüm ve inkâr etmeleri sebebiyle bu kavim son neferine kadar helak oldu, bunlardan hiçbir kimse kalmadı.
Hz. Nuh (a.s.)’da tekrar oğluna karşı şefkat belirdi. Çocuğunun durumunu öğrenmek için Rabbine şöyle seslendi: “Ey Rabbim, benim oğlum şüphesiz benim ailemdendir. Sen de bana benim aile efradımın kurtulacağını vaad ettin. Senin dönüşü olmayan vaadin elbette haktır. Çocuğumun durumu nedir? Sen hükmedenlerin en sağlam hüküm vericisi ve hakla en adil hükmedicisisin. Senin hükmün tam bir ilim ve hikmetle, tam bir adalet ve doğrulukla sadır olur. Sen bir kavme kurtuluşla, diğer bir kavme ise boğulmakla hükmettin.”
Rabbi ona cevap verdi: “Ey Nuh! Şüphesiz senin oğlun kurtulmalarını vaad ettiğim aile efradından değildir. Çünkü ben sana ailenden iman edenlerin kurtulacağını vaad ettim. Senin oğlun ise iyi olmayan amel sahibidir. Yani hidayet ve ıslah davetini görmezlikten geldi. Kâfirler grubuna katıldı.”
Bu ifade onun Hz. Nuh (a.s.)’un ailesinden sayılmayacağının sebebini beyan etmektedir. Cumhur ise “Senin dininin ve velayetinin ehli değildir” manasındadır. Burada muzaf hazfedilmiştir, demişlerdir.
Sen hakkında doğru bilgiye sahip olmadığın bir şeyi benden isteme. Künhüne, özüne vakıf olmadan, doğru olup olmadığını bilmediğin bir şeyi benden talep etme. Ben seni kendi nefsi arzularıma uyarak, Allah’ın mahlûkatı hakkındaki hikmeti, hükmü ve takdirini yok etmek isteyen cahiller grubundan olmaktan men ediyorum. Mananın özü şöyledir: Seni bu istekte bulunmaktan men ediyorum. Günahkârlardan olmaktan sakındırıyorum.
Hz. Nuh (a.s.)’un duası istek manası da ihtiva etmektedir. Yahut onun nidası istek olarak adlandırılmıştır. Halbuki bu nidada istek yoktur, yani istek açıkça ifade edilmemiştir. Çünkü aile efradının boğulmaktan kurtulması vaadinin zikredilmesi bu vaadin gerçekleşmesini istemektir. Bundan sonra da oğlunun kurtulmasını istedi. Yüce Allah ise gerçeğini bilmediği bir şeyi istemeyi cahillik ve ahmaklık saydı. Hz. Nuh (a.s.)’a bu ve bunun gibi cahillerin davranışlarını tekrar yapmamasını öğütledi.
Bu ayette gerçek değerin nesep yakınlığı değil, dinî yakınlık olduğuna, Allah’ın mahlûkatı hakkındaki hükmünün hiçbir peygamber veya veliye ayrıcalık yapılmadan mutlak adalet esası üzerine kaim olduğuna, peygamberlerin de şahsi görüşlerinde bazan hata edebileceklerine, onların yüksek makamlarına ve Rablerini hakkıyla bilmelerine göre bu çeşit davranışın peygamberler için günah sayılacağına, Allah’ın kâinattaki ilâhî sünnetlerine (fıtrî kanunlarına) aykırı olan bir şeyi isteyerek dua etmenin caiz olmadığına , bir velinin peygamberlere bile yasak edilen bir şeyi duasında İstemesinin cahillik olduğuna delil vardır.
Bu ifade, son derece acı bir tehdit ve gayet sert bir yasaklama olduğuna, buradaki bilgisizliğin günahtan kinaye olduğuna delâlet etmektedir. Bu çeşit ifadeler Kur’an-ı Kerim’de geçen pek yaygın bir üslûp çeşididir.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Musa cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım, dedi.” (Bakara, 2/67). Bir başka ayette ise “…. Cehalette günah işleyenler..” (Nisa, 4/17) buyurulmaktadır.
Hz. Nuh (a.s.) ve diğer peygamberlerden içtihat hatası olarak sadır olan bu çeşit hareketler en faziletli ve en kâmil olanı terk etmek şeklinde kabul edilir. Zira muttaki kulların yaptığı bazı hayırlar Allah’a çok daha yakın (mu-karrabîn) olan kimseler için günah sayılabilir. Bundan dolayı ihtar ve istiğfar etme emri verilmiştir. Bu emir “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde… O’na istiğfar et.” (Nasr, 110/1-3) ayetlerinde olduğu gibi, daha önce bir günah işlenmiş olduğuna delâlet etmez. Zira bilindiği gibi Allah’ın yardımının ve fethin gelişi, insanların Allah’ın dinine bölük bölük girişleri istiğfarı gerektiren bir günah değildir.
Yine Cenab-ı Hak bir başka ayet-i kerimede “Günahın için, mümin erkek re kadınlar için istiğfar et.” (Muhammed, 47/19) buyurmaktadır. Bütün müminler gayet tabii günahkâr değildirler. Dolayısıyla buradaki emir daha faziletli bir şeyin terk edilmesi sebebiyle istiğfar etmeye delâlet etmektedir.
Bunun için Hz. Nuh (a.s.) Rabbinden mağfiret talep ederek şöyle niyazda bulundu: “Ey Rabbim! Ben gerçek bilgi sahibi olmadığım bir şeyi işlemekten sana iltica ediyor, sana ve senin ulvi zatına sığınıyorum.” Benim bu yersiz istekte bulunma günahımı bağışlamazsan, tevbemi ve sana yönelmemi kabul ederek bana rahmet etmezsen ben amelleri boşa giden, zarara uğrayanlardan olurum. [1][14]