sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 102. VE 108. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 102. VE 108. AYET-İ KERİMELER
Nisan 28, 2026 09:57
5
A+
A-

Muhammed (S.A.) Peygamberliğinin İspat Edilmesi

 

Gaybe ait haberlerin verilmesi ve Peygamberimiz (s.a.)’in tevhîd akidesine daveti

102- Ey Muhammedi Sana vahyettikleri-miz gıyabında cereyan eden olayların haberleridir. Onlar Yusuf u kuyuya at­maya azmedip düzen kurdukları zaman yanlarında değildin

103- Sen ne kadar yürekten istersen is­te, insanların çoğu iman etmezler

104-  Oysa sen Kur’an’ı tebliğ etmene karşılık onlardan bir ücret de istemi­yorsun. Kur’an, alemler için sadece bir öğüttür

105- Göklerde ve yerde nice deliller var­dır ki, bunları görürler de onlar hak­kında tefekkür etmezler

106-  Onların çoğu, şirk koşmadan Al­lah’a iman etmezler

107- Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramalarından veya farkına varmadan kıyamet saatinin ansızın gel­mesinden emin inidirler

108-  Ey Muhammed! De ki: “Benim yo­lum budur. Ben ve bana uyanlar bile­rek, insanları Allah’a çağırırız. Allah’ı bütün ortaklardan tenzih ederim. Ben asla Allah’a şirk koşanlardan değilim.

 

Açıklaması

 

Yusuf (a.s.)’ın gördüğü rüyadan ve kuyuya atılmasından başlayarak Mı­sır’ın gerçek hâkimi olmasına kadar bu kıssanın zikredilmesi, kardeşlerinin ona karşı tutumunun ve babalan Yakup (a.s.)’ın durumunun açıklanması gaybî haberlerdir. Öyleki bu haberlere, Rasulullah (s.a.) muttali olmamış, onun kav­mi de bunları göstermemiştir. Ayet, Rasulullah (s.a.)’a hitap etmektedir. Bütün bunlar, kavminin eziyetlerine ve davetinden yüz çevirmelerine karşı Efendimi­zin kalbini ve sabrını teskin etmek için Allah Tealâ’nın Peygamberimize bir vahyidir.

Hedef; gaybdan haber vermektir. Bu ise bir mucizedir. Çünkü Rasulullah ı s.a.), kitap okumamış, kimsenin önüne diz çöküp ilim tahsil etmemiş ve kıssa­nın kahramanları yanında hazır bulunmamıştır. Dolayısıyla bu uzun kıssayı değiştirmeden hatasız olarak haber vermesi, karşısındakini aciz bırakmaktan başka bir şey değildir.

Allah Tealâ Meryem kıssasında şöyle buyurur: “Meryem’e hangisi kefil ola­cak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin” (Âl-i İmran, 3/44). Ay­rıca yine şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammedi Musa’ya hükmümüzü bildir­diğimiz zaman, sen batı yönünde değildin, onu görenler arasında da yoktun… Ey Muhammedi Sen, Medyen halkı arasında bulunup, onlara ayetlerimizi oku­muyordun… Sen, Musa’ya hitabettiğimiz zaman Tûr’un yanında da değildin” (Kasas, 28/44-46).

İçinde ibret ve öğüt bulunan bu mucizevî haberlere rağmen Allah

Tealâ’nın da beyan ettiği gibi insanların pek çoğu iman etmezler: “Sen ne ka­dar yürekten istersen iste, mümin olmaları için kendini yiyip bitir, küfürdeki kesin kararlılıkları ve inatları sebebiyle pek çok insan senin davetini ve pey­gamberliğini tasdik etmez.” Bu ayette, genel olarak insanlar kastedilmiştir. Al­lah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Fakat insanların çoğu inanmazlar.” (Ra’d, 13/1). İbni Abbâs (r.a.) “Maksat, Mekke halkıdır” demiştir. İbni Abbâs (r.a.)’ın görüşü­ne göre bu ayetin, öncekilerle alâkası şudur: Kureyşli kâfirler ve bir grup Ya­hudi, Rasulullah (s.a.)’ı üzmek ve hatasını anlatmasını istediler. Rasulullah (s.a.), bu kıssayı anlattığında onların belki iman edebileceklerini zannetti. Fa­kat anlattıktan sonra da bu insanlar küfürlerinde ısrar ettiler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Sanki bu kavil, şu ayete işaret etmektedir: “Ey Muhammedi Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah dilediğini doğru yola erişti-rcr.”(Kasas, 28/56).[1][53]

“Sen ne kadar istersen iste …”deki hırs, bir şeyi mümkün olan bütün gay­ret ve çabayı sarfederek istemek demektir. Lev’in cevabı mahzuftur. Çünkü cevabın Lev’den önce gelmesi mümkün değildir.

Bundan sonra Allah Tealâ, müşriklerin Rasulullah (s.a.)’ın davetine iman etmemeleri için bir mazeretlerinin olamayacağını bildirmiş ve şöyle buyurmuş­tur: “Ey Muhammed! Bu nasihatlerin, hayra ve olgunluğa davetin için peygam­berliğini inkâr edenlerden bir mükâfat ya da ücret istemiyorum. Bilâkis bu gö­revi Allah’ın rızasını kazanmak ve yarattıklarına nasihat olsun diye yerine ge-tiriyorsun.Onlann tek yapacakları şey senin davetine icabet etmektir. Çünkü sen, sadece Rabbinin emrine uymayı ve sırf onlara nasihat etmeyi hedefliyor­sun.”

Rabbinin seninle gönderdiği bu Kur’an, insanlara ve cinlere sadece bir ha­tırlatma ve bir öğüttür. O Kur’an ile gerçekleri hatırlar ve onunla hidayete sa­dece ona uyarak kurtulurlar.” Bu da göstermektedir ki Rasulullah (s.a.)’ın pey­gamberliği umumidir, insan ve cin herkese şamildir.

İnsanların çoğunun iman etmemesinin sebebi şudur: Onlar, Yaradanın varlığını ve birliğini gösteren deliller ve alâmetler hakkında düşünüp tefekkür etmekten gafildirler. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Göklerde ve yerde Al­lah’ın birliğini, ilminin mükemmelliğini ve kudretini gösteren; duran ve hare­ket eden yıldızlar, dağlar, denizler, bitkiler ve çiçekler, ağaçlar, hayvanlar, canlı ve cansızlar, tat, koku, renk ve özellik bakımından birbirine benzeyen ve ben­zemeyen meyvalar gibi nice deliller ve ayetler vardır ki insanların çoğu bu de­lillerin yanlarından geçip onları görürler de yine de gaflet içinde bulunup, bun­lardaki ibret ve öğütleri düşünerek, tefekkür etmezler. Bu delillerin tamamı Allah Tealâ’nın varlığına ve birliğine şahittirler.”

Her şeyde, Allah’ın bir olduğunu gösteren bir emare ve bir ayet (delil) var­dır. Burada Ayet, Allah Tealâ’nın varlığını ve birliğini gösteren delil demektir.

Astronomi ile uğraşan bilim adamları ise uzayı rasat aletleriyle gözleyip bilimsel kanunlar ortaya koymakla meşgul olmalarına rağmen genellikle mû-cid olan Yaratan ve işleri idare edip takdir eden yüce varlığın azameti hakkın­da düşünmezler.

Allah’dan başka kime olursa olsun ona yapılan ibadet -onu kutsallaştır­mak ve yüceltmek- şirktir.

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “And olsun ki onlara gökleri ve yeri yara­tan kimdir?’ diye sorsan Allah’tır derler.” (Lokman, 31/25). İbadet ederken Al­lah ile birlikte putları ortak koşarlar. Onların şirke düştüklerini görürsün.

Müslim, Ebû Hüreyre (r.a.), Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah buyurdu ki ‘Ben, şirkten en uzak olan zâtım. Kim bir amel işle­yip, onda başkasını bana ortak koşarsa onu da şirkini de terkederim’.”

Ahmed b. Hanbel, Ebû Saîd b. Ebî Fedâle (r.a.)’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu işittiğini rivayet etmiştir: “Allah, hiçbir şüphenin bulunma­dığı bir günde insanlığın başını ve sonunu bir araya topladığı zaman birisi şöy­le seslenir: ‘Kim Allah için yaptığı bir işte O’na şirk koştuysa o amelin sevabını Allah’dan başkasından istesin. Zira Allah, şirk koşulmaktan beridir.”

İbni Ömer (r.a.) öyle demiştir: (Bu hadisi Tirmizi rivayet etmiş ve hadis hasendir, demiştir.)”Kim Allah’dan başkasının adına, yemin ederse şirk koş­muştur. ” Bu ifade Allah’dan başkasının adına,onu Allah gibi yüceltmeyi kaste­derek yemin ederse şirk koşmuş olur demektir.

Ahmed b. Hanbel, Mahmûd b. Lebîd (r.a.)’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle bu­yurduğunu rivayet etmiştir: “Sizin için en çok, küçük şirkten korkuyorum”. Sa­habe “Yâ Rasulullah (s.a.)! En kük şirk nedir?” deyince Rasulullah (s.a.) şöy­le buyurmuştur: “Bu riyadır. Allah Tealâ, kıyamet gününde insanların amelle­rinin karşılıklarını verirken şöyle buyurur: Dünyada riya yaptıklarınıza gidin. Bakın bakalım, onlardan mükâfat alabilecek misiniz?'”

İmam Ahmed, Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.)’den Rasulullah (s.a.)’ın şöyle bu­yurduğunu rivayet etmiştir: “Ey insanlar! Şu şirkten sakının. Zira o, karınca­nın ayak sesinden dah gizlidir”. Sonra Rasulullah (s.a.), sahabeye gizli şirk­ten nasıl sakınacaklarını açıklamış ve şöyle buyurmuştur: “Şu şekilde dua edin: Allahım! Biz, bildiğimiz bir şeyi sana ortak koşmaktan, sana sığınırız. Bilmediklerimizden de bizi affetmeni isteriz’.”

Bütün bunlardan sonra Allah Tealâ, müşrikleri ceza ile tehdit ede k şöyle buyurmuştur: “O Allah’a şirk koşanlar, kendilerini kuşatan bir cezaya çarptırıl­maktan veya onlar hissetmeden ve farkına varmadan kıyamet gününün ansızın gelmesinden güvende midirler?”. “Farkına varmadan” kavli, “Ansızın” kavlini pekiştirmektedir.

Şu ayetler de mana bakımından bu ayete benz ektedir: “Kötü işler dü­zenleyenler Allah ‘m kendilerini yere geçirmesinden yahut farketmedikleri bir yerden nlara azabın gelmesinden güvende midirler? Veya hareket halindeler-ken -ki Allah’ı aciz bıraka zlar- ya da yok olmak endişesindeyken onlara aza-bin gelmesinden güvende midirler? Doğrusu Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.” (Nahl, 16/45-47).

“Kasabaların halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine lmesin­den güvende miydiler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken aza­bımızın kendilerine gelmesinden güvende miydiler? Onlar Allah’ın d

eninden güvende miydiler? Allah’ın düzeninden ancak mahvolacak millet güvende olur.” (A’raf, 7/97-99).

Kıyamet gününün gizli tutulması, görünen bir teşvik ya da benzeri bir şey olmaksızın Allah katından bir heybet ve korkunun oluşmasına sebep olmakta­dır.

Allah Tealâ, bu delillerden sonra Rasulullah (s.a.)’ın davetinin hedefini ve onun davetine olan güvenini açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Yâ Muhammed! İnsan ve cin topluluklarına de ki: Muhakkak ki yürüdüğüm yol ve kendisine çağırdığım davet -ki bu, Allah’dan başka ilâhın olmadığına, O’nun tek olup or­tağının bulunmadığına şehadet etmek demektir- işte budur.” Ben ve bana iman edip peygamberliğini tasdik eden herkes yakînen bilerek ve açık kesin delillere sahip olarak bu davet metoduyla insanları Allah’ın dinine çağırırız. Allah’ı bü­tün ortaklardan, denklerden, eşlerden, benzerlerden, çocuklardan, babalardan, hanımlardan, yardımcılardan ya da yol gösterenlerden tenzih eder, yüceltir, ta’zim eder ve takdis ederim. Allah, bü

n bunlardan yücedir, münezzehtir ve mukaddestir.”Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu teşbih eder. O’nu hamd ile teşbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların teşbihlerini anla­mazsınız. Doğrusu, O, Halim olandır, bağışlayandır.” (İsra, 17/44).

Rasulullah (s.a.), Allah’ın birliğini ispat et

kten sonra, Allah’ın varlığını ikrar edip sonra başka ilâhlara ibadet edere

O’na ortak koşan müşriklerin gö­rüşlerini reddetmek için şirki kesin bir şekilde bertaraf etmiş ve şöyle buyur­muştur: “Ben, her ne çeşit olursa olsun bütün müşriklerden uzağım.” [2][54]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.