sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 1. VE 11. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA MERYEM SURESİ 1. VE 11. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 26, 2026 09:57
1
A+
A-

MERYEM SURESİ

 

Zekeriyya (A.S.)’In Duası Ve Ona Hz. Yahya’nın Müjdelenmesi

 

1- Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.

2-  (Bu), Rabbinin kulu Zekeriyya’ya rahmetini anışıdır.

3- Hani o Rabbine gizlice niyaz etmişti.

4- Demişti ki: “Rabbim, gerçekten kemi­ğim zayıfladı, başım da ağararak tutuş­tu. Rabbim sana duamla bedbaht olma­dım.

5- Gerçekten ben arkamdan yerime geçe­cek akrabamdan endişe ediyorum. Hanı­mım da kısırdır. Bana tarafından bir veli ihsan et.

6-   Ki bana da, Yakuboğullarına da mi­rasçı olsun. Rabbim sen onu razı olduk­larından kıl.

7- “Ey Zekeriyya! Gerçekten biz sana Yah­ya adlı bir oğul müjdeleriz ki, bundan ev­vel kimseyi ona adaş yapmamıştık.”

8- Dedi ki: “Rabbim, nasıl oğlum olur ki! Zevcem kısırdır. Benim ise yaşlılıktan kemiklerim bile kurudu?”

9-  Dedi ki: “Öyle” (Fakat) Rabbin: “Bu benim için pek kolay. Çünkü sen daha evvel bir şey değil iken seni yarattım.” buyurdu.

10- “Rabbim bana bir alâmet ver.” dedi. “Senin alâmetin sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konu-şamamandır.” buyurdu.

11-  Böylece mescidinden kavminin karşısına çıkıp onlara işaret etti: “Sabah akşam teşbih edin.”

 

Hz. Zekeriyya (a.s.)’ın Kıssası:

 

Hz. Zekeriyya Kur’an-ı Kerim’de sekiz defa söz konusu edilmektedir. Âl-i İmrân suresinin 37. ve 38. ayet-i kerimelerinde, En’âm suresi 85. ayeti kerime­de, Meryem suresinin 2. ve 7. ayetleri ile Enbiya suresinin 89. ayet-i kerime­sinde.

Hz. Yahya’nın babası Hz. Zekeriyya heykel hizmetçiliğinde bulunmak­taydı. O bakımdan o da Levili’dir. Annesi tarafından heykelin hizmetkârlığını yapmak üzere adanan Hz. Meryem’in bakımı, Hz. Zekeriyya’nm payına düş­müştü ve o Zekeriyya’nm himayesine verilmişti (Âl-i İmrân, 3/37). Hz. Zekeriy­ya da Hz. Meryem’in teyzesinin kocasıydı. Yüce Allah’ın Meryem’e ikram ve lü-tuflarını, onu ummadığı yerden rızıklandırmasını görünce, Yüce Allah’ın da kendisine evlât ihsan etmesi için dua etti: “Orada Zekeriyya Rabbine dua etti: Rabbim bana senin tarafından çok temiz bir zürriyet bağışla. Şüphesiz sen du­ayı işiten (kabul eden)sin.” (Âl-i İmrân, 3/38). Allah onun duasını kabul etti, melekler ona Yahya’nın doğumunu müjdeledi. Kendisi oldukça yaşlıydı. Hanı­mı da kısırdı: “Namaz kılarken melekler ona seslendi: Muhakkak Allah sana kendisinden bir efendi, kendisini sakındıran ve salihlerden bir peygamber ol­mak üzere Yahya’yı müjdeliyor.” (Âl-i İmrân, 3/39). Hz. Zekeriyya böyle bir müjdeye hayret ettiğini şu sözleriyle ifade etti: “Dedi ki: Rabbim, gerçekten ba­na ihtiyarlık çatmış iken ve karım da kısır olduğu halde nasıl bir oğlum olur? Buyurdu ki: Böyle! Allah ne dilerse yapar.” Meryem suresinde ise şöyle ifade edilmektedir: “Dedi ki: Rabbim nasıl oğlum olur ki, zevcem kısırdır, benim ise yaşlılıktan kemiklerim bile kurudu? Dedi ki: Öyle! Rabbin, ‘Bu benim için pek kolay. Çünkü sen daha evvel bir şey değilken seni yarattım, buyurdu.” (8-9. ayetler).

Babasının adı ise Berhiya’dır. Dikkat edilecek olursa adı Berhiya oğlu Ze-keriyya olan bir başka kişi daha vardır. Bunun Hristiyanlarca kabul edilen bir yasa kitabı vardı. Bu kişi Hz. Mesih’ten yaklaşık 3 asra yakın bir süre önce Da-rius döneminde yaşatmıştır [1][1]

 

Açıklaması

 

“Kef, Ha, Yâ, Ayın, Sâd”. Bunlardan Kef ve Sâd, da üç elif, yani altı hare­ke miktarı uzun bir med yapmak gerekiyor. Hâ ile Yâ harflerinde ise tek bir elif miktarı medd-i tabiî yapmak gerekir. Ayn harfinde ise hem uzun med, hem de iki elif miktarı kısa med caizdir.

Bu mukatta harflerden kasıt, önceki ifadelere sözün başından itibaren dikkat çekmek ve Araplara, Kur’an-ı Kerim’in bir benzerini yahut onun bir su­resinin benzerini meydana getirmeleri için meydan okumaktır. Çünkü Ku-ran’ın meydana geldiği harfler Arap alfabesi harflerinden oluşmaktadır. Bu harflerin müphem harfler oldukları yahut da belli bir takım sırlara işaret et­tikleri yahut bunların özel bir isim yahut sıfat oldukları doğru değildir. Çünkü Razî’nin de söylediği gibi: Yüce Allah’ın Arap dilinin delâlet etmediği şeyleri Kitap’ma tevdi etmesi, hakikat yoluyla da olsun, mecazen de olsun caiz değil­dir. Çünkü bizler bunu caiz kabul edecek olursak, her bir zahir ifadenin bir ba­tını da vardır, iddiasında bulunanların bize karşı itiraz etmelerine açık kapı bı­rakmış oluruz. Bu ise onların bu açıklamalarına delâlet etmemektedir. Çünkü (meselâ) Kef harfinin kerim yahut kebir veya Rasulullah (s.a.)’ın isimlerinden başka herhangi bir isme veya meleklere yahut cennet ya da cehenneme delâleti hususunda herhangi birisine öncelik tanımak mümkün değildir. O balomdan bu harfin bu kelimelerden bir kısmını dışarda bırakıp sadece bir kısmına yorup açıklamak kesinlikle dilin kendisine delâlet etmediği bir tehakküm (delile da­yalı olmaksızın hüküm verme) olur.[2][2]

“(Bu) Rabbinin kulu Zekeriyya’ya rahmetini anışıdır. Hani o Rabbine gizli­ce niyaz etmişti.” Bizim sana bu anlattığımız Rabbinin kulu Zekeriyya’ya olan rahmetini bir anıştır. Zekeriyya, İsrailoğulları peygamberlerinden büyük bir peygamberdi. Hanımı da Hz. İsa’nın teyzesi idi. Kendisi Sahih-i Buhârî’de be­lirtildiği gibi marangozdu. Marangozluktan el emeği ile kazandığını yerdi. O Rabbine ihlâsla, riyakârlıktan uzak olarak, gizlice dua etmişti.

Rahmetin anılmasından kasıt ise, rahmetin ona ulaşması, Yüce Allah’ın da Hz. Zekeriyya’nın şu duasını kabul etmesi demektir: “Demişti ki: Rabbim gerçekten kemiğim zayıfladı, başım da ağararak tutuştu. Rabbim sana duam ile bedbaht olmadım. Gerçekten ben arkamdan akrabamdan endişe ediyorum,

hanımım da kısırdır…” Yani Zekeriyya şöyle demişti: Rabbim artık ben kemik­leri zayıflamış, gücü azalmış, saçı oldukça ağarmış bir yaşlıyım ve ben senin tarafından hep dualarımın kabul edildiğini gördüm. Hiç bir zaman senden is­teklerimi geri çevirmedin. Dua etmekle zarara uğramadım. Aksine dua ettiğim her seferinde duamı kabul buyurdun. Şimdi ben amca çocuklarımın ve buna benzer akrabalarımın, ölümümden sonra din işini ihmal edeceklerinden, onu zayi edeceklerinden korkuyorum. O bakımdan, benden sonra peygamberliği ile dini ve vahyi koruyacak peygamber bir evlât istiyorum. Hanımım ise çocuk do­ğuramayan bir kısır kadındır.

Hz. Zekeriyya’nın hanımı Hz. Meryem’in annesi Hemne’nin kız kardeşi idi. Hanımının annesi ise Fâkûzâ b. Kubay kızı İşâ’ idi. Buna göre Hz. Yahya, Hz. İsa ile öz teyze çocuklarıdırlar. Dikkat edilecek olursa Hz. Zekeriyya duası­na üç gerekçe söz konusu etmektedir. Bu üç gerekçe de ona karşı atıfetli, mer­hametli ve şefkatli olmayı gerektirir. Söz konusu gerekçeler şunlardır:

1- Bedenin zahiren ve batmen güçsüz düşmesi.

2- Duasının kabul edilir olması. Hiç bir zaman dua edip de eli boş çeviril-memiştir. Aksine Rabbine dua ettiği her seferinde Rabbi onun duasını kabul etmiştir.

3- Ölümünden sonra dinin ve kendisine vahyolunan şeylerin zayi olacağın­dan yana mirasçılarından korkması. Onun korkması mali mirasının kaybolma­sı değildir. Çünkü peygamber malına karşı hassas davranmayacak kadar yük­sek ve üstün bir mertebededir. Ayrıca onun malı da yoktu. Kendi el emeğiyle geçinen bir marangozdu. Çünkü Buhârî ile Müslim’de sabit olduğuna göre Ra-sulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Bize mirasçı olunmaz. Çünkü bizim terk et­tiğimiz şey bir sadakadır.” Tirmizî’nin rivayetinde ise şöyle denilmektedir: “Biz peygamberler topluluğuna mirasçı olunmaz.” Peygamberlerin bıraktıkları mi­ras ise peygamberlik yahut ilimdir. Dini ve dine daveti gereği gibi korumaktır.

“Bana tarafından bir veli ihsan et ki, bana da Yakub oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim sen onu razı olduklarından kıl.” Sen bana geniş lütuf ve ihsa­nından din işlerini üstlenecek bir veli ver. Bu, sulbümden ve peygamberlikte bana mirasçı olacak bir oğul olsun. Açıkça ifade etmese bile Hz. Zekeriyya’nın istediği buydu. Ayrıca bu Yakub oğullarının mirasına da varis olsun. Bu ise ter­cih edilen görüşe göre -az önce de geçtiği gibi- malı mirasçı olarak almak değil, ilim ve peygamberliği miras almaktır. Bu kişi onlarda bulunan ilme mirasçı ol­sun ve dinî hususlarda onların işlerini çekip çevirsin. Rabbim! Sen onu ahlâk ve fiilleri itibariyle senin nezdinde razı olunacak takva sahibi iyi bir kimse kıl. Senin de razı olacağın, kullarının da razı olup seveceği bir kimse kıl ki, dinin mesajını taşımaya, tebliğ etmeye, öğretmeye, dinin emir ve hükümlerini uygu­lamaya ehil bir kimse olsun. Bu ayet-i kerimenin diğer benzerleri de şunlardır: “Orada Zekeriyya Rabbine dua etti: Rabbim, bana senin tarafından çok temiz bir zürriyet bağışla! Muhakkak ki sen duaları kabul edensin.” (Âl-i İmran, 3/38); “Ve Zekeriyya’yı da (an ki): Rabbim, beni bir başıma bırakma! Halbuki Sen varislerin en hayırlısısın diye Rabbine dua etmişti.” (Enbiyâ, 21/89).

Yakub, İsrail diye bilinen peygamberdir. Zekeriyya (a.s.) İmran kızı Meryem’in kız kardeşi ile evli idi. Onun da nesebi Hz. Yakub’a ulaşırdı. Çünkü o da Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman soyundan geliyordu. Hz. Süleyman ise Hz. Yakub’un oğlu Yahuzâ’nm soyundan idi. Hz. Zekeriyya ise Hz. Musa’nın karde­şi Hz. Harun soyundan geliyordu. Hz. Harun ile Hz. Musa ise Hz. Yakub’un oğ­lu Lâvî’nin soyundandı. Peygamberlik ise Hz. Yakub’un oğlu Hz. İshak soyun­dan gelenler arasında idi.

Yüce Allah şu buyruğunda da olduğu gibi onun duasını kabul buyurdu: “Ey Zekeriyya! Gerçekten biz sana Yahya adlı bir oğul müjdeleriz ki, bundan ev­vel kimseyi ona adaş yapmamıştık.” Yani Yüce Allah onun duasını kabul buyur­du ve ona melekler aracılığıyla şöylece nida etti: Ey Zekeriyya! Biz sana Yahya adında bir erkek çocuk bağışlayacağımız müjdesini veriyoruz. Bundan önce kimseye bu isim verilmemişti. Mücahid şöyle der: Bu, ona benzer, ona eş ve ona denk bir kimse yaratılmadı, demektir. Bunu da Yüce Allah’ın: “Bir kimsenin onun adıyla adlandırıldığını biliyor musun?” (Meryem, 19/65) buyruğundan hareketle yapmıştı. Yani sen ona benzer bir kimse biliyor musun demektir. İbni Abbas ise şöyle der: Yani kısır kadınlar ondan önce onun gibisini doğurmamış-tır. İşte bu Hz. Zekeriyya ile hanımının kısır bir karı koca olduklarının delili­dir. Hz. İbrahim ile Hz. Sâre öyle değillerdi. Çünkü her ikisi de kısır oldukla­rından dolayı değil, yaşları ilerlemiş olduğundan dolayı kendilerine İshâk’ın müjdelenmesinden hayrete düşmüşlerdi. Çünkü Hz. İbrahim’in Hz. İshak’tan 13 yıl önce İsmail adında bir oğlu dünyaya gelmişti.

Hz. Zekeriyya böyle bir müjdeden hayrete düşerek sordu: “Dedi ki: Rab-bim nasıl oğlum olur ki, zevcem kısır; benimse yaşlılıktan kemiklerim bile kuru­du?” Hz. Zekeriyya, duası kabul olununca hayrete düştü ve oldukça sevindi. Hanımı ta baştan beri kısır bir kadın olup da şimdi hem hanımı, hem kendisi oldukça yaşlanmış olmasına rağmen, nasıl çocuğunun olacağını ve ne şekilde çocuk sahibi olacağını sordu. O alışılagelmiş durumların etkisi altında kalarak bu soruyu sormuştu. Yoksa böyle bir işin Yüce Allah’ın kudretinden uzak olma­dığını biliyordu. Hz. Zekeriyya’nm: “Benim ise yaşlılıktan kemiklerim bile ku­rudu.” ifadesiyle artık yaşının oldukça ilerlemiş olduğu, zayıf düştüğü, kadın­larla cima etme gücünü de yitirmiş bulunduğu ifade edilmektedir. Yüce Allah ona şöylece cevap verdi: “Dedi ki: Öyle! (Fakat) Rabbin: Bu benim için pek ko­laydır, çünkü ben daha evvel bir şey değilken seni yarattım, buyurdu.” Yüce Al­lah Hz. Zekeriyya’ya kendisini hayrete düşüren hususa dair melek vasıtasıyla şu cevabı verdi: Evet, durum dediğin gibidir. Hanımının kısırlığına senin de yaşlılığına rağmen biz sana bir çocuk bağışlayacağız. O bana oldukça kolaydır. Ben bir şeyi yaratmak istedim mi, ona ol derim, o da hemen oluverir. Seni de ta baştan beri tam anlamıyla bir yokluktan yarattım, var ettim. Daha önce sen hiç bir şey değildin. Alışılmış şekliyle doğum yoluyla çocuğu var etmek, (beşe­rin takdir ve ölçülerine göre) elbette ki yokken yaratmaktan daha bir kolaydır.

İşte bu oldukça üstün ilâhî kudretin bir delilidir. Şanı Yüce Allah’a her şey kolaydır. Burada da işin kendisi için oldukça kolay olduğunu vurgulamakta ve Hz. Zekeriyya’nm hakkında soru sorduğu şeylerden daha hayret verici şeyi -in­sanların takdirine göre- söz konusu etmektedir. Gerçekten ise Yüce Allah’ın kudreti açısından her iki husus da aynıdır. İnsanın yokken yaratılması ile do­ğum yoluyla yaratılması arasında hiç bir fark yoktur. Zatı yaratmaya kadir olan, sıfatları değiştirmeye de kadirdir. O bakımdan Yüce Allah hem Hz. Zeke-riyya’ya hem de onun hanımına çocuk sahibi olma gücünü iade edebilir. Nite­kim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:

“Biz onun duasını kabul edip Yahya’yı ona bağışladık. Zevcesini de ona (kısır iken, doğurmaya) salih kıldık.” (Enbiyâ, 21/90).

Daha sonra Yüce Allah Hz. Zekeriyya’nm bir başka talebini haber vermek­tedir ki, o da kendisine verilen müjdenin ortaya çıkacağı zamanı bilmeye dair­di. Hz. Zekeriyya: “Rabbim bana bir alâmet ver,” Rabbim müjdelenen hususun -ki o da hanımımın hamile kalmasıdır- gerçekleşeceği vakte delâlet edecek bir alâmetim olsun ki, ruhum huzur bulsun ve bana verdiğin sözden dolayı kalbim mutmain olsun, dedi. Çünkü hamilelik, başlangıcı sırasında bilinmeyen bir olaydır. Özellikle de yaşlı olduğu için ay halinden kesilmiş kadınlar için böyle­dir.

Yüce Allah ikinci bir defa onun isteğini kabul ederek şöyle buyurdu:

“Senin alâmetin sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşama-mandır, buyurdu.” Melek aracılığıyla Yüce Allah şöyle dedi: İstenen hususun gerçekleşmesi ve Yüce Allah’ın, Ey Zekeriyya, hanımının oğlu Yahya’ya hamile kalması şeklindeki müjdesinin gerçekleşmesine dair delil dilinin tutulması ve konuşmamandır. İnsanlarla, hilkatinde bir eksiklik bulunmadığı, bir rahatsız­lığın, konuşmana engel bir durum olmadığı halde, üç gün süreyle konuşamaya­caksın.

Bu ayetin bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur: “Rabbim bana bir alâmet ver, dedi. Buyurdu ki: Senin alâmetin insanlarla üç gün konuşmaman­dır. Ancak işaretle (konuşabileceksin).” (Âl-i İmrân, 3/41).

Yüce Allah’ın: “Sapasağlam olduğun halde” buyruğu ‘herhangi bir hasta­lık, bir rahatsızlık olmaksızın, hilkatin eksiksiz ve sağlıklı olduğun halde’ de­mektir. Bir diğer açıklamaya göre bu peşpeşe, arka arkaya üç gündür. Ancak cumhurdan nakledilen birinci görüş, daha sahihtir.

İşte bu, bu üç gün ve gecede onun diğer insanlarla ancak işaretle konuşa­bildiğinin delilidir. Bundan dolayı burada yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Mabedden kavminin karşısına çıkıp onlara: Sabah akşam teşbih edin, di­ye işaret etti.” Hz. Zekeriyya kendisine oğlunun olacağı müjdesinin verildiği na­mazgahtan kavminin huzuruna çıktı. (Burası Kitap Ehli tarafından mezbah di­ye adlandırılır. Mabedin ön taraflarında birkaç basamakla çıkılan üstü kapalı bir yerdir. Kişi bu mabedde, mabeddeki diğerleri tarafından görülmeyecek bir yerde bulunur.) Bu sırada da kavmi onu sabah akşam namaz için bekliyorlardı. Onlara gizli ve çabuk bir şekilde işaret etti, fakat bu hususu sözle onlara söyleyemedi. Onlara sabah akşam, sabah ve ikindi namazlarında Yüce Allah’a ver­miş olduğu nimetlere karşılık bir şükür olmak üzere Sübhanallah (yani Yüce Allah’ı ortaktan, çocuktan ve her türlü eksiklikten tenzih ederim) demelerini emretti. Ayrıca kavmine bundan önce kendisine verilen müjdeyi de bildirmişti. [3][3]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.