AHİRETTE TARTI HAKTIR VE HAKLA TARTILACAKTIR
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
AHİRETTE TARTI HAKTIR VE HAKLA TARTILACAKTIR
Hamd Âlemlerin Rabbi olan, her türlü nimeti lütfeden ve taksim eden Allah’a olsun. O’nun kulu ve elçisi olan, bizlere gönül temizliğini ve kardeşliği rehberlik eden Efendimiz Hz. Muhammed’e, âline ve ashabına selat ve selam olsun.
Hesap günü için Allah’ın (cc) mizanında haktan başka hiçbir şeyin ağırlığı olmayacaktır.
Kişinin yükü hakla yakınlığı oranında ağır yada hafif gelecektir. İnsan beraberinde getirdiği hakkın ağırlığı ile tartılacak ve sadece onun ölçüsü ile yargılanıp, değerlendirilecektir.
İslam inanç esaslarına (akaid) göre, öldükten sonra dirilme, mahşer meydanında toplanma ve amellerin tartılması birer temenni değil, kesin birer hakikattir. Kur’an-ı Kerim, bu terazinin hassasiyetini şu muazzam ifadeyle beyan eder:
“Biz kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık edilmez. Yapılan iş bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu getirip ortaya koyarız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 47)
Ahiret sahnelerinden ilk durağımız olan mizan, bildiğimiz maddi nesnelerin tartıldığı bir kefe değildir. Orada ağır gelen, kişinin dünyadayken “Hak” ile olan bağıdır. Tefsir kaynaklarımızda, özellikle Fahreddin er-Râzî gibi alimler, mizanı sadece bir alet olarak değil, İlahi Adaletin bir sembolü olarak nitelendirirler.
O gün insan, sadece kıldığı namazı değil, o namazın içindeki ihlası; sadece verdiği sadakayı değil, o sadakanın ardındaki samimiyeti getirecektir. Amel defterleri uçuşup sahiplerine ulaştığında, bazı sayfaların nurdan parladığı, bazılarının ise simsiyah bir yük gibi omuzlara çöktüğü görülecektir.
Peygamber Efendimiz (sav), mizandaki hassasiyeti anlatırken “Lailaheillallah” yazılı bir kağıdın, günahlarla dolu doksan dokuz dosyadan daha ağır geleceği “Bitâka Hadisi” ile bize umudu aşılamıştır. Ancak bu umut, sorumluluktan azade bir bekleyiş değildir.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-‘dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
«Allah Teâlâ kıyamet günü, ümmetimden bir adamı -insanların gözü önünde- hesaba çeker; onun için (günahlarının yazılı olduğu) doksan dokuz sicili (yani büyük defter açılıp) yayılır. Her defter gözün görebildiği kadar uzundur. Sonra o kimseye: “Bu sicillerde yazılı (günahlardan) bir şey inkar ediyor musun? Yoksa amelleri kaydeden melekler sana zulüm mü ettiler?’ diye sorar. Adam: “Hayır, ya Rab!” der, sonra Yüce Allah (ona): Peki, senin bu konuda söyleyeceğin bir özrün / bir mazeretin var mı?’ diye sorduğunda, adam: Hayır ya Rab!’ der. Bunun üzerine Allah şöyle buyurur: Fakat senin bizim nezdimizde mevcut olan bir iyiliğin vardır. Bugün sana asla zulmedilmez. İçinde ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluhu.’ yazılı bir bitaka (küçük bir evrak) çıkartılır ve kendisine: “Karşılaştırılacak olan bu iki dosyanın tartıldığı yerde hazır ol.” denilir. Adam:”Bu küçük bir evrakın bu devasa doksan dokuz sicilin yanında ne değeri var ki!..” der. Kendisine:”Sana asla zulmedilmez.” denilir ve o devasa doksan dokuz sicil bir tartının bir kefesine, o küçük dosya da öbür kefesine konur. O doksan dokuz sicilin bulunduğu kefe havaya kalkarken, (içinde kelime-i şahadet bulunan) diğer dosya ağır gelir. Zira Yüce Allah’ın isminden hiçbir şey daha ağır gelmez.»
[Sahih Hadis] – [Tirmizî ve İbn Mâce rivayet etmiştir]- [Sünen-i Tirmizî – 2639]
Mahşer meydanında güneşin insanları terleteceği o dehşet anında, mizan kurulduğunda üç grup insan öne çıkacaktır:
- Mizanı Ağır Gelenler:”Kimin tartıları ağır gelirse, o hoşnut olacağı bir hayat içindedir.” (Kâria, 6-7). Bu sahnede sevinç çığlıkları atan, defterini sağından alan mesut insanlar vardır.
- Mizanı Hafif Gelenler: Hayatını batıla, yalana ve nefsine harcayanlar. Onların tartısı boştur; çünkü dünyada “Hak” adına biriktirdikleri bir ağırlık yoktur.
- Müflisler: Namazı ve orucu olduğu halde kul hakkıyla gelenler. Onların sevapları, haksızlık ettikleri kişilere dağıtılacak ve mizanları göz açıp kapayıncaya kadar hafifleyecektir.
Mizana ve hesaba inanmak, sadece zihinsel bir kabul değil, bir yaşam biçimidir. Ehl-i Sünnet akidesine göre mizan haktır. Onu inkar etmek, Allah’ın vaadinden şüphe etmektir. Öyleyse insan, bu büyük duruşmaya nasıl hazırlanmalı?
- Niyetin Ağırlığını Artırmak: Amelleri adet olmaktan çıkarıp ibadete dönüştürmek.
- Ahlakı Güzelleştirmek: Efendimiz (sav) buyurur ki: “Mizanda güzel ahlaktan daha ağır gelecek hiçbir şey yoktur.”
- Nefis Muhasebesi: Hz. Ömer’in (ra) dediği gibi: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, büyük arz (huzura çıkış) için hazırlanın!”
Sonuç olarak, ahiretteki terazi bir intikam aracı değil, bir “teslim” ve “taltif” makamıdır. İnsan, beraberinde götürdüğü “Hak” miktarınca değer bulacaktır. Zulmün, yalanın ve gösterişin hiçbir ağırlığının olmadığı o gün; dürüstlük, merhamet ve tevhid en büyük hazineye dönüşecektir.
Unutulmamalıdır ki; Allah, amellerin sayısına değil, o amellerin içindeki Hakk’ın tecellisine bakar. Bizim vazifemiz, o terazinin kefesini dünyadayken salih amellerle, kırık kalpleri onararak ve dosdoğru bir istikametle doldurmaya gayret etmektir. Çünkü o gün, teraziden kaçış yoktur; sadece O’nun adaletine ve rahmetine sığınış vardır.