VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 12. VE 15. AYET-İ KERİMELER
Hz. Yahya’ya Çocukken Peygamberliğin Ve Hikmetin Verilmesi
12- Ey Yahya! Kitab’ı tam bir kuvvet ile al. Biz ona hikmeti çocuk iken verdik.
13- Ve katımızdan ona merhamet ve temizlik verdik. O, takva sahibi idi.
14- O, ana babasına itaatkârdı. Mütekeb-bir ve isyankâr değildi.
15- Doğduğu günde, vefatı gününde ve diri olarak kaldırılacağı günde ona selâm olsun.
Hz. Yahya (a.s.) Kıssası:
Hz. Yahya (a.s.), Kur’an-ı Kerim’de beş defa anılmaktadır. Bunlar: Âl-i İmran, 3/39; En’am, 6/85, Meryem, 19/7, 12 ve Enbiya, 21/90. ayetleridir. Hz. Yahya çocukluğundan beri takva sahibi ve salih bir zat idi. Hz. Musa’nın şeri-ati hakkında ileri derecede bilgi sahibi ve bu şeriatin hükümleri konusunda bir kaynaktı. Henüz çocukken peygamber olmuştu: “Ve biz ona hikmeti çocuk iken verdik.” İnsanları günahlardan tevbe etmeye çağırırdı.
Filistin’deki yöneticilerden birisi olan Herodos’un, Hirodia isimli bir kız-kardeşi vardı. Oldukça güzeldi. Kız da annesi de Hz. Yahya’yı istiyordu. Fakat o, böyle bir evliliği uygun görmedi. Çünkü böyle bir evlilik haramdı. Genç kız amcasının önünde dans etti, o da bundan hoşlandı. Kızdan ne istediğini sordu. Kız ondan -annesinin hazırladığı komploya uygun olarak- Hz. Zekeriyya’nm oğlu Hz. Yahya’nın başını istedi. O da bu isteği yerine getirerek Hz. Yahya’yı öldürttü. Hz. Mesih Hz. Yahya’nın öldürüldüğü haberini alınca davetini açıktan yapmaya ve insanlara öğüt vermeye başladı.[1][4]
Açıklaması
“Ey Yahya, kitabı tam bir kuvvet ile al!” buyruğunda şu takdirde hazfedilmiş ifadeler de vardır: Zekeriyya’nm bir çocuğu oldu. Müjdelenen çocuk dünyaya geldi. Bunun adı ise Yahya idi. Yüce Allah muhatap alınacak bir yaşa geldikten sonra ona hitap edip şöyle dedi: Ey Yahya! Öğretilip öğrenilen ve peygamberlerin kendisi ile hüküm verdiği, İsrailoğulları’na bir nimet olan Tevrat’ı tam bir gayret, kararlılık ve onun gereğince amel etmek hususunda tam bir ısrar ile al.
Daha sonra Yüce Allah, kendisine ve anne babasına verdiği nimetleri söz konusu etmekte, onun niteliklerini zikrederek şöyle buyurmaktadır:
1- “Ve biz ona hikmeti çocuk iken verdik.” Biz ona hüküm vermeyi, Kitab’ı kavramayı, dinde fakih olmayı, hayra yönelmeyi, küçükken, henüz yedi yaşından daha küçükken vermiştik. Hikmetin peygamberlik olduğu da söylenmiştir. Çünkü Yüce Allah Hz. Yahya ile Hz. İsa’yı çocuk iken peygamber olarak belirlemiştir. Razî şöyle der: Daha uygun olan görüş bunu şu iki sebep dolayısıyla peygamberlik diye anlamaktır:
- a) Şanı Yüce Allah onu oldukça üstün ve şerefli sıfatlarla niteledi. Peygamberlik ise insanın sıfatlarının en şereflisidir. Bu sıfatın övgü sadedinde söz konusu edilmesi diğerlerine göre daha uygun düşmektedir.
- b) Hüküm kendisi vasıtasıyla başkası aleyhine veya lehine -mutlak olarak- hüküm vermeye elverişli olan keyfiyet olup bu da ancak peygamberlik için söz konusu olur.
Abdullah b. el-Mübarek, Ma’mer’in şöyle dediğini nakleder: Çocuklar Ze-keriyya oğlu Yahya’ya: “Hadi oynamaya gidelim,” dediler. O: “Biz oyun için yaratılmadık” cevabını verdi. İşte bunun için Yüce Allah: “Ve biz ona hikmeti çocuk iken verdik” buyruğunu indirdi.
2- “Ve katımızdan ona merhamet ve temizlik verdik.” Biz ona kendi katımızdan bir rahmet bağışladık. Ayet-i kerimedeki el-hanân rahmet, şefkat, atıfet ve muhabbet demektir. İbni Kesir şöyle der: İfadelerin akışından açıkça anlaşıldığına göre “merhamet” kelimesi, Yüce Allah’ın: “Biz ona… verdik” buyruğuna atfedilmiştir. Yani biz ona hikmet, merhamet ve temizlik verdik. Yani biz onu merhamet ve temizliğe sahip bir kimse kıldık. Buna göre el-hanân şefkat ve meyil duymaktaki muhabbet demektir.[2][5]
3, 5- “Ve temizlik verdik. O takva sahibi idi, ana babasına itaatkârdı.” Biz onu insanlar için mübarek kıldık. Onları hayra iletiyor, pislikten, kirlilikten, hatalardan, günahlardan arındırıyorduk ve o takva sahibi bir kimseydi. Yani Yüce Allah’a isyanı gerektiren işlerden uzak duran, ona itaat eden bir kimseydi. Ana babasına karşı çokça iyilikte bulunur, onlara itaat ederdi. Söz ve davranışlarıyla, emir ve yasaklarında onlara karşı gelmekten uzak dururdu. O hem Allah’a, hem anne babasına itaat eden bir kimse idi.
6, 7- “Mütekebbir ve isyankâr değildi.” İnsanlara karşı büyüklük taslayan bir kimse değildi. Aksine onlara karşı alçakgönüllü idi. Rabbinin kendisine verdiği emirlere karşı gelen, muhalefet eden bir kişi de değildi. Abdürrezzâk, Said b. el-Müseyyeb’in şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (s.a.): “Kıyamet gününde Zekeriyya oğlu Yahya dışında küçük günah işlememiş olarak Allah’ın huzuruna çıkmayacak hiç bir kimse yoktur.” buyurdu.
Hz. Yahya’nın bu güzel nitelikleri söz konusu edildikten sonra şanı Yüce Allah ona bu güzel niteliklerinin karşılığında göreceği mükâfatları zikrederek şöyle buyurdu: “Doğduğu günde, vefatı gününde ve diri olarak kaldırılacağı günde ona selâm olsun.” Bu üç halde ona Allah’tan yana eman ve güvenlik verilmiştir. Doğduğu gün Allah ona eman vermiştir. Diğer Ademoğullarmdan farklı olarak o, bu günde şeytanın kendisine zarar vermesinden yana emin olmuştur. Ölümü gününde kabir azabından, öldükten sonra dirileceği günde de kıyamet gününün dehşet ve azabından yana emin olacaktır.
Süfyân b. Uyeyne şöyle der: Kişinin en çok yalnızlık çekeceği üç yer vardır: Doğduğu günde, kendisinin içinde bulunduğu güvenli ortamdan dışarı çıktığını görür. Öleceği gün, daha önce hiç görmediği kimseleri görür. Öldükten sonra dirileceği günde kendisini mahşeri bir kalabalık arasında görür. İşte Yüce Allah Hz. Zekeriyya’nın oğlu Hz. Yahya’ya ikramda bulunarak (bu üç yerde) onun üzerinde selâm olması özelliklerini vererek: “Doğduğu günde, vefatı gününde ve diri olarak kaldırılacağı günde ona selâm olsun.” buyurdu. [3][6]