VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 107. VE 110. AYET-İ KERİMELER
Müminlerin Mükâfatı, Yüce Allah’ın Bilgisinin Sonsuzluğu Ve Tevhidi
107- Muhakkak ki, iman edip salih ameller işleyenlerin konakları Firdevs cennetleri olacaktır.
108- Orada temelli kalırlar ve oradan hiç ayrılmak istemezler.
109- De ki: “Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa daha Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi; bir o kadarını katsak bile.”
110- De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Yalnız bana ilâhınızın ancak bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.”
Açıklaması
Yüce Allah müminlerden önce sözü geçen kâfirlerin niteliklerinin zıtlannı haber vererek şöyle buyurmaktadır:
“Muhakkak ki, iman edip salih amel işleyenlerin konakları Firdevs cennetleri olacaktır.” Yani asıl mutlu olanlar Allah’a ve Rasulü’ne iman eden, rasulle-rin getirdiklerini tasdik eden, farzları ifa etmek ve ayrıca nafile ibadetlerde bulunmak suretiyle Allah rızası için salih amel işleyen kimselerdir. İşte bunlar için Firdevs cennetleri vardır (Firdevs cennetleri ise cennetin en yükseği, en genişi ve en üstünüdür). Burası onlar için hazırlanmış bir konaktır. Bu onlara verilecek şükran ve lütufların ileri derecede olduğunu ifade etmektedir. Firdevs Arapça’da “sarmaş dolaş olmuş ağaçlar” demektir. Çoğunlukla da üzüm bağları hakkında kullanılır. Rumca’da ise “bahçe” demektir.
Buharî ve Müslim’de Ebu Hureyre (r.a.)’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Allah’tan cenneti dilediğiniz zaman ondan Firdevs’i isteyiniz. Çünkü o cennetin en yükseği, en ortasıdır. Cennetin ırmakları da oradan kaynar.”
“Orada temelli kalırlar ve oradan hiç ayrılmak istemezler.” Orada devamlı olmak üzere ikamet ederler, yerleşirler. Başkasını arzu ve tercih etmezler. Oradan ayrılıp başka yere geçmek istemezler. Ahmed ve Tirmizî, Ubade b. es-Sâ-mit’den Rasulullah (s.a.)’m şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: “Şüphesiz cennette yüz derece vardır. Onun her bir derecesi gök ile yer arası kadardır. Firdevs ise en yüksek derecesidir. Arş onun üzerindedir. Cennetteki dört nehir de oradan kaynar. O bakımdan Allah’tan dileyecek olursanız Firdevs’i dileyiniz.”
Daha sonra Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’in şanının büyüklüğünü, Allah’ın ilminin genişliğini şu buyruklarıyla haber vermektedir: “De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, daha Rabbimin sözleri tükenmeden denizler tükenirdi. Bir o kadarını daha katsak bile.” Ey Peygamber! Onlara şöyle de: Eğer Allah’ın ilim ve hikmeti yeryüzündeki denizlerin suyu ile yazılacak olsa, bunların yazılması bitmeden denizler tükenir; hatta bunlara başka denizler daha katılacak olsa bile. Bunların hepsi tükenir, fakat Allah’ın ilim ve hikmetlerinin yazımı bitmez. Bu Allah’ın ilim, hikmet ve sırlarının genişliğine bir delildir. Öyle ki, bütün bunları kalemler ve kitaplar tespit edemez.
Bu ayetin bir benzeri de şu ayet-i kerimedir: “Eğer yerdeki bütün ağaçlar kalem olsa, denizden sonra yedi deniz daha ona katılsa yine Allah ‘in sözleri tükenmezdi. Muhakkak Allah Azız ‘dir, Hakim’dir.” (Lokman, 31/27).
Rabî’ b. Enes şöyle der: Allah’ın ilmine nispetle bütün kulların bilgisinin misali bütün denizlere mukabil bir su damlasının misali gibidir. Nitekim Yüce Allah bunu: “De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için…” ayetinde açıklamıştır. Yani Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bütün bu denizler Allah’ın kelimeleri için mürekkep, bütün ağaçlar da kalem olsa, kalemler ve denizin suyu tükenir, geriye yine Allah’ın kelimeleri -hiçbir şey onların sonunu getirebilmeksizin- kalakalır. Çünkü hiç bir kimse Allah’ı gereği gibi takdir edemez. Ondan gereği gibi övgü ile söz edemez, ta ki bizzat kendisi kendi zatını övsün. Şüphesiz Rabbimiz buyurduğu gibidir ve bizim bu söylediklerimizin de çok üstündedir. Ahiret nimetlerine oranla başından sonuna kadar bütün dünya nimetlerinin misali, bütün yeryüzünde bir hardal tanesi gibidir.
Rivayet olunduğuna göre Yahudi olan Huyey b. Ahtab şöyle demiştir: Sizin Kitabınızda “Her kime hikmet verilirse ona pek çok hayır verilmiştir.” (Bakara, 2/269) ayeti vadır; diğer taraftan da: “Size bilgiden ancak pek az bir şey verilmiştir. ” ayetini okuyorsunuz. Yani Huyey bununla Kur’an-ı Kerim’de çelişkinin varlığını ileri sürerek itiraz etmek istemişti. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Evet, müminlere verilen bu ilim ve hikmet büyük bir hayırdır, ancak Allah’ın ilim ve hikmet denizinden sadece bir damladır.
Allah’ın kelâmının kemali açıklandıktan sonra Yüce Allah, Muhammed (s.a.)’e alçakgönüllülüğü emrederek şöyle buyurmaktadır: “De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Yalnız bana ilâhınızın ancak bir tek ilâh olduğu vahye-diliyor.” Ey Muhammed! Onlara şöyle de: Ben ancak insan olmak bakımından sizin gibiyim. Benim melek yahut ilâhlık sıfatım yoktur. Allah’ın bana öğrettiğinden başka da bir bilgim yoktur. Ancak Yüce Allah bana, bir ve tek ve Samed olan, ulûhiyyetinde hiç bir ortağı bulunmayan Allah’tan başka ilâh olmadığını vahyetmektedir. Sizin kendisine ibadet etmeniz gereken mabudunuz bir tek mabuddur, O’nun ortağı yoktur.
“Artık kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rab-bine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.” Her kim Allah’a kavuşmaya iman ediyor, Allah’a itaatin karşılığında mükâfat almayı umuyorsa salih amellerle O’na yaklaşsın, yalnızca O’na ihlâslıca ibadet etsin. Allah’ın yarattıklarından herhangi bir kimseyi Allah’a ibadete ortak koşmak suretiyle şirke düşmekten uzak dursun. İster bu putlara tapınmak gibi açık bir şirk olsun, isterse de bir şeyi riyakârlık yahut başkaları işitsin, böylelikle şöhret kazansın diye yapmak türünden gizli şirk olsun. Çünkü riya da küçük şirktir. İmam Ahmedin Mah-mud b. Lebid’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir.” Ey Allah’ın rasulü! Küçük şirk nedir? diye sordular. O şöyle buyurdu: “O riyakârlıktır. Allah kıyamet gününde insanlara amellerinin karşılıklarını vereceği vakit şöyle buyuracak: “Haydi dünya hayatında iken kendilerine karşılık riyakârlık ettiğiniz kimselerin yanına gidiniz, bakın bakalım onların nezdinde amellerinize bir karşılık bulabilecek misiniz1?”
Ahmed ve Müslim ile başka muhaddisler de Ebu Hureyre’den Peygamber (s.a.)’in Rabbi Zülcelal’den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedirler: “Her kim benden başkasını ortak koşarak bir amelde bulunacak olursa, ben o amelden uzağım onun o ameli, bana ortak koştuğu kimseyedir.”
Râzî şöyle der: Yüce Allah bu surenin sonunda üç ayet-i kerimede Allah’ın görüleceğine delâlet eden buyruklar irad etmiştir:
1- “İşte onlar Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir.” (105. ayet).
2- “Konakları Firdevs cennetleri olacaktır.” (107. ayet).
3- “Artık kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa…” Bundan daha ileri derecede güçlü açıklama ise düşünülemez.[1][38]