sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İSRA SURESİ 56. VE 60. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İSRA SURESİ 56. VE 60. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 1, 2026 09:57
18
A+
A-

Müşriklerin Şüphelerinin Başka Bir Şekilde Çürütülmesi

 

56-  De ki: “Ondan başka (ilâh diye) iddia ettiklerinizi çağırın. Sizin bir sıkıntınızı gidermeye de, o halinizi değiştirmeye de güçleri yetmez.”

57-  Onların çağırdıkları o kimseler de Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı sakınılmaya değer.

58-  Hiçbir şehir yoktur ki kıyamet gününden önce biz onu helak edici veya şiddetli bir azap ile cezalandırıcı olmayalım. Bu, Kitap’ta yazılmıştır.

59- Bizi ayetler göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalan­lamış olmalarıdır. Semûd’a da gözleri göre göre dişi deveyi vermiştik. Bu yüz­den zulm etmişlerdi. Halbuki biz ayet­leri ancak korkutmak için göndeririz.

60-  Hani sana demiştik ki: “Rabbin gerçekten insanları kuşatmıştır. Sana göstermiş   olduğumuz   o   temaşayı sadece insanlar için bir imtihan kıldık. Kur’an’da lanetlenmiş olan ağacı da. Biz  onları  korkutuyoruz  ama  bu, onlara büyük bir azgınlık vermekten başka bir şeylerini artırmıyor.”

 

Açıklaması

 

Ey Peygamber, Allah’tan başkasına ibadet eden şu müşriklere de ki: Allah’tan başka ilâh olduklarını iddia ettiğiniz şu putlara ve Allah’ın ortak­larına bir sesleniniz. Çağırınız onları, acaba onlar sizin bu çağırınıza cevap verecekler mi? Fakirlik, hastalık, kıtlık, azap ve buna benzer birtakım sıkıntıların baş göstermesi halinde onlara yöneliniz. Acaba bu sıkıntılarınızı giderebiliyorlar mı? Şüphesiz onların kendilerine de bir fayda ve zarar verme imkânları yoktur.

Bunları yapabilen ancak hiçbir ortağı olmayan, yaratmak ve emretmek kudret; ancak kendisinde olan Yüce Allah’tır. İbni Abbas der ki: Müşrikler biz meleklere, Mesih’e ve Üzeyr’e ibadet ediyoruz, derlerdi. İşte çağırılmalan iste­nenler de bunlardır. Yani melekler, Mesih ve Üzeyr’dir.

“Onların çağırdıkları o kimseler de Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar.” Sizin Allah’tan başka tapındığınız Üzeyr ve Mesih gibi kimseler dahi Rablerine dua ederler. Onlar da Allah’a yakınlaşmak için yol ararlar. İtaat ve ibadetlerle O’na yaklaşmaya çalışırlar. İbadetlerini yalnızca O’na yaparlar. Buradaki “yol” Allah Teâlâ’ya yakınlaştırıcı işler demektir.

“Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar, onun rahmetini umarlar, azabından korkarlar.” Yani onlardan daha yakın olanlar bile Yüce Allah’a yakınlaşmak için yol arar. Peki ya yakın olmayanların durumu ne olur?

Yahut da yol aramanın anlamı şudur: Onlar Yüce Allah’a hangisi daha yakın olacak diye çaba harcarlar. Bu ise itaatlerine devamla daha çok hayır yapmakla, olur. Ve bunlar Allah’ın rahmetini umar, onun azabından korkarlar; Allah’ın diğer kulları gibi. Peki bunların ilâh olduklarını nasıl iddia edebilirler?

Tirmizî ve İbni Merdüveyh, Ebu Hureyre’den şöyle dediğini rivayet etmek­tedir: Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Allah’tan vesile dileyiniz.” Vesile nedir? diye sordular. Rasulullah (s.a.): “Allah’a yakın olmaktır.” buyurdu; sonra da bu ayet-i kerimeyi okudu.

Rahmeti umup azaptan korkmaya gelince, gerçekten şu iki ibadet korku ve ümid ile tamam olur. Korkan insan masiyetlerinden uzak durur, umut ile de itaatlerini daha çok artırır.

Azaptan korkmanın sebebi ise Yüce Allah’ın: “Zira Rabbinin azabı sakınılmaya değer.” buyruğunda ifade ettiği husustur. Yani şüphesiz Rabbinin azabı kendisinden korkulan bir şeydir. Kimsenin azaptan yana güvenlik içerisinde olması söz konusu değildir. O bakımdan melekler olsun, peygamber­ler olsun ve onların dışındakiler olsun, bütün kulların azaptan çekinmeleri, azabın meydana gelmesinden çekinmeleri, sakınmaları gerekir. Peki ya siz ne yapmalısınız?

Daha sonra Yüce Allah zalimlerin akıbetini şöylece beyan etmektedir: “Hiçbir şehir yoktur ki kıyamet gününden önce biz onu helak edici… olmay­alım.” Yani Yüce Allah’ın nezdinde levh-i mahfuz’da yazılı olan ilminde küfür ve masiyetlerle zulmeden kasabaların her birisini mutlaka Yüce Allah ya bütün ahalisini yok etmekle helak edecektir yahut da onları kökten yok edici bir azap ile cezalandıracaktır. Bu da ya öldürmek ile yahut da dilediği belâlara onları maruz bırakmakla olacaktır. O bunu yaparken onlara zulüm olsun diye değil, aksine günah ve hataları sebebiyle onlara bunu yapacaktır. Nitekim Yüce Allah’ şöyle buyurmaktadır: “Ve biz onlara zulmetmedik fakat kendileri kendilerine zulmediyorlardı.” (Hûd, 11/101).

“Bu kitapta yazılmıştır.” Yani bu Yüce Allah’ın ilminde yahut Levh-i Mah­fuz’da tescil edilmiş sabit ve genel bir hükümdür. Tirmizî, Ubâde b. es-Samit’-den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ben Rasulullah (s.a.)’ı şöyle buyururken dinledim: “Şüphesiz Allah’ın ilk yarattığı şey Kalem’dir. Ona, yaz diye buyurdu. O ne yazayım? diye sordu. Yüce Allah: “Takdir olunan her şeyi ve kıyamet gününe kadar olacak ne varsa onu yaz.” buyurdu.

Daha sonra Yüce Allah Mekke halkının isteklerinin kabul edilmeyiş sebe­bini açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Bizi ayetler göndermekten alıkoyan şey…” yani onların gösterilmesini teklif ettikleri ayetleri (mucizeleri) gerçekleştirmekten bizi alıkoyan tek şey, onlardan öncekilerin benzerlerini yalanlama, olmalarıdır. Biz bu ayetleri gösterecek olsak, Mekke halkı da veya onların durumunda olanlar bunları yalanlayacak olurlarsa, dünya hayatında onları azaplandırırız ve asla onlara mühlet vermeyiz. Nitekim Yüce Allah’ın mahlûkatmda uygulayageldiği sünneti (şaşmaz kanunu) budur.

Nüzul sebebinde de açıkladığımız gibi, Mekke’lilerin gösterilmesini teklif ettikleri mucizeler, Safa’yı altın yapması, dağları bir parça kendilerinden uzak­laştırması ve arazilerinin ziraate elverişli hale getirilmesi gibi şeylerdi.

Öncekilerin teklif edip, gerçekleştirildikleri vakit de yalanladıkları ve bundan dolayı da topluca helak edildikleri ayetlere bir örnek de Hz. Salih’in kavmi olan Semud’a gösterdiği dişi deve mucizesidir. Onlar dişi deveyi kesince büyük sayha onları yakaladı. Onların helak edilmelerinin izleri de Arap topraklarında sınırlarına yakın yerlerde devam etti. Giden ve gelenler onları görüyordu. Nitekim burada Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Semud’a da göz­leri göre göre bir dişi deve vermiştik. Bu yüzden zulmetmişlerdi.” Yani biz Semud kabilesine de dişi deveyi, onu yaratanın vahdaniyetine ve bu hususta Allah’ın duasını kabul ettiği Rasulünün doğruluğuna delâlet eden açık bir belge olarak vermiştik. Yüce Allah’ın: “göz göre göre” ifadesi, apaçık yahut insanların idrak ettiği şekilde gösterme özelliğine sahip anlamındadır. Burada diğer mucizeler arasında özellikle bunun söz konusu edilmesinin sebebi, Semud kabilesinin helak edilmesinin izlerinin Arap topraklarına yakın olması, onların yolları üzerinde bulunmasıdır. Yüce Allah’ın, “Bu yüzden zulmetmişlerdi” buyruğunun anlamı ise, ona kâfir oldular ve o dişi devenin su içmesini engelleyip onu öldürdüler, demektir. Yüce Allah da tek bir kimse kalmamak üzere onları yok etti ve onlardan intikam aldı.

“Halbuki biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.” Yani bizler ayetleri ancak insanları dünya azabının geleceğinden korkutmak üzere göndeririz. Belki bununla ibret alırlar, öğüt alırlar ve vazgeçerler. Şayet korkmayacak olurlarsa bu sefer başlarına azap iner.

İbni Kesîr’in naklettiğine göre bir seferinde İbni Mes’ud’un valiliği döne­minde Kûfe’de zelzele oldu, o da şöyle dedi: “Ey insanlar! Rabbiniz sizden ken­disini razı etmenizi istiyor. Haydi O’nu razı ediniz.” Yine rivayet edildiğine göre Medine Ömer b. el-Hattab’ın halifeliği döneminde defalarca sarsıldı. Hz. Ömer şöyle buyurdu: “Allah’a yemin ederim, birtakım günahlar işlemeye başladınız. Andolsun eğer bir daha zelzele olursa şunları şunları yapacağım.” Yine Buharı ile Müslim’in ittifakla rivayet ettikleri bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyrmuştur: “Şüphesiz Güneş ile Ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir ve şüphesiz bunlar herhangi bir kimsenin ölümü ya da hayatı dolayısıyla tutul­mazlar. Fakat Yüce Allah bunlarla kullarını korkutur. Böyle bir şey gördüğü­nüz zaman onu zikretmeye, Ona dua etmeye, ondan mağfiret dilemeye koşunuz.” Daha sonra şöyle buyurdu: “Ey Muhammed ümmeti, Allah’a yemin ederim erkek veya kadın kulunun zina etmesinden dolayı Allah’tan daha çok galeyana gelen hiçbir varlık yoktur. Ey Muhammed ümmeti, Allah’a yemin ederim eğer sizler benim bildiklerimi bilecek olsaydınız pek az güler, pek çok ağlardınız.”

Daha sonra Yüce Allah Rasulünün risaletini tebliğe teşvik etmekte ve ona kendisini insanlardan koruduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Hani sana demiştik ki: Rabbin gerçekten insanları kuşatmıştır.” Yani şunu hatırla ki, bir zamanlar biz sana şöyle vahyetmiştik: Kullarına kadir olan, güç yetiren Allah’tır. Onlar onun hakimiyeti, onun kahrı ve galebesi altındadırlar ve Allah ister Kureyş’ten olsun, ister başkalarından olsun düşmanlarına karşı seni korumuştur ve şüphesiz Allah, onlara karşı sana yardım edecektir. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Ve Allah insanlara karşı seni koruyacaktır.” (Mâide, 5/67). Yine yüce Allah Bedir’de zafer müjdesini vererek şöyle buyur­muştur: “O topluluk pek yakında yenik düşecek ve arkalarını dönüp gidecek­lerdir.” (Kamer, 54/45); “Kâfir olanlara de ki: Peki yakında yenilgiye uğraya­caksınız ve cehenneme sürülmek üzere toplanacaksınız.” (Ali İmrân, 3/12).

Şanı yüce Allah Kur’an ayetlerinin inidirilmesinin aynı zamanda korkut­mayı da ihtiva ettiğini beyan ettikten sonra İsra mucizesini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

“Sana göstermiş olduğumuz temaşayı sadece insanlar için bir imtihan kıldık.” Yani İsra gecesinde sana gösterdiklerimizi ancak insanlar için bir den­eme ve bir sınama aracı kıldık. Böylelikle gerçek ve samimi müminler ile yalanlayıcı kâfirlerin insanlara karşı durumları açıkça ortaya çıksın, insan­ların bilmesi için ortaya çıkardık. Ama bu bize nispetle değil. Çünkü biz zaten gelecekte olacak her şeyi ezelden beri bilmekteyiz.

Bu mucizeyi bir takım kimseler yalanladı ve inkâr etti, başka kimseler de doğrulayıp tasdik etti.

Buharî, İbni Abbas’tan bu ayet-i kerime hakkında şunu söylediğini naklet­mektedir: Buradaki rü’ya kelimesi Rasulullah (s.a.)’a İsra’ya götürüldüğü gece gösterilen göz ile gördüğü bir rüyadır. Arapça’da da: “Ben onu gözümle bir rüyet şeklinde ve rüya olarak gördüm.” denilir.

“Kur’an’da lanetlenmiş olan ağacı da.” Bu buyrukta takdim ve tehir vardır. Yani biz Kur’an-ı Kerim’de lanetlenmiş ağacı da ancak insanlar için bir imtihan ve bir denenme sebebi kıldık. Tıpkı İsra ve Mi’râc hadisesi gibi. Söz konusu bu ağaç ise zakkum ağacıdır. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz zakkum ağacı, o pek günahkârın yiyeceğidir.” (Duhan, 44/43-44). Bu ağaç hakkında insanlar ihtilâfa düştüler. Kimisinin bundan dolayı imanı arttı, çünkü ateşin yakmadığı pek çok şey vardır; kimisinin de küfrü arttı. Ebu Cehil ile Abdullah b. ez-Ziba’rî gibi. Bunlar dediler ki: Zakkum dediğimiz şey, ancak hurma ve tereyağıdır. O bakımdan bunlar hurma ve tereyağını birlikte yiyip bunlardan zıkkımlanmaya koyuldular.

“Biz onları korkutuyoruz, ama bu onların büyük bir azgınlık vermekten başka bir şeylerini artırmıyor.” Nasıl olur da bu durumdaki bir kavme güvenip onların teklif ettikleri mucizeler gösterilir? [1][19]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.