BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Hamd Âlemlerin Rabbi olan, her türlü nimeti lütfeden ve taksim eden Allah’a olsun. O’nun kulu ve elçisi olan, bizlere gönül temizliğini ve kardeşliği rehberlik eden Efendimiz Hz. Muhammed’e, âline ve ashabına selat ve selam olsun.
Bera b. Azib (ra) anlatıyor:
Resûlullah (sav) ile birlikte Ensardan birinin cenazesine gitmek üzere yola çıktık. Kabristana vardığımızda henüz mezar kazılmamıştı. Resûlullah (sav) orada bir yere oturdu, biz de çevresinde bir halka oluşturup oturduk. Başımıza kuş konmuş da uçuverecekmiş gibi sessizdik. Resûlullah (sav) elindeki bir ağaç parçasıyla toprağı eşeliyordu. Bir ara başını kaldırıp iki veya üç defa “Kabir azabından Allah’a sığının” dedikten sonra şöyle devam etti:
“Mümin bir kul dünyadan ayrılıp ahirete yöneldiğinde, yüzleri güneş gibi parlayan beyaz yüzlü melekler gelip onun yanında bir süre otururlar. Yanlarında cennetten getirdikleri bir kefen ile güzel koku bulunmaktadır. Sonra ölüm meleği gelip ölecek olan kişinin başucunda oturur ve ona şöyle der: ‘Ey huzura ermiş olan nefis! Rabbinin mağfiret ve rızasına nail olmak üzere çık.’ Bunu duyan nefis, kabından damlayan su misali bedenden çıkar. Melekler o nefsi bir an bile ölüm meleğinin eline bırakmaksızın alıp cennetten getirdikleri kefene sararlar, üzerine cennet kokuları serperler. Bu sırada ondan yeryüzündeki kokuların en güzeli olan misk kokusu çıkar.
Melekler bu ruhu alıp göğe yükseltirler. Yukarı çıkarlarken yanlarından geçtikleri melekler sorar: ‘Bu güzel kokulu ruh kimin?’ Onu götüren melekler, ‘Bu falan oğlu filandır’ diyerek onu en güzel isim ve sıfatlarla tanıtırlar. Böylece birinci kat sema olan dünya semasına çıkarlar, kapının açılması için izin isterler ve kapı açılır. Oradaki melekler kendilerini güzelce karşılayıp bir sonraki semaya uğurlar. Yedinci kat semaya varıncaya kadar bu böyle devam eder. Buraya vardıklarında Allah (cc) şöyle buyurur: ‘Onu cennetliklerden yazın ve yeryüzüne geri götürün. Çünkü biz onları topraktan yarattık, tekrar toprağa geri çevireceğiz, sonra da oradan çıkaracağız.’
Bundan sonra onun ruhu cesedine iade edilir. Ardından iki melek gelip ona şu soruları sorarlar:
- Rabbin kim? — Rabbim Allah’tır.
- Dinin ne? — Dinim İslam.
- Size gönderilmiş olan şu adam hakkında ne dersin? — O, Allah’ın Resûlüdür.
- Nereden biliyorsun? — Allah’ın kitabını okudum, iman edip tasdik ettim.
Bunun üzerine bir nidacı şöyle der: ‘Kulum doğru söyledi. Ona cennet yataklarından bir yatak serin ve cennet elbiselerinden giydirin. Ayrıca onun için cennete bir kapı açın, oranın havasını ve güzel kokusunu alsın.’ Bundan sonra kulun kabri, gözün görebildiği bir alanı kaplayacak şekilde genişler. Güzel yüzlü, hoş kokulu bir adam gelip ona şöyle der: ‘İşte sana vaat edilen gün bu gündür. Seni sevindirecek şeylerle mutluluğun tadını çıkar.’ Kabirdeki sorar: ‘Sen de kimsin?’ O da ‘Ben senin dünyada iken yaptığın iyi amellerinim’ deyince kişi şöyle dua eder: ‘Rabbim! Kıyameti kopar da bir an önce aileme ve hizmetçilerime kavuşayım.'”
Resûlullah (sav) kâfir kulun ölümünü de şöyle anlattı:
“Kâfir bir kul dünyadan ayrılıp ahirete yöneldiğinde, yüzleri simsiyah olan melekler onun yanına gelip otururlar ve gözün görebildiği kadar bir alanı kaplarlar. Yanlarında bir torba getirmişlerdir. Sonra ölüm meleği gelip başucunda oturur ve şöyle der: ‘Ey pis nefis! Allah’ın gazabı ve azabına uğramak üzere çık.’ Kişinin bütün organlarına dağılmış olan nefis, ıslak bir yüne batmış olan dikenin çekilip çıkarıldığı gibi bedenden çekip alınır. Bunun sonucunda kişinin bütün damarları ve iç organları parçalanır. Azrail bu ruhu alır ancak hemen diğer melekler Azrail’in elinden onu alıp getirdikleri torbanın içine koyarlar. Bu arada içinde ruhun bulunduğu torbadan leşi andıran pis bir koku çıkmaktadır.
Melekler bu ruhu alıp götürürler; her bir melek grubunun yanından geçerlerken oradaki melekler sorarlar: ‘Bu pis ruh da kimin?’ Onu götüren melekler, en kötü sıfatları kullanarak: ‘Falan oğlu filanın ruhudur’ derler. Nihayet dünya seması olan birinci kat semaya varıp kapının açılmasını isterler fakat kapı açılmaz.” Bu noktada Resûlullah (sav) şu ayeti okudu: “Onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete girmeyeceklerdir.” (A’raf, 40)
Resûlullah (sav) devam etti: “Sonra Allah (cc) ‘Onu cehennemliklerden yazın’ buyurur. Bunun üzerine onun ruhu fırlatılıp atılır.” Sonra Resûlullah (sav) şu ayeti okudu: “Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.” (Hac, 31)
Bundan sonra ruh dünyaya geri çevrilip cesede girer. Ruh cesede girdiğinde iki melek gelip yanına oturur ve şu soruları sorarlar:
- Rabbin kim? — Ha! Ha! Bilmiyorum.
- Dinin ne? — Ha! Bilmiyorum.
- Size gönderilen şu adam hakkında ne dersin? — Ha! Bilmiyorum.
Bunun üzerine gökyüzünden şöyle bir nida gelir: ‘Kulum yalan söyledi. Ona ateşten bir yatak yapın ve kabrinden cehenneme bir kapı açın.’ Böylece cehennemin sıcaklığı ve pis havası onun kabrine dolar. Sonra kabri öylesine daralır ki kaburga kemikleri birbirine girer. Daha sonra yanına çirkin suratlı, kötü elbiseli, pis kokulu biri gelir ve ona şöyle der: ‘Sana hoşuna gitmeyecek kötü bir haber getirdim; işte sana Allah’ın vaat ettiği gün bu gündür.’ Kabirdeki ona ‘Sen de kimsin?’ diye sorar. O kişi ‘Ben senin dünyada iken yaptığın kötü amellerinim’ cevabını verir. Bunun üzerine şöyle dua eder: ‘Ya Rabbi! Kıyameti koparma! Kıyameti koparma!'”