sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 17. VE 23. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 17. VE 23. AYET-İ KERİMELER
Haziran 1, 2026 09:57
5
A+
A-

Ulûhiyyetin Özellikleri: Yaratma, Gizli Ve Açık Her Şeyi Bilme Ve Ebedî Olarak Hayat Sürme

 

17-  Hiç yaratanla yaratmayan bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

18- Allah’ın nimetlerini saysanız onları saymakla bitiremezsiniz. Şüphesiz ki Allah çok affedici ve çok merhamet edi­cidir.

19- Allah gizlediklerinizi de, açığa vur­duklarınızı da bilir.

20- Onların Allah’ı bırakıp da taptıkları putlar hiçbir şeyi yaratmamışlar, bila­kis kendileri yaratılmışlardır.

21- (O taptıkları putlar) ölüdürler, can­sız varlıklardır. Onlar ne zaman dirile­ceklerini de bilmezler.

22- Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkarcı, kendileri de kibirlidirler.

23- Şüphesiz Allah gizledikleri ve açığa vurdukları her şeyi bilir. Muhakkak ki O, büyüklük taslayanları sevmez.

 

Açıklaması

 

Allahu Tealâ bu ayetlerde yüceliğine ve ibadet edilmeye sadece kendisinin lâyık olduğuna, kendisinin dışında olan hiçbir şey yaratmayacak durumdaki putların buna lâyık olamayacağına* işaret etmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Hiç yaratanla yaratmayan bir olur mu?” Yani (önceki ayetlerde) zikrettiğimiz bütün bu varlıkları yaratanla hiçbir şeyi yaratmayan hatta asla hiçbir şeyi ya­ratacak güce sahip olmayan varlıklar bir olur mu? Hiç düşünmüyor, ibret ve ders almıyor musunuz? Çünkü bu gerçeği bilmek için ince ince düşünmeye, ge­niş bir şekilde tefekkür etmeye ve inceleyip araştırmaya gerek yoktur.

Bu soru inkâr manasında olup kâfirleri bilgisizlik ve takdiri kötüye kul­lanmakla itham etmek kasdıyla sorulmuştur. Bu ayetin bir benzeri de şudur: “İşte bunlar Allah’ın yaratıklarıdır. Gösterin bana, O’ndan başkaları ne yarat­tı?” (Lokman, 31/11).

Allahu Tealâ bundan sonra sadece en büyük nimet vericinin ibadet edil­meye lâyık olduğunu beyan etmek için kullarına verdiği nimetlerinin çokluğu­na ve onlara yaptığı ihsana işaret etti: Siz Allah’ın nimetlerini hesap edip tes-bit etmek isteseniz bunu tam anlamıyla sayamazsınız, sayılarını tesbit ede­mezsiniz. Zira Allah’ın nimetleri çoktur ve devamlıdır. İnsan aklı bunu tama­men idrak etmekten âcizdir.

Şüphesiz Allah Gafur ve Rahimdir. Mağfireti bol olandır. Sizin günahları­nızı ve şükür noktasındaki ihmalkârlığınızı affeder. Sizin için çok merhamet edicidir. Şirk veya küfür sebebiyle mahrumiyeti lâyık olduğunuz halde siz kul­larına nimet verir. Eğer O sizden bütün nimetlerinin şükrünü talep etse bunu yerine getirmekten âciz kalırsınız. Eğer O size azap etse size haksızlık yapma­dan azab eder. Fakat O çok affedici ve pek merhamet edicidir. Çok mağfiret eder ve basit bir amele büyük mükâfat verir. İnsan ne kadar çok taat işlese de Allah Tealâ’nın nimetlerinden bir nimetin bile karşılığını veremez.

Özetle: Allahu Tealâ “Hiç yaratanla yaratmayan bir olur mu?” ayetiyle Al­lah’tan başkasına tapınmakla meşgul olmanın batıl ve yanlış olduğunu beyan ettikten sonra, “Allah’ın nimetlerini say sanız onları saymakla bitiremezsiniz” ayetiyle de kulun Allah’a ibadet ve O’nun nimetlerine şükür vazifesini tam bir şekilde yerine getirmesinin mümkün olmadığını beyan etti.

Putların yaratmak ve nimet vermekten âciz olmaları sebebiyle onlara ta­pınmanın batıl olduğunu bildirdikten sonra bir başka sebeple putların hiçbir şey bilmeyen cansız varlıklar olmaları sebebiyle de putlara tapınmanın batıl olduğunu bildirdi ve şöyle buyurdu: “Allah gizlediklerinizi de, açığa vurdukla­rınızı da bilir.” Yani Allah görünen şeyleri bildiği gibi gizli-kapah şeyleri de bi­lir. O kıyamet günü herkese amelinin karşılığını -hayırsa hayır, serse şer- verir. O görünen ve görünmeyen, açık olan ve gizli olan her şeyi bilir.

Cenab-ı Hak daha sonra müşriklerin ahmaklığına açıkça delil olsun diye putların ibadet edilmeye lâyık olmadığını anlattı. Putların üç özelliğini şöyle ifade buyurdu:

“Onların Allah ‘ı bırakıp da taptıkları şeyler hiç bir şeyi yaratmamışlardır.” Yani putlar, heykeller hiçbir şey yaratamazlar, bilâkis kendileri de yaratılmış­lardır. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Kendi yaptıklarınızı da ya­ratan Allah ‘tır”. (Saffat, 37/95-96).

“O taptıkları putlar ölüdürler, canstiz varlıklardır.” Yani onlar ruhları ol­mayan asla hayat bulunmayan cansız varlıklardır. Dolayısıyla duymazlar, gör­mezler, düşünmezler size de hiçbir şekilde fayda veremezler.

Cenab-ı Hakkın onlar “cansız varlıklardır.” ifadesi onların ölümlerinin de­vamlı olması demektir. Yani bunlar Allah’ın kendisinden canlı yarattığı ölü nutfeler ve öldükten sonra dirilecek olan hayvan cesetleri gibi şu anda ölü olup da daha sonra hayata kavuşacak olan bazı maddeler gibi değildir.

Halbuki “İlâh” kendisine asla ölüm vaki olmayacak olan daima hayatta olan varlıktır. Dolayısıyla aralarındaki fark böylece ortaya çıkmıştır: İlâh, ha­yatı canlılığı ve diriliği daimî olandır. Putlar ise daima ölü, cansız olan varlık­lardır.

“Onlar ne zaman dirileceklerini de bilmezler.” Yani bu putlar kendilerine tapan kimselerin ne zaman dirileceklerini ve kıyametin ne zaman kopacağını da bilmezler. O halde nasıl böylelerinden fayda, sevap veya mükâfat umulur? Bu ancak her şeyi bilen ve her şeyin yaratıcısı olan (Allah)dan umulur.

Ayette putlar hakkındaki ifadede müşrikler putların akıl sahibi oldukları­nı ve kendileri için Allah katında şefaatçi olacaklarını zannettiklerinden, in­sanlar için kullanılan ifade aynen kullanılmış, bunlara iddia ettikleri şekilde hitap edilmiştir.

Bu ayette amellere hayır ve şer karşılık verilmesi için öldükten sonra di­rilmenin mükellefiyetin gereklilerinden olduğuna ima edilmekte, kıyamet gü­nünü bilme de ilâh olmanın gereklerinden olduğu açıkça ifade edilmektedir. Aynı zamanda iyi anlayamayan ve takdirini kötüye kullanan müşriklerle de alay etmektedir.

Putlara tapınmayı yıktıktan sonra Allah Tealâ istenen şeyi açık bir ifade ile beyan etti: “Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır.” Yani ey insanlar sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. İbadet ve taate hakkıyla gerçek manada lâyık olan mabudunuz tek olan Allah’tır.

Sonra da onların şirk koşmalarının ve Allah’ın birliğini inkâr etmelerinin sebeplerini zikrederek şöyle buyurdu:

“Ahirete inanmayanların” O’nu tasdik etmeyip inkâr edenlerin Allah’ın birliğine iman etmeyenlerin “kalpleri inkarcı “tevhidi inkâr etmektedir. Allah’ın birliğini ve Allah’a ibadet etmeyi ikrar etmeyip “kendileri de kibirlidirler.” Bü-yüklenme taslamaktadırlar. Onlar ne sevap beklemektedirler, ne de cezaya düşmekten korkmaktadırlar.

Ayetin manası şudur: Kâfirlerin kalpleri Allah’ın birliğini inkâr etmekte­dir. Allah Tealâ onların bu konudaki hayretlerini anlatarak şöyle tavsif etmek­tedir: “Kâfirler pekçok ilâhı bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu, şaşılacak bir şey! de­diler. ” (Sâd, 38/5) Yine Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Allah tek olarak zikredildi-ği zaman ahiret gününe iman etmeyenlerin kalpleri nefret eder. Allah’tan baş­kası anıldığı zaman ise bakarsın yüzleri gülüverir.” (Zümer, 39/45).

Bundan sonra Cenab-ı Hak oa^arı tehdit edip amellerine karşılık ceza va­dinde bulundu:

Gerçekten senin Rabbin o müşriklerin “gizlediklerini de, açığa vurdukları­nı da bilir,” onların küfür üzerindeki ısrarlarını da bilir. Buna karşılık onlara tam manasıyla ceza verecektir. Çünkü o tevhidi kabul etmeyip büyüklük tasla-yanları -yani müşrikleri- hatta hiçbir gururluyu sevmez. Yani onları cezalandı­rır, azap verir. Bu vaid ve tehdit bütün büyüklük taslayanları içine almaktadır. [1][4]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.