TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA SEBE SURESİ 21. VE 25. AYET-İ KERİMELER
21- Halbuki İblisin, onların üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak biz, ûhiret gününe iman edenle ondan şüphe edeni ortaya çıkarmak için (ona, vesvese verme fırsatı verdik) senin rabbin herşeyi koruyandır.
Hasan-i Basrî diyor ki: “İblis o insanları ne bir sopayla dövdü ne de onları zorla isyana şevketti. İblis onlara sadece birtakım ümitler verdi, onları aldattı, onlar da buna aldandılar.
Allah teala bu âyet-i kerimede İblise, insanları aldatması için neden fırsat verdiğini beyan ederek buyuruyor ki: “Biz, İblise, vesvese verme imkanı tanıdık ki, âhirete iman edenle o hususta şüpheye düşeni açığa çıkarmış olalım.” [1][27]
22- Ey Muhammcd, (müşriklere) şöyle de: “Allahı bırakıp da onun ortağı olduğunu iddia ettiğiniz şeyleri (yardıma) çağırın. Onlar, göklerde ve yerde zerre miktarı birşeye sahip değillerdir. Onların göklerde ve yerde bir ortaklan yoktur. Allanın da onlardan bir yardımcısı yoktur.
Ey Muhammed, kavminin, Ali aha ortak koşan müşriklerine-de ki: “Siz, Allanın ortaklan olduğunu sandığınız putlara ve eşyalara yalvarın da onlar size, Allanın, kullarına yaptığı şeylerden bazılarını yapsınlar. Allanın, Davud’a ve Süleyman’a nimetler verdiği gibi onlar da size nimetler versinler de görelim. Veya nankörlük eden Sebe1 halkının bağ ve bahçelerini imha ettiği gibi Allaha ortak koştuğunuz o şeyler de böyle bir felaket getirsinler. Eğer buna güçleri yetmezse bilin ki batıl bir yoldasınız. Sizin, Allaha ortak koştuğunuz şeyler, göklerde ve yerde hayır ve şerre, zarar veya menfaata asla sahip değillerdir. O halde onlar nasıl ilah olabilirler?
Allaha ortak koştuğunuz şeylerin göklerde ve yerde herhangi bir hisseleri yoktur. Allah onlardan herhangi birini kendisine yardımcı edinmiş de değildir. O halde herhangi bir şeyi Allaha ortak koşmaktan vazgeçin. [2][28]
23- Allahın nczdİndc, izin verdiğinden başka kimsenin şefaati fayda vermez. Nihayet kalblcrindcki korku giderilince birbirlerine: “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Kendilerine sorulanlar da: “Hakkı söyledi, o herşeyden yücedir, herşeyden büyüktür.” derler.
Allahı teala bu âyet-i kerimede, âhirette kendisine izin vermediği hiçbir kimsenin, günahkâr kulların affı için şefaatçi olamayacağını beyan etmektedir.
Bu hususta Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:
“Kıyamet gününde müminler bir ara)a toplanır: “Rabbimiz nezdinde bir şefaatçi bulsîk.” derler. Âdem’e gelirler ve ona: “Sen insanların babasısn Allah seni bizzat kendisi yarattı, meleklerini saıa secde ettirci ve sana herşeyin ismini öğreti. Bizim için, ntobin katmda şefaati ol da bizi bulunduğumuz bu yerden kurtarsaı.” derler. Âcfem: “Ben bu işfe yokum.” der. Ve işlediği günahı hatırlar veutanır. Ve onlara: “SizNuh’a gidin. Çünkü o, Aİlahin, yeryüzüne göndermiş olduğu ilk resuldür.” der. İnsanlar Nuh’a giderler. Mıh: “Ben bu işte yokum.” der. O, rabbine, hakkında bilgisi olmadığı birşeyi sordığunu hatırlar ve utanır[3][29]
Ve der ki: “Siz, rahman olan Allahın dostu’İbrahim’e gidin.” İnsanlar ibrahim’e giderler. İbrahim: “Ben bu işte yokum. Siz, Allahın kendisiyle konuştuğu ve kendisine Tevratı verdiği Musa’ya gidin,” der. İnsanlar Musa’ya giderler. Musa: “Ben bu işte yokum.” der ve kısası gerektirmediği halde bir insanı öldürdüğünü hatırlatarak rabbinden utanır ve der ki: “Siz, Allahın kulu , Peygamberi, kelimesi ve ruhu olan İsa’ya gidin.” İsa da “Ben bu işte yokum. Siz, Muhammed (s.a.v.)e gidin. O, geçmiş ve gelecek günahları affedilen bindir.” der. İnsanlar bana gelirler. Ben, izin almak için rabbirne giderim. Bana izin verilir. Rabbimi görür görmez secdeye kapanırım. O beni, dilediği kadar secdede bırakır sonra bana: “Başını secdeden kaldır, dileyeceğini dile, dilediğin sana verilecektir. Konuş, sözün dilenecektir, şefaatçi ol şefaatin kabul edilecektir.”denilir. Bunu üze-rineben başımı kaldırır rabbime, bana öğreteceği şekilde hamdederim. Sonra şefaatçi olurum. Bana, belli bir sınır tayin edilir, ben onların cennete girmelerini sağlanın. Sonra tekrar rabbime dönerim. Rabbimi görür görmez aynı şeyleri yaparım. Sonra şefaatçi olurum. Tekrar bana bir sınır tayin edilir. Onların da cennete girmelerini temin ederim. Sonra üçüncü ve dördüncü defa aynı şeyleri ya-panm ve derim ki: “Ey rabbim, cehennemde Kur’arw Kerimin kalacaklarını bildirdikleri ve ebedi olarak kalmaları gereken insanlar dışında kimse kalmamıştır. [4][30]
Allah teala bu âyet-i kerimede, ayrıca bir kısım varlıkların kalblerindeki korku giderilince birbirlerine “Rabbiniz ne dedi?” diye soracaklarını ve “Hak dedi” cevabını alacaklarım beyan etmektedir.
Buradaki “Kalblerinden korku giderilenlerden maksat, Abdullah b. Mes’ud, Mesruk ve diğer âlimlere göre meleklerdir. Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. Zira, Allah teala herhangi bir hususta hükmünü verince melekler ve o emrin haşmetinden korkuya kapılırlar ve kendilerinden üstün olan diğer meleklerden, ilahi emrin ne olduğunu sorarlar onlar da emrin, hak bir emir olduğunu söylerler.
Bu hususta Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyu nnuştur:
“Allah, gökte bir işin yerine getirilmesine hüküm verince melekler, AHa-hın emrine boyun eğdiklerini belirtmek için kanatlanın birbirine çarparlar. Alla-hın emri, kayalar üzerinde ses çıkaran zincir sesine benzer bir ses çıkarır. (Bu yüzden melekler korkuya kapılırlar) Nihayet meleklerin kalbinden korku gidince diğer meleklere: “Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar. Onlar da “Makkı söyledi.” derler. O, herşeyden yücedir, herşeyden büyüktür.” derler. [5][31]Diğer bir kısım âlimlere göre ise buradaki “Kalblerinden korku giderilenler.” Şeytanın kendilerine güven verdiği müşrikler ve kâfirlerdir. Bunlar ölüm halindeyken ve kıyamet gününü müşahade ettiklerinde birbirlerine: “Rabbiniz ne buyurdu?” diye soracaklar. “Rabbiniz hakkı buyurdu. ” cevabını alacaklar ve böylece dünyada iken gaflet ve sapıklık içinde olduklarını anlamış olacaklardır. [6][32]
24- Müşriklere: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?” de. “Sizi rızıklandıran yalnız Allahtır. O halde bir hidayet ve apaçık bir sapıklık üzerinde olan ya biziz yahut sizsiniz.” de.
Ey Muhammet!, pırtlan ve heykelleri, rablerine ortak koşan müşriklere de ki: “Göklerden yağmur indirip, güneşi ayı ve bütün yıldızlan menfaatlerinize hizmet eder hale getiren, sizi gökten rızıklandıran ve yeryüzünden, kendinizin ve hayvanlarınızın yiyecek ve içeceklerini çıkararak sizi yerden rızıklandıran kinidir?”
Ey Muhammed, eğer onlar bu sorulara: “Bilmiyoruz.” diye cevap verecek olurlarsa onalara de ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran Allahtır.” Ve yine de ki: “Bir hidayet veya apaçık bir sapıklık içerisinde olan bir miyiz? Yoksa siz misinizi? Elbette ki biz, hidayet üzereyiz siz ise sapıklık içindesiniz.” [7][33]
25- Sen onlara şöyle de: “Ne siz bizim işlediğimiz suçlardan mes’ul olacaksınız ne de biz sîzin işlediklerinizden mcs’ul alacağız.”
Ey Muhammed, sen o müşriklere de ki: “Sizlerle bizim, birimizin sapıklık, diğerimizin hidayet üzere olduğu muhakkaktır. Siz, bizim işlediğimiz suçlardan mes’ul değilsiniz biz de sizin işlediklerinizden sorumlu değiliz.” Biz sizden beriyiz. Sizleri, Allahı birlemeye ve sadece ona kulluk etmeye çağırıyoruz. Eğer bunu kabul ederseniz sizler bizden bizler de sizden oluruz. Aksi takdirde bizim, sizden, uzak olmamız devam eder.” [8][34]