sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HİCR SURESİ 16. VE 25. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HİCR SURESİ 16. VE 25. AYET-İ KERİMELER
Mayıs 22, 2026 09:57
8
A+
A-

Allah Teala’nın Kudretinin Bazı Tecellileri

 

16-  Andolsun ki biz gökte bir takım burçlar (yıldız kümeleri) yarattık ve ba­kıp temâşâ edenler için gökyüzünü süs­ledik.

17-  Gökyüzünü taşlanmış (kovulmuş) her Şeytan’dan koruduk.

18- Ancak kulak hırsızlığı yapan (Şey­tan) müstesna. Onun da peşine açık bir ateş alevi düşmüştür.

19- Yeryüzünü uzatıp yaydık, yeryüzün­de ulu dağlar yerleştirdik ve tartılan her şeyden nice bitkiler yeşerttik.

20- Yeryüzünde hem sizin için, hem de sizin kendisine rızık vermediğiniz var­lıklar için geçim vasıtaları yarattık.

21-  (Kâinatta var olan) hiçbir şey yok­tur ki bizim yanımızda o varlıktan hazi­neler dolusu bulunmasın. Ancak biz onu belli bir miktarda indiririz.

22-  Biz, rüzgârları aşılama vasıtaları olarak gönderdik. Gökten bir su indir­dik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz o suyu saklayamazdınız.

23- Şüphesiz biz diriltiriz ve biz öldürü­rüz. Ve sonunda her şeye biz varis olu­ruz.

24- Andolsun ki, biz sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da bi­liriz.

25-  Şüphesiz Rabbin onları mahşerde toplayacaktır. Çünkü O hüküm ve hik­met sahibidir, her şeyi en iyi bilendir.

 

Açıklaması

 

Allah’a yemin olsun ki gökyüzünde sabit veya gezegen büyük yıldızları va-rettik. Gökyüzüne tekrar tekrar bakıp gökyüzündeki gayet açık acaip nizamı, bakıp inceleyeni hayrette bırakan göz kamaştırıcı kudret ayetlerini inceden in­ceye düşünen kimseler için gökyüzünü yıldızlarla süsledik.

“Biz dünya semasını eşsiz birzînetle, yıldızlarla süsledik.” (Saffat, 37/ 6).

“Gökyüzünde burçlar (yıldız kümeleri) yaratan (Allah) yüceler yücesidir.” (Furkan, 25/61).

Bir gurup âlim; burçlar, ay ve güneşin menzilleridir demişlerdir.

“Gökleri, Allah’ın rahmetinden kovulan bütün şeytanlardan koruduk” Rahmetten kovulan şeytanların gökyüzüne yaklaşmasına mani olduk. Bir baş­ka ayette ise: “Biz gökyüzünü inatçı bütün şeytanlardan koruduk.” (Saffat, 37/7) buyurulmuştur.

“Racîm: Kovulan, taşlanan” yani kendilerine (yıldız kaymalarında) küçük yıldızlar atılan, yahut çirkin ifadelere lâyık olan, yahut lanete uğrayan, Al­lah’ın rahmetinden kovulan demektir.

“Ancak kulak hırsızlığı yapanlar müstesna…” cümlesi istisna-i munka-tı’dır. Yani ancak kelâm hırsızlığı yapan, yahut meleklerin kendi aralarında ko­nuştuğu gayba ait bilgilerden birşeyler çalmak isteyen şeytanı bir yıldız parça­sı kovalar, o ateş parçası ona erişir. Yani yıldızlardan kopan, ayrılan bir parça -ki bu da alevli bir ateştir- o şeytanı yakar. “Şihab” parlayan bir ateş alevidir. Yıldıza da “şihab” adı verilmiştir.

Bir başka ayette ise: “Doğrusu biz daha önce gökte olup bitenlerin işitilebi-leceği bir yerde oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinlemek istese kendisini gözetle­yen bir ateş parçasıyla karşılaşıyor” (Cin, 72/9) buyurulmaktadır.

Yine Cenab-ı Hak: “Biz dünya semasını kandillerle (kandil gibi parlayan yıldızlarla) süsledik. Onlarla (haddi aşan) şeytanların taşlanmasını sağladık” (Mülk, 67/5).

İbni Abbas (r.a.) diyor ki: Önceleri şeytanların gökyüzüne çıkmalarına en­gel olunmuyordu. Gökyüzüne çıkıyorlar, meleklerden gayba dair haberleri du­yuyorlar, sonra da bu bilgileri kâhinlere aktarıyorlardı. Hz. İsa (a.s.) dünyaya gelince son üç semaya çıkmalarına mani olundu. Rasulullah (s.a.) dünyaya ge­lince de gökyüzünün bütün katlarına çıkmalarına engel olundu. Onlardan her­hangi biri kulak hırsızlığı yapmak isterse kendisine bir yıldız parçası atılır.[1][3]

Sahih olan şudur ki yıldız haberlerin kendilerine ulaşmasından önce şey­tanları öldürür. Dolayısıyla gökyüzünün haberleri yeryüzüne peygamberler ve vahiy melekleri olmaksızın kesinlikle ulaşamaz. Bunun için Peygamberimiz (s.a.) in gönderilmesiyle kâhinlik sona ermişti.

Allah Tealâ bunun ardından Allah’ın birliğine delâlet eden semavî deliller­den sonra yeryüzündeki delilleri beyan etti:

Yeryüzünü uzunluğuna ve genişliğine uzun bir şekilde, gözün alabildiğine görebileceği ve istifadeye hazır bir şekilde, üstünde yaşayan insana göre yarat­tık. Nitekim bir ayette: “Biz yeryüzünü (yaşamaya uygun şekilde) döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz!” (Zariyat, 51/48).

Bu ifade yeryüzünün “küresel” oluşunu inkâr etmek manasında değildir. Çünkü büyük kürenin parçaları bu parçalardan birine bakan kimseye sanki (tepsi gibi) dümdüz bir arazi şeklinde görünür. Bu durum, Allah Tealâ’nm kud­retinin ve azametinin mükemmel olduğuna açık bir delildir. Zira bu dünyadan yararlanan insan, küresel olduğu halde onu dümdüz görür, hareket ettiği halde onu sabit zanneder.

‘Yeryüzünde” insanların dengesinin bozulmaması için “sabit dağlar yerleş­tirdik.” Bir başka ayette de: “Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi” (Nahl, 16/15). Bu ayetler yeryüzünü Allah’ın yarattığına, yeryüzünü yayıp genişlettiğine ve yeryüzünde sabit dağlar, vadiler yerleştirdi­ğine delâlet etmektedir.

Yeryüzünde belirli bir miktar, belirli bir ölçü ile takdir edilen hikmet ve maslahata uygun münasip bitki ve meyveler bitirdik. Her bitkinin unsurları öl­çülmüş, muhtaç olduğu her şey takdir edilmiştir.

“Her şeyi belli bir ölçüde …” ifadesi belirli bir miktar ile takdir edilmiş, hikmet terazisiyle tartılmış, yani hikmet ve maslahata uygun olarak… demek­tir. Nitekim Cenab-ı Hak bir başka ayette: “Allah katında her şey bir ölçüye ta­bidir” (Ra’d, 13/8).

“Yeryüzünde size … geçim yolları yarattık” Yani yeryüzünde sizin için gıda, ilâç, giyecek, su gibi münasip bir hayat ve geçim vasıtaları hazırladık.

“Sizin kendilerine rızık vermediklerinize de … ” Yani yine yeryüzünde sizin için hizmetçiler, köleler, binek hayvanları ve diğer hayvanlar gibi sizin kendilerine nzık vermediğiniz varlıklara da geçim vasıtaları yarattık. Yani Allah size de onlara da rızık vermektedir.

Bu ayetlerden maksat Allah Tealânın insanlara yeryüzünde geçim ve ka­zanç vasıtaları ihsan etmek, üzerine binilen ve eti yenilen hayvanları, hizmet için kullandıkları hizmetçileri insanların emrine vermek suretiyle lütufta bu­lunduğu beyan etmesidir. Yaratıcı olan Allah Tealâ onların rızıklarına kefil ol­muştur. Onların rızıklan kendileri üzerine değil, yaratıcıları üzerinedir. Onlar için istifade etme hakkı vardır. Rızık vermek ve her şeyi insanın emrine ver­mek Allah’ın üzerinedir.

Bundan sonra Allah Tealâ kendisinin her şeyin maliki olduğunu ve bitki­ler, madenler ve sayılması mümkün olmayan çeşitli yaratıkların her sınıfından kendisi nezdinde hazineler bulunduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur:

“Bu kâinatta insanların yararlandığı hiçbir şey yoktur ki, biz onu yoktan var etmeye, meydana getirmeye ve onunla ikramda bulunmaya muktedir olma­yalım. Biz, bunun ancak faydalı olduğunu bilerek belirli bir ölçüde veririz.”

Cenab-ı Hak “hazine” derken gerçek değil, temsil maksadı gözetmektedir. Bunun manası Allah’ın imkân dışı olmayan her şeye kadir olmasıdır.

Cenab-ı Hak bundan sonra da nimetlerin elde edilmesinin sebeplerini açıklayarak şöyle buyurdu: Biz yağmur indirmek için rutubetle dolu bulutları taşıyan hayırlı rüzgarları gönderdik.

Nitekim bir başka ayette şöyle buyurulmaktadır: “Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgârları gönderen Allah’tır. O rüzgarlar yağmur yüklü bulut­ları yüklenince onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte biz ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız” (A’raf, 7/57).

Aynı şekilde rüzgârları meyvenin meydana gelmesi için çiçeklerdeki erkek tohumları dişi tohumlara nakledip döllenme meydana getiren rüzgârları ağaç­ların aşılanması vasıtası kıldık.

Ayrıca gıdanın yerine ulaşması için rüzgârları ağaçlardan tozu giderme vasıtaları kıldık. İbni Abbas diyor ki: Rüzgârlar ağaçları ve bulutları aşılama vasıtalarıdır.

“Gökten su indirdik …” Yani buluttan yağmur indirdik, onunla sizi sula­dık. Yani bu sudan sizin içmeniz de mümkündür, onunla bitkilerinizi ve hay­vanlarınızı da suladık.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Her canlıyı sudan yarattık” (Enbiya, 21/30).

“Söyleyin bakalım! İçtiğiniz suyu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? İsteseydik onu acı ve tuzlu yapabilirdik. Hâlâ şükretmez misiniz?” (Vakıa, 56/68-70).

“Size semadan su indiren O’dur. Siz ondan içersiniz. Hayvanlarınızı otlat­tığınız bitkiler de o su ile yetişir.” (Nahl, 16/10).

“… Yoksa siz onu biriktiremezdiniz.” Yani onu muhafaza edemezdiniz. Bilâ­kis onu biz indiririz, biz muhafaza ederiz, onu yeryüzünde kaynaklar haline ge­tiririz. Allah dileseydi o suyu alır götürür, yerin dibine batırırdı. Fakat Allah rahmetiyle insanların içmesi; bitki, meyve ve hayvanların sulanması için suyu yıl boyunca saklar. Bu saklama bulutlarda ve yerin boşluklarında olur.

Daha sonra Allah Tealâ yaratılışın başlangıcına ve tekrar diriltmeye kadir olduğunu haber vererek şöyle buyurdu:

Biz mahlûkatı yoktan varederiz, sonra onları öldürürüz. Sonra hepsini mahşer günü toplanmaları için diriltiriz. Yeryüzü ve üzerinde bulunanlara biz varis oluruz. Onlar bize döndürüleceklerdir: “O’ndan başka her şey yok olacak­tır” (Kasas, 28/88).

Sonra Cenab-ı Hak, ilk ve son bütün mahlûkatı tam manasıyla bildiğini bize bildirdi: “Allah’a yemin olsun ki Âdem (a.s.) den şu ana gelip geçen ve yok olan kimseleri, şu anda canlı olanları ve kıyamet gününe kadar gelecek kimse­leri biz biliriz.”

Şüphesiz onların hepsini ilkleri sonuncuları, Allah’a itaat edenle isyan edenleri toplayacak olan senin Rabbindir. Her nefse yaptığı amelinin karşılığı­nı verecektir. Şüphesiz Allah Tealâ hüküm ve hikmet sahibidir, yaptığı sana­tında açık hikmet sahibidir, işlerini çok sağlam yapmaktadır, ilmi geniştir. Onun ilmi her şeyi kaplamıştır. O hikmeti ve her şeyi ihata eden ilim gereği di­lediğini yapar. [2][4]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.