TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA AHZAB SURESİ 51. VE 55. AYET-İ KERİMELER
51- Ey Peygamber, hanımlarından dilediğini geri bırakıp dilediğini yanına alabilirsin. Kendilerinden uzaklaştıklarından birini istemende sana bir günah yoktur. Bu, sevinmeleri, üzülmemden ve hepsinin, verdiğin şeylere razı olmaları için en elverişli yoldur. Allah, kalblerinizde olanı bilir. Allah, herşeyi çok iyi bilendir, yarattıklarına çok yumuşak davranandır.
Âyet-i kerimede: “Ey Peygamber, hanımlarından dilediğini geri bırakır dilediğini yanına alabilirsin.” buyurulmaktadır. Bu ifadeden kasdedilen mana hakkında şu görüşler zikredilmektedir:
Abdullah b. Abbas, Katade.Mücahid, Dehhak ve Ebu Rez’in bunun manasının: “Ey Peygamber, hanımlarından dilediğinin sırasını erteleyip dilediğinin sırasını Öne alabilisin. Onlar arasında günleri taksim etme mecburiyetin yoktur.” demek olduğunu söylemişlerdir. Şöyle ki: Resulullahın, hanımlarım, boşanmaları veya kendi istekleriyle yanında kalmaları hususunda onları serbest bırakınca hanımlair boşanmak istememişler ve Resulullaha: “Ey Allanın Resulü, malından dilediğini ver, kendin de dilediğin zaman bize gel” demişlerdir. Resulullah, hanımlarından, Şevde, Cüveyriye, Safiye, ümmü Habibe ve Meymune’nin sıralarını ertelemiş, Aişe, Ümmü Seleme, Hafsa ve Zeyneb’in sıralarını geçinnemiş-tir, âyetin bu ifadesi işte bu hususu beyan etmektedir.
Abdullah b. Abbas’tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu âyetin bu ifadesinin manası şöyledir: “Ey Muhammed, hanımlarından dilediğini boşayıp dilediğini tutabilirsin.”
Hasan-ı Basrîden nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu ifadenin manası şöyledir: “Ey Muhammed, mümin kadınlardan dilediğinle evlenip dilemediğinle evlenmeyebilirsin. Bir kadınla evlenmek istediğinde sen kararını vermeden müminlerden kimse onunla evlenemez.”
Taberi ise âyetin bu bölümünü şu şekilde izah etmektedir: “Ey Peygamber, sana kendilerini hibe eden kadınlardan ve benim sana, evlenmeyi helal kıldığım kadınlardan dilediğini erteleyip kabul etmeyebilir, onlarla evlenmeyebilirsin ve nikahın altında bulunan kadınlardan dilediğine yaklaşmayabilirsin. Kendilerini sana hibe eden kadınlardan dilediğini kabul edip onlarla evlenebilirsin ve nikahın altında bulunan kadınlardan dilediğinin yanma varabilirsin dilediğinin de yanına varmayabilir, günleri taksim etmeyebilirsin.”
Âyet-i kerimenin devamında: “Kendilerinden uzaklaştıklarından birini istemende sana bir günah yoktur.” buyurulmuştur.
Katade ve İbn-i Zeyd bu ifadeyi şu şekilde izah etmişlerdir: Hanımlarından, kendilerinden uzaklaştıklarına tekrar yaklaşmanda senin için bir mahzur yoktur. Dilediğine yaklaşmakta dilediğinden uzaklaşmakta serbestsin. Taberi bu izah şeklini kabul etmiştir.
Abdullah b. Abbas’tan nakledilen diğer bir görüşe göre ise bu ifadeden maksat şudur: “Hanımlarından boşadıklarmın veya ölenlerin yerine, sana helal kıldığımız kadınlardan almanda senin için bir mahzur yoktur. Ancak, halen nikahın altında bulunan kadınların sayısından fazla kadınla evlenemezsin.”
Bütün bu rivayetleri naklettikten sonra âyet-i kerimeyi şöyle açıklamak mümkündür: “Ey Muhammed, hanımlarından dilediğini yanına alıp dilediğini geriye bırakman hususunda seni serbest bırakmamız, o hanımların sevinmeleri, üzülmemeleri ve hepsinin, senin verdiğin şeylere razı olmaları için en elverişli yoldur. Zira bu hükümlerin Allah tarafından olduğunu bilerek ona uymuş olacaklardır. Allah, erkeklerin, hanımlarından bir kısmına kalbinin daha fazla meylettiğini bilir. Bu sebeple seni hanımlarından dilediğini erteleyip dilediğini yanına almakta serbest bıraktı. Allah, herşeyi çok iyi bilendir, yarattıklarına karşı çok yumuşak davranandır.”
Hz. Aişe (r.anh,) diyor ki:
“Resulullah (s.a.v.) hanımları arasında taksimat yapar ve adaletli davranırdı. Sonra şöyle derdi: “Ey Allahım, bu benim gücümün yettiği kadarıyla yap-tığımdir. Sen beni, benim gücümün yetmediği ve senin gücünün yettiği şeylerden dolayı kınama. [1][65]
52- Artık bundan sonra senin için başka kadınlar helal değildir. Güzellikleri hoşuna gitse de onları başkalarıyla değiştirmen caiz değildir. Ancak, sahib olduğun cariyeler hariç. Allah herşeyi murakabe edendir.
Müfessirler bu âyet-i kerimeyi farklı şekillerde izah etmişlerdir.
Abdullah b. Abbas ve Katade’den nakledilen bir görüşe göre bu âyetin izahı şöyledir; “Ey Peygamber, serbest bıraktığın hanımların, Aljahi, Resulünü ve âhiret yurdunu seçtikten sonra artık bunların üzerine senin evlenmen veya bunlardan biriyle başka bir hanımı değiştirmen sana helal değildir.”
Bu hanımlar, Resulullah vefat ettiği zaman geride kalan dokuz hanımdir.
Übey b. Kâ’b, İkrime, Dehhak ve Ebu Salih bu âyeti şöyle izah etmişlerdir. “Ey Muhammed, sana helal olduğunu zikrettiğimiz hanımlar dışındaki hanımlarla evlenmen helal değildir.” Bu izah tarzına göre, Resulullahın, bu surenin ellinci âyetinde zikredilen hanımlar dışındaki kadınlarla evlenmesi yasaklanmış fakat bu zikredilen hanımlar gibi kadınlarla evlenmesi serbest bırakılmıştır. Taberi bu görüşü tercih etmiştir.
Mücahid ise bu ayeti şu şekilde izah etmiştir: Müslüman olmayan kadınlar sana helal değildir. Yani Yahudi, Hıristiyan ve müşrik kadınlar sana haramdır.
Âyet-î kerimede: “Güzellikleri hoşuna gitse de onları başkalarıyla değiştirmen caiz değildir.” Duyurulmaktadır. Mücahid ve Ebu Rezin âyetin bu bölümünü şöyle izah etmişlerdir: Ey Muhammed, sen, müslîiman olan hanımlarını, Hıristiyan, Yahudi ve müşrik olan kadınlarla değiştiremezsin. Onların güzelliği senin hoşuna gitse dahi bu böyledir.”
Dphhak ise şöyle izah etmiştir: “Ey Muhammed, halen senin nikahın altında bulunan hanımlarını, güzellikleri hoşuna gitse dahi başka hanımlarla değiştirmen helal değildir. Yani hanımlarından birini boşayıp yerine başkasını alamazsın.” Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. Bu izah şekline göre Resulullah, kendisiyle beraber kalmayı tercih eden hanımlarım boşayıp yerlerine başka hanımlar alamayacaktır. Ancak bu hanımlarının üzerine başka hanımlarla evlenmesi mümkündür. Nitekim Hz. Aişe (r.anh.) şöyle demektedir:
“Resulullah (s.a.v.) vefat etmeden önce kadınlar ona helal kılınmıştı. (Yani kadınlardan dilediği ile evlenebilirdi.) [2][66]
Taberi bu âyet-i kerimenin, bundan önce geçen ellinci ve elli birinci ayetlerle izahını bağdaştırabildiği için bu son âyetin neshedildiğini iddia etmenin doğru olmayacağım söylemiştir.
Fakat bir kısım âlimler, bundan önce geçen âyetin bu âyeti neshettiğini, dolayısıyla Resulullahın, dilediği kadınla evlenmesinin serbest bırakıldığını söylemişlerdir. [3][67]
53- Ey iman edenler, Peygamberin evlerine, yemeğe davet edilmeksizin girip de yemek vaktini beklemeyin. Fakat davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yeyince de hemen dağılırı. Orada sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygambere eziyet veriyordu. O da size birşey söylemekten utanıyordu. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından birşey isteyeceğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmak, gerek sizin kalbiniz gerekse onların kalblcri için daha temizdir. Sizin, Peygambere eziyet etmeniz ve ölümünden sonra hanımlarını nikahlamanız ebediyyen caiz değildir. Şüphesiz ki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır.
Bu âyet-i kerimeye “Hicab âyeti” denmekte ve nüzul sebepleri hakkında çeşitli rivayetler zikredilmektedir. Bunları şöylece sıralamak mümkündür:
Bu âyet-i kerimenin, Resululullahm, Zeyneb Bint-i Cahş’la evlenmesi sırasında düğün yemeği verirken, sahabilerin geç vakitlere kadar oturmaları üzerine nazil olduğu rivayet edilmektedir.
Enes b.Mâlik diyor ki:
Ben bu ayetin nüzul sebebini çok iyi biliyorum. Zeyneb Bint-i Cahş (r. anh.) Allah tarfmdan Resullulaha hediye edilince (onunla evlenmesini emredince) Resullullah ile Zeyneb bir araya geldiler. Resullalah yemek yapıp insanları1 yemeğe davet itti, Onlar oturup konuşmaya daldılar. Onlar oturup konşurken Resulullah (s.a.v.) dışan çıkıp içeri giriyordu. Bunun üzerine Allah teala: “Ey iman edenler…perde arkasından isteyin.,” âyetini gönderdi. Artık bundan sonra kadınlarla erkekler arasına perde çekilir oldu. (Haramlık selamlık başladı) <25>
Diğre bir görüşe göre ise Enes b Mâlik şöyle diyor:
Resullah (s.a.v.) Zeyneb Bİnt-i Cahş ile evlenince insanları düğün yemeğine edavet etti. İnsanlar yemek yedikleri sortra oturup konuşmaya başladılar Resullullah kalkıp gidecek gibi oldu. Fakat oturanlar kalkıp gitmediler. Resulullah bu durumu görünce kalkıp dışan çıktı. Oturanların bir kısmı da onunla beraber kalkıp gittiler. Fakat içlerinden üç kişi oturmaya devam ettiler. Kesulullah içeri girmek istedi. Ben de koşup Resulullaha herkesin gittiğini söyledim. Resulullah gelip içeri girdi. Ben de içeri girmek istedim Resulullah benimle kendi ansna perde çekti. Bunun üzerine Allah teala bu âyeti gönderdi. [4][68]
Enes b. Mâlik diğer bir rivayette bu âyetin nüzul sebebi olarak I iz. Ömer’in Resulullahtan hanımlarını örtmesini istemesini zikretmiş ve şöyle diniştir.
Ömer (r.a) dedi. ki: Dedim ki: “Ey Allanın Resulü, senin yanına takva sahibi de giriyor fâtir de giri>or. Müminlerin annelerine emretsen araya perde çekseler nasıl olur? Bunun üzerine Allah teala hicab âyetini (Kadınlarla erkeklerin arasına perde çekilmesini emreden âyeti) indirdi. [5][69]
Âyet-i kerimede, müminlerin, izinsiz olarak Resuluflahın evine girmemeleri, yemek için davet edildiklerinde yemek yedikten sonra oturup sohbeti uzatmamaları, Peyamberin hanımlarından birşey istendiğimde, perde arkasından islenmesi ve Peygamber (s.a.v.) in vefatından sonra onun hammlanya cvlenilc-meyeceği beyan edilmektedir. [6][70]
54- Siz birşeyi açığı vursanız da gizleseniz de şüphesiz ki Allah, her-şeyi çok iyi bilendir.
Ey insanlar, sizler herhangi birşeyi dilinizle açığı vursanız da veya içinizde gizleseniz de Allah onu bilir. Zira o herşeyi çok iyi bilendir. Sizlerin açığa vurduğnuz günahları da görür ve bilir gizlice yaptığınız kusur ve hatalamızı da bilir ve sizleri yaptıklarınızdan hesaba çeker. [7][71]
55- Mümin hanımların, babalarına, oğulllarma, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kı.şkardcşlcrinnin oğullarına, mümin hanımlara ve sahibolmduklan cariyelere görünmelerinde hiçbir güneh yortur. Ey mümin hanımlar, Allahtan korkun, şüphesiz ki Allah herşoyc şahittir.
Taberi bu âyet-i kerimenin şu iki şekilde izah edildiğini zikretmiştir. Bunlardan biri Mücahidin görüşüdür, ve şöyledir: “Peygamberin hamlarının, babalarına, oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kızkar-deşlerinin oğullarına, kendileri gibi mümin olan kadınlara ve ellerinin altında bulunan kölelerine karşı dış örtüleriyle Örtünmemelerinin bir mahzuru yortur. Mümin kadınlar adıgeçen bu insanların yanında çarşafsız olarak bulunabilirler.
Bu görüşlerden biri de Katadenin görüşdür ve izahı şöyledir: Peygamberin “e müminlerin hamlarının, babalarına oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kızkardeşlerinin oğullarına, kendileri gibi olan mümin kıdınlara ve elleri altında bulunan kölelere karşı aralarına perde çekmemelerinde bir mahzur yoktur.”
Taberi bu âyet-i kerimenin, kadınlarla namahrem erkekler arasına perde çekilmesini emreden âyetin hemen arkasından gelmsesi hasebiyle bu son izah şeklini tercih etmiştir.
Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:
Perde çekilmesini emreden âyet indikten sonra Ebi Kuays’ in kadeşi Ef-lah bana geldi. Dedim ki: “Ben, Resulullahtan izin almadıkça seni içeri alamam. Zira beni Ebi Kuays emzirmedi, Beni Ebi Kuays’ın hanımı emzirdi. ” Bundan sonra yanıma Resulullah geldi. Dedim ki: “ey Allanın Resulü, Ebu Kuays’ın kardeşi Eflah, benden, içeri girmek için izin istedi. Ben, sana sormadan onun içeri girmesine izin vemıedim. “Bunun üzerine Resuiullah şöyle buyurdu: “Amcanın, yanına gelmesine izin vermene engel nedir?” Dedim ki: “Ey Allanın Resulü, adam beni emzirmedi ki.beni Ebu Kuays’ın hanımı emzirdi.” Resulullah şöyle buyurdu:” Onun, yanına grimesine zin ver Allah hayınnı versin o senin amcandır. [8][72]