TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA SECDE SURESİ 17. VE 25. AYET-İ KERİMELER
17- Hiçbir kimse, onlar için, dünyada yaptıklarının karşılığı olarak saklanmış sevindirici şeylerin ne olduğunu bilemez.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde cennet nimetlerini tasvir ederek şöyle buyurmuştur:
“Allah tebareke ve teala dedi ki: “Ben, salih kullarım için öyle şeyler ha-zırlamışımdır ki, onları ne bir göz görmüş ne de bir kulak işitmiştir. Onlar, bir beşerin kalbine de doğmamıştır.” Ebu Hureyre dedi ki: Dilerseniz, “Hiçbir kimse onlar için dünyada yaptıklarının karşılığı olarak saklanmış sevindirici şeylerin ne olduğunu bilemez.” âyetini okuyun. [1][17]
18- Hiç, iman eden kimse, fâsik gibi olur mu? Elbette eşit olamazlar.
Hiç, Allaha iman eden, onun vaadini ve tehdidini tasdik eden, emir ve yasaklarına uyan mümin kul, Ailahın vaadettiği şeyleri yalanlayan, emir ve yasaklarına karşı çıkan kâfir bir kul gibi olabilir mi? Elbette ki bunlar, Allah katında eşit değillerdir.
Ata b. Yesar ve Süddî, bu âyet-i kerimenin,.Ali b. Ebi Talib ise fâsık bir kimse olan Velid b. Ukbe hakkında nazil olduğunu sölemişlerdir. Velid b. Ukbe Hz. Ali ile tartışmış ve ona şöyle demiştir: “Benim sözüm senden daha geçerli, kılıcım seninkinden daha keskin, orduları püskürtmem senden daha fazladır.” Hz. Ali ise: “Kes sesini sen bir fâsıksın.” demiş ve işte bunun üzerine bu âyet nazil olmuştur. [2][18]
19- İman edip salih ameller işleyenler için, yaptıklarına karşılık konak olarak Me’va cennetleri vardır. [3][19]
20- Fâsık olanların barınakları ise ateştir. Onlar ne zaman oradan çıkmaya yeltensclcr, her defasında geriye çevirilirler. Onlara: “Dünyada yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın.” denir.
Allah teala bu âyetlerde, müminlerle kafirlerin başlarına gelecek akıbetleri karşılaştırarak zikretmekte, müminlerin cennetlerde konaklayacaklarını, kâfirlerin ise bir daha içinden çıkamayacakları cehennem ateşine sevdekile-ceklerini bildirmektedir. Âhirette kâfirler kınanarak onlara: “Dünyadayken yalanlayıp durduğunuz ateşin azabım tadın.” denecektir. [4][20]
21- Biz, (inkardan) vazgeçip tevbe etsinler diye (âhiretteki) o büyük azaptan önce, mutlaka onlara (dünyadaki) yakın azabı tattıracağız.
Âyet-i kerimede zikredilen “Yakın azap”tan maksadın ne olduğu hakkında çeşitli rivayetler zikredilmiştir.
Abdullah b. Abbas, Übey b. Kâ’b, Ebul Aliye, Dehhak, Hasan-i Basrî ve İbrahim en-Nehaî’den nakledilen bir görüşe göre buradaki “Yakın aazap”tan maksat, kulun, dünyada iken canına ve malına gelen âfet ve felaketlerdir. Allah, kulunu öldürmeden önce onun basma çeşitli felaket getirir ki tevbe edip Allaha yönelsin. Şayet bunu yapmazsa âhiretteki büyük azabı hak eder.
îkrime’nin, Abdullah b. Abbas’tan naklettiği diğer bir görüşe göre ise âyette zikredilen “Yakın azap”tan maksat, dünyada verilen dini cezalardır. Bu cezalara maruz kalanlar tevbe ederlerse âhiretteki büyük cezalardan kurtulmuş olabilirler.
Abdullah b. Mes’ud, Hasan b. Ali, Mücahid ve Übey b. Kâ’b’dan nakledilen diğer bir görüşe göre ise, âyette zikredilen””Yakın azap”tan maksat, Bedir savaşında olduğu gibi, kâfirlerin öldürülmeleridir.
İbrahim en-Nehai’den nakledilen bir görüşe göre ise âyette zikredilen “Yakın azap”tan maksat, kıtlık yıllandır. Mücahid’den nakledilen diğer bir görüşe göre ise “Yakın azap”tan maksat, dünyada görülen açlık, felaketler, Öldürülme gibi her türlü cezalardır. Âyette zikredilen “Büyük azap”tan maksat ise, âhiret azabıdır. [5][21]
22- Kendisine rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra, onlardan yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki biz, suçlulardan İntikam alacağız.
Kendisine Allahın öğütleri, kitabının âyetleri ve peygamberleri hatırlatıldıktan sonra bütün bunlardan yüz çevirip herhangi bir öğüt almayan kişiden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki bizler, suç işleyen mücrimleri, layık oldukları şekilde cezalandıracağız. Onların yaptıkları asla yanlarına kalmayacaktır. [6][22]
23- Şüphesiz biz, Musa’ya Tevratı vermiştik. Ey Muhammed, sakın Musa’nın Tcvrata kavuşması hususunda şüpheye düşme. Biz onu, Israilo-ğullarına bir hidayet rehberi kılmıştık.
Bu âyet-i kerime şu şekillerde izah edilmiştir: “Şüphesiz ki biz Musa’ya Tevratı verdik. Ey Muhammed, senin, Miraç gecesinde Musa ile görüşeceğinden veya görüştüğünden şüphe etme. Kıyamet gününde onu göreceğinden şüphe etme. Biz Tevratı veya Musa’yı İsrailoğullan için doğru yolu gösteren bir rehber
kıldık.”
“Şüphesiz ki biz Musa’ya Tevratı verdik. Musa’nın, Tevratı gönül hoşlu-ğuyla alıp kabullendiğinden şüphe etme.”
“Şüphesiz ki biz Musa’ya Tevratı verdik. Musa’nın, rabbinin huzuruna çıkacağından şüphe etme.” [7][23]
24- Biz, israiloğullarından, sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle iman ettikleri müddetçe, emrimizle insanları doğru yola sevk eden önderler kılmıştık.
Âyet-i kerimede, İsrailoğullarından, insanları, Allahin emriyle doğru yola sevkeden Önderler yaratıldığı zikrediliyor. Buna sebep olarak da o önderlerin çeşitli çile ve aldatıcı şeyler karşısında sabırlı olmaları ve Allahın âyetlerine kesin bir şekilde iman ettikleri zikrediliyor.
Evet, önder olacak kimsenin, sabırlı, kararlı ve davasına kesinlikle iman etmiş bir kişi olması gereklidir. [8][24]
25- Şüphesiz, ihtilafa düştükleri hususlarda kıyamet günü aralarında sadece rabbin hükmedecektir.
Ey Muhammed, şüphesiz ki rabbin, yaratılanların, dünyadayken ihtilaf ettikleri hususlar hakkında kıyamet gününde hükmünü verecek, haklıyı haksızdan ayırdedecektir. Haklıları cennete haksızları ise cehenneme sevkedecektir. [9][25]