sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İBRAHİM SURESİ 1. VE 4. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İBRAHİM SURESİ 1. VE 4. AYET-İ KERİMELER
Mayıs 10, 2026 09:57
5
A+
A-

İBRAHİM SURESİ

 

Kuranın İndirilmesindeki Hedef Ve Rasûlullah’ın Kavminin Diliyle Gönderilmiş Olması

 

1-2- Elif, Lâm, Râ. Ey Muhammedi Bu, Allah’ın izniyle insanları karanlıklar­dan aydınlığa, güçlü ve övülmeye lâyık, göklerde ve yerde olanların sahibi Al­lah’ın yoluna çıkarman için, sana indir­diğimiz Kitap’tır. Uğrayacakları çetin azaptan dolayı vay kâfirlerin haline!

3-  Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah’ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.

4- Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah, dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir. Güçlü olan, Hakim olan O’dur

 

Açıklaması

 

Ey Muhammed! Bu, insanları içinde bulundukları küfür, sapıklık, azgınlık ve bilgisizlik karanlıklarından; iman, hidayet ve olgunluk nuruna çıkartman için sana indirdiğimiz Kitap olan Kuran-ı Kerim’dir. Çünkü bu Kuran, isabetli hükmün esaslarım, şerefli bir hayata ve gelişmiş bir medeniyete çağrıyı ihtiva etmektedir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Allah müminlerin dostudur. Onla­rı karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise azgın tağutlar-dır. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler.” (Bakara, 2/257). “Sizi karan­lıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indiren O’dur.” (Hadid, 57/9).

Bu ayet, Kuran’ın Allah Tealâ’nın katından indirildiğini göstermektedir. “Bu, Allah’ın izniyle” Allah’ın muvaffak kılıp kolaylaştırmasıyla hidayet nurunu insanların kalplerine yerleştirmesi sebebiyle asıl hidayet eden Allah Tealâ’dır. Fakat davetçi ve tebliğ eden o olduğu için, “çıkarman için” fiili Rasulullah (s.a.)’a nisbet edilmiştir. “Doğru yola” mağlûb edilemiyen, bilâkis Kendisinin dışındaki her şeyi kahredip, “aziz olan”; bütün fiillerinde, sözlerin­de, kanunlarında, emir ve yasaklarında “övülmeye lâyık olan “ve verdiği haber­lerde doğru olan “Allah’ınyoluna çıkarman için indirdiğimiz kitaptır.”

Gerek mahlûkât, gerek melekler, gerek kullar olarak ve gerekse idare et­mek yönünden göklerde ve yerde olan “her şeyin sahibi” yüce ilâh “Allah’tır.” Yaratanın azametine dikkati çekmek, mahlûkâta göz gezdirmek ve bundan ya­rarlandırmak için Kuran’da Allah’ın bu sıfatı pek çok defa tekrar edilmiştir.

Ey Muhammedi Senin peygamberliğini inkâr edip, Allah’ın birliğini itiraf etmeyenlere kıyamet gününde helak ve çetin bir azap vardır. Burada kâfirler, şiddetli bir şekilde tehdit edilmişlerdir.

Bundan sonra Allah Tealâ, kâfirlerin şu üç özelliğini bildirmiştir:

1- “Onlar, dünya hayatını ahirete tercih ederler.” Dünyayı öne geçirerek, onu ahirete üstün tutarlar. Dünya için çalışıp ahireti unutarak, onu terkeder-ler.”

2- “Yine onlar, peygamberlere tâbi olmaya engel olur,” Allah’a iman etmeye mania teşkil eder ve her arzu edeni İslâm’dan uzaklaştırırlar.

3- “Onlar, arzu ve maksatlanyla uyuşabilmesi için Allah yolunun eğri ve haktan uzak olmasını arzu ederler. Allah yolu ise gerçekte dosdoğru olup hak­tan sapmayı asla kabul etmez.” “Yol” lafzı hem müzekker hem de müennestir.

Zemahşeri şöyle der: “Bu kavlin aslı fiil ile “ha” zamiri arasındaki “Lam” şeklindedir. Fakat cer harfi “Lam” hazfedilmiş ve “ha” zamiri fiile bitiştirilmiş-tir.”

Günümüzde bu duruma değişik örnekler verilebilir: Meselâ, katı kurallar olduğu, günümüz ruhuna uygun düşmediği ve insanlığa aykırı olduğu gibi ge­rekçeler ileri sürülerek şer’î hadlerin ve kısasların uygulanmasından yüz çev­rilmektedir: “Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” (Kehf, 18/5). Bu düşünce akımı, suçların çoğalmasına neden ol­muştur. Amerika ve Avrupa bunun örneğidir.

Biraz önce bahsedilen sıfatları taşıyan bu kâfirler, haktan çok uzak bir sa­pıklık ve bilgisizlik içindedirler. Böyle bir durumda onların iyi ve doğru olup kurtuluşa erecekleri ümit edilemez.

Allah Tealâ, Kuran’m hidayet konusundaki hedeflerini ve tesirini açıkla­dıktan sonra Rasulullah (s.a.)’ın kavminin dilinde olması hasebiyle onun doğru yolu bulmak için kolay bir vasıta olduğunu bildirmiştir. Bu, Allah Tealâ’nın bir lutfudur. Zira O, peygamberlerin istediklerini ve kendilerine onlarla gönderi­lenleri anlasınlar diye insanlara kendi içlerinden ve kendi dilleriyle peygam­berler göndermiştir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Biz bu Kuranı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık ‘ayetleri açıklanmalı değil miydi?’ derlerdi.” (Fussilet, 41/44)

İmam Ahmed, Ebû Zer (r.a.)’den, Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah Tealâ, bütün peygamberleri milletlerinin diliyle gönder­miştir. ”

Bütün bu açıklamalardan ve delilleri insanların gözleri önüne serdikten sonra insanlar iki kısma ayrılırlar: Küfürde derinleşmeleri, günâh işlemeleri ve inatları sebebiyle Allah’ın doğru yoldan saptırdığı grup. Bir de Allah’ın hak­ka hidayet ettiği, gönüllerini İslâm’a açtığı böylece olgunluk yoluna uyan grup.” Bu ayet yeni bir cümle olup, “apaçık anlatabilsin diye” kavline matuf de­ğildir. Zira peygamberler, insanları sapıklığa düşürmek için değil sadece anlat­maları için gönderilmişlerdir.

“Güçlü olan, Hakim olan O’dur.” Allah Tealâ, mağlûb edilemiyen kuvvet sahibidir. Her dilediği olur. Dilemedikleri ise gerçekleşemez. Yaptıklarında ve fiillerinde hikmet sahibidir. Dalâleti hak edenleri saptırır, hidayete ehil olanla­rı da doğru yola ulaştırır. Yaptığı her şey, hikmet ve ilmine uygundur. [1][1]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.