TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA AHZAB SURESİ 41. VE 50. AYET-İ KERİMELER
41- Ey iman edenler, Aİlahı çok zikredin. [1][56]
42- Onu sabah akşam teşbih edin.
Ey iman edenler, Aİlahı, kalblerinizle, dillerinizle ve bütün azalarınızla devamlı olarak ve çokça zikredin. Sabah ve ikindi namazlarım kılarak Aİlahı teşbih edin. [2][57]
43- Sizi, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah rahmet bahşeder. Mclckîcr de dua eder. Allah, müminlere çok merhametlidir.
Abdullah b. Abbas diyor ki: “Allah teala kullarına farz kıldığı her ibadete belli bir sınır koymuştur. Kulların Özürlerine* göfe de onları bu ibadetlerden muaf tutmuştur. Ancak Aİlahı zikretmeyi bunların dışında tutmuştur. Zira Aİlahı zikretmeye bir sınır koymamış ve Aİlahı zikretme hususunda delilerden başka hiçbir kimsenin özürünü kabul etmemiştir. Kulların, Aİlahı ayakta iken, otururken, yatarken, gece ve gündüz, karada ve denizde, yolcu iken, mukim iken anmalarını istemiş, zengin olanın, fakir olanın, hasta olanın, sağlıklı olanın da onu gizli veya açıkça zikretmesini emretmiştir. Sabah akşam kendisinin teşbih edilmesini istemiş bunu yapan kullarına ise Allahın ve meleklerin merhametli davranacaklarını ve Allahın onları, sapıklığın karanlıklarından çıkarıp hidayetin aydınlığına sevkedeceğini beyan etmiştir. Zira Allah, müminlere pek merhametlidir.
Hz. Ömer (r.a.) diyor ki:
“Resulullaha esirler getirildi. Onlann içerisinden bir kadın memesinden sütünü sağıyor ve çocuklara içiliyordu. Esirlerden bir bebek gördüğünde onu alıyor bağrına basıyor ve.emziriyordu. Bunu gören Resulullah bize şöyle dedi: “Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağını tahmin eder misiniz?” Biz: “Hayır, onun, çocuğu atmamaya gücü yettiği müddetçe bunu yapmaz.” dedik. Bunun üzerine Resulullah “Allah, kullarına işte bu kadının, çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir.” buyurdu. [3][58]
44- Allaha kavuştukları gün “Selam” diyerek selamlasınlar. Allah onlara güzel bir mükafaat hazırlamıştır.
Müminlerin, kıyamet gününde cennete girip rablerini gördükleri zaman birbirleriyle selamlaşmaları: “Selam olsun sana, güvenlik içinde ol.” şeklinde olacaktır. Allah onlar için güzel bir mükafaat olan cenneti hazırlamıştır. Zira orada, gözlerin görmediği, kulakların işimediği ve hatıra gelmeyen nimeüer vardır. [4][59]
45-46- Ey Peygamber, şüphesiz ki biz seni, bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı, Allahın izniyle Allaha davet eden bir davetçi ve aydınlatan bir kandil olarak gönderdik. [5][60]
47- Allahtan kendilerine büyük bir lütuf olduğunu müminlere müde-1c. [6][61]
48- Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Onların eziyetlerine aldırma. Allaha tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
Ey Muhammed, şüphesiz ki biz seni, gönderdiğimiz dini ümmetine tebliğ ettiğine dair bir şahid ve Allahın emirlerine itaat edenleri cennetle müjdeleyen bir müjdeci, Allahın emirlerine karşı gleenleri, cehennemde yanacakları ikazıyla uyaran bir uyarıcı, Allahın emirleriyle onu birlemeye ve sadece ona kulluk etmeye çağıran bir davetçi ve yaratıkları, Allahın sana verdiği nur ile aydınlatan bir kandil olarak gönderdik. Ey Muhamed, sen, iman ehlini, Allah katında kendileri için büyük bir lütuf bulunduğuna dair müjdele. Sakın, kâfirlere ve münafıklara uyma. Onlann sözlerini dinleyerek peygamberliğini tebliğde kusur işleme. Onlann sana yaptığı eziyet ve işkenceler, seni, Allahın emirlerini yerine getirmekten ve ona kulluk etmekten alıkoymasın. Sen, işini Allaha bırak ve ona güven. Allah, bütün yaratıktan karşısında senin için yeterlidir.
Ata b. Yesar diyor ki:
“Ben, Abdullah b. Amr b. As ile karşılaştım. Ve ona: “Söyler misin bana, Resulullahın sıfatlan tevratta nasıl anlatılıyor?” dedim. Abdullah dedi ki: “Evet anlatayım. Allaha yemin olsun ki, o, Tevratta Kur’anda bir kısmı anlatılan birçok sıfatlarla zikredilmektedir. Kur’anda: “Ey Peygamber, şüphesiz ki biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı olarak gönderdik.” buyuruluyor. Tevratta ise şöyle zikerdilmiştir: “Ey peygamber, şüphesiz ki biz seni bir şahit bir müjdeleyici, bir uyarıcı ve okur yazarlığı olmayanları himaye edici olarak gönderdik. Sen benim kulum ve peygamberimsin.” Ben seni “Mütevekkil” diye isimlendirdim.” diye hitabedilmiş ve şu şekilde de vasıflandırılmıştır: O, kaba ve katı kalbli bir kimse değildir. Çarşılarda bağınp çağıran biri de değildir. Kötülüğe karşı kötülük yapmaz, affeder ve hoşgörülü olur. Allah onunla eğri olan bir ümmeti düzeltip “Lâilahe illallah” demelerine kadar onun canını almayacaktır. Allah onunla kör olan gözleri açacak, sağır olan kulakları duyuracak ve perdeli olan kalbleri duyarlı kılacaktır. [7][62]
49- Ey iman edenler, mümin kadınları nikahlar sonra da kendilerine dokunmadan boşarsanız artık sizin, onların üzerinde iddet sayma hakkınız yoktur. Derhal onlara boşanma bedellerini verin ve onları güzellikle salıverin.
Abdullah b. Abbas, bu âyet-i kerimeyi şöyle izah etmektedir: “Eğer bir kimse bir kadınla evlenir de ona hiç dokunmadan onu boşayacak olursa, kadının iddet bekleme mükellefiyeti yoktur. Boşanmadan sonra, beklemeden evlenebilir. Böyle bir kadın için mehir takdir edilmiş olursa, Bakara suresinde de beyan edildiği gibi, mehirin yarısı kadının olur. Şayet mehir takdir edilmemiş olursa erkek, fakirlik veya zenginliğine göre kadına bazı eşyalar verir ki bunlara “Mut’a” denilmektedir. “Başanan kadınları güzellikle- salıverin.” ifadesi de bunu beyan etmektedir.
Katade ve Said b. el-Müseyyeb ise bu âyet-i kerimenin, Bakara suresinin ikiyüz otuz yedinci âyetiyle neshedildiğini söylemişlerdir.
Mut’a verme hakkında Sehl ve Ebu Üseyd; Resulullah’dan şunu nakletmektedirler. Onlar diyorlar ki:
“Resuîullah, Şerahilin kızı Ümeyme ile nikahlandı. Kadın, zifaf için Resulullahın yanına konulunca Resuîullah elini ona değdirmek istemiş kadın ise Resulullahi istemiyormuş gibi davranmıştır. Bunun üzerine Resuîullah, Ebi Üseyd’e, kadını (gönderilmesi için) hazırlamasını ve ona ketenden iki elbise giydirilmesini emretmiştir. [8][63]
50- Ey Peygamber, mehirlcrini verdiğin hanımlarını, Allahın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını halaların.n kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını sana tıclal kıldık. Eğer mümin bir kadın, kendisini peygambere bağışlar ve peygamber de onu nikahlamak isterse, bunu da sana helal kıldık. Bu hüküm müminlerden ayrı olarak sadece sana mahsustur. Biz, müminlere, eşleri ve sahibolduklan cariyeleri hakkında neleri farz kıldığımızı bilmekteyiz. Sana da bunları helal kıldık ki sıkıntıya düşmeyesin. Allah, çok affedendir, çok merhamet edendir.
Ey Peygamber, biz sana, mehirlerini vererek evlendiğin hanımlarını ve Allanın sana ganimet olarak verdiği cariyeleri, seninle birlikkte hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını, teyzelerinin kızlarını helal kıldık. Bir de mümin bir kadın kendisini peygambere hediye eder peygamber de onunla evlenmek isterse, sadece sana mahsus olmak üzere o kadını da sana-helal kıldık. Biz, müminlere, eşleri ve cariyeleri iie evlenmeleri hususunda neleri farz kıldığımızı bilmekte ve sizlere de bildirmekteyiz. Onlar, dörtten fazla kadınla evlenemezler, evlenirken mehİr vennek zorundadırlar, evlenme akdini şahitler huzurunda yaparlar, gerektiğinde kadının velisinin iznini alırlar. Ey peygamber, biz sana bu şekilde evlenmeyi helal kıldık ve müminleri evlenme hususunda sorumlu tuttuğumuz birçok yükümlülüklerden seni beri kıldık ki senin için bir zorluk olmasın. Allah, çok affeden ve çok merhamet edendir. [9][64]