sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İSRA SURESİ 66. VE 70. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İSRA SURESİ 66. VE 70. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 3, 2026 09:57
1
A+
A-

Yüce Allah’ın İnsana Bahşettiği Nimetlerin Bazıları

 

66-  Rabbiniz O’dur ki, lütfundan elde edesiniz diye gemileri sizin için yüzdü­rür; muhakkak ki O size çok merhamet­li olandır.

67- Denizde size bir sıkıntı dokununca -O müstesna- yalvardıklarınızın hepsi kaybolur. Ama O sizi karaya çıkartıp kurtarınca yüz çevirirsiniz. İnsan zaten pek nankördür.

68-  Kara tarafından sizi yere batırma­sından veya başınıza taş yağdırmasın­dan emin mi oldunuz? Sonra kendiniz için vekil de bulamazsınız.

69- Yoksa sizi tekrar bir kere daha ora­ya döndürüp üzerinize ortalığı yıkan bir fırtına göndererek küfre sapmış ol­manızdan dolayı sizi suda boğmuş ol­masından emin mi oldunuz? Sonra bize karşı onun öcünü almak isteyecek biri­ni de bulamazsınız.

70-  Andolsun ki biz Ademoğlunu mü-kerrenı kıldık. Onları karada ve deniz­de taşıdık, temiz nimetlerinden onları rızıklandırdık ve yaratmış oldukları­mızdan çoğuna onları üstün kıldık

 

Açıklaması

 

Kullarına çokça lütufkâr olan Rabbiniz yarattıklarının menfaatine olan şeyleri sağlayan, hayat yollarını kendilerine kolaylaştırandır. O bakımdan rüzgâr yahut buhar, elektrik gibi değişik güçlerle sizin için denizde gemileri o yürütüyor. Onlarla seyahat için yahut ticaret maksadı ile dünyanın çeşitli ülkeleri arasında kişilerin taşımacılığı yapılıyor, mal ve ticari metalar bir bölgeden bir diğer bölgeye nakledilebiliyor. Böylelikle Allah’ın lütfundan rızık aranıyor. Gerçekten O size karşı çok merhametlidir ,yani O bütün bunları size, üzerinizdeki lütfü ve size olan merhameti dolayısıyla yapmıştır.

Haber verdiği şu gerçek de Yüce Allah’ın merhameti ve lütfü kapsamı içerisindedir: “Denizde size bir sıkıntı dokununca…” Yani ey insanlar denizde size herhangi bir sıkıntı ya da zorluk gelip çatınca, Yüce Allah’ın dışında ken­disine dua edip tapındığınız herhangi bir put, melek veya insan gibi bütün mabudlar hatırınızdan gider, düşüncenizde onlara yer vermezsiniz. Allah’tan başkasını hatırlamaz, sıkıntınızın giderilmesi için başkasına sığınmazsınız.

Nitekim Ebu Cehü’in oğlu İkrime’nin başından geçen olay da buna benze­mektedir. Mekke’yi fethettiği zaman Allah Rasulünden kaçtı ve Habeşistan’a gitmek için gemiye bindi. Oldukça şiddetli bir fırtına koptu, herkes birbirine: “Yalnızca Allah’a dua edip yalvarmaktan başka size hiçbir şeyin faydası olmaz.” dediler. İkrime bu sefer kendi kendisine şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim, eğer denizde ondan başka fayda veren bir kimse yoksa şüphesiz karada da ondan başkasının faydası olmaz. Allah’ım sana söz veriyorum, eğer beni buradan (salimen) kurtaracak olursan yemin ediyorum elimi gidip Muhammed’in eline koyacağım ve şüphesiz onun oldukça şefkatli ve mer­hametli olduğunu göreceğim.” Nihayet denizden (salimen) kurtulabildiler. Rasulullah (s.a.)’ın yanına geri döndü, İslâm’a girdi ve güzel bir şekilde de İslâm’a bağlandı -Allah ondan razı olsun ve onu razı etsin-

“Ama O sizi karaya çıkartıp kurtarınca yüz çevirirsiniz.” Yani güvenlikle sizi karaya ve esenliğe çıkartıp, duanızı kabul edince siz yüz çevirirsiniz. Yani daha önce denizde iken itiraf ettiğiniz vahdaniyetini unutuverirsiniz, Ona dua etmekten, yalvarmaktan yüz çevirirsiniz, tekrar şirk koşmaya geri dönersiniz.

Bunun sebebi ise Yüce Allah’ın buyurduğu gibi insanın nankör oluşudur: “İnsan zaten pek nankördür.” İnsanın nankörlüğü ise karakteri ve tabiatı icabı nimetleri unutması ve onları inkâr etmesi şeklindedir. Yüce Allah’ın koruduk­ları müstesnadır.

Daha sonra Yüce Allah nimetlerine karşı nankörlük etmekten sakındırarak şöyle buyurmaktadır:

“Kara tatafında sizi yere batırmasından veya başınıza taş yağdırmasından emin mi oldunuz…” Yani siz karaya çıkmakla Allah’ın intikam ve azabından yana güvenliğe kavuştuğunuzu mu zannediyorsunuz? Üzerinde yerleşmiş olduğunuz karanın bir tarafını yerin dibine geçirmek veya üzerinize taş yağdırmak suretiyle sizi azaplandıracağından yana kendinizi güvenlikte mi hissediyorsunuz? Lût kavmine yaptığı gibi. O size böyle yapacak olursa “sonra kendiniz için bir vekil de bulamazsınız.” Yani artık bundan sonra işlerinizi ken­disine havale edeceğiniz, sizi kurtaracak ve kurtarmayı üzerinize alabilecek bir kimseyi bulamayacaksınız.

Kâsib (taş yağmuru)’den Yüce Allah çeşitli ayet-i kerimelerde haber vermiştir. Meselâ “Biz onların üzerine taş yağdıran bir yağmur gönderdik. Lût ailesi müstesna, biz onları seher vakti kurtardık.” (Kamer, 54/34); “Ve biz onların üzerine pişmiş çamurdan taş yağdırdık.” (Hicr, 15/74) gibi.

“Yoksa sizi tekrar bir kere daha oraya döndürüp üzerinize ortalığı yakıp yıkan bir fırtına göndererek… emin mi oldunuz?” Yani ey bizden yüz çevirenler, denizde bizim tevhidimizi itiraf ve kabul edip karaya çıktıktan sonra ikinci bir defa daha gemilerde yolculuk, üzerinize gemilerinizin direklerinizi kökten koparan ve gemileri suya batıran bir fırtına gönderemeyeceğimizden yana emin mi oldunuz?

“Küfre sapmış olmanızdan dolayı sizi suda boğmasından…” Yani O, küfre sapmanız ve kendisinden yüz çevirmeniz sebebiyle sizi suda boğar.

“Sonra bize karşı onun öcünü almak isteyecek birini de bulamazsınız.” Yani biz size yapacağımızı yaparız. Daha sonra ise sizler bu yaptığımızdan dolayı bizden intikam almak için yaptığımızın acısını çıkarmak için bizi sorgu-layabilecek kimse bulamayacaksınız. Yani siz gittikten sonra intikamınızı ala­cak kimse olmayacaktır.

Ayette geçen “tebî” kelimesi intikam alacak yahut hak talebinde bulu­nacak yardımcı demektir. Yüce Allah’ın “Ve o bunun akıbetinden de korkmaz.” (Şems, 91/15) buyruğu da bunu andırmaktadır. Bu buyrukta, kötü akıbet ile tehdit ve ağır bir korkutma vardır.

Yüce Allah’ın insanı mükerrem kılmış olması da onun lütuf ve rahmetinin, nimetinin mükemelliği cümlesindendir. Yüce Allah bu büyük nimeti de: “Andolsun ki biz Ademoğlunu mükerrem kıldık.” buyruğu ile ifade etmektedir. Yani biz Ademoğlunu şerefli ve üstün kıldık. En güzel şekilde onları yaratmak, onlara işitmeyi, görmeyi ve kalbi kavrayıp anlamak için vermiş olmak, eşyanın hakikatlerini idrak ettikleri ve sanayi, ziraat, ticaret imkânlarını keşfedebile­cekleri, dilleri öğrenebildikleri, yeryüzünün zenginlik kaynaklarını keşfetmek üzere çeşitli enerji kaynaklarından yararlanmak üzere, yeraltı ve yer üstünde­ki zenginliklerden istifade etmek için düşünebildikleri; kâinatta bulunan türlü taşıma araçları, geçim ve hayatı sürdürme yollarını, eşyayı, eşyanın özellikleri­ni, dinî ve dünyevî hususlarda bunların fayda ve zararlarını ayırd etme gücünü elde ettikleri akıl ile onları mümtaz kılmak suretiyle biz insanları üstün ve şerefli kıldık.

Karada davarlar, atlar ve katırlar gibi binekler üzerinde; günümüzde ise tren, uçak ve benzeri vasıtalar üzerinde denizde de küçük küçük gemilerde onları taşıdık. Böyle bir taşıma ise irade ile kendi maksat ve şartlarını hazırla­ması şartıyla Ademoğlundan başkasının yapabildiği bir iş değildir.

Ve biz onlara hoş ve temiz rızıklar verdik. Yani ekinler, meyveler, etler, sütler ve buna benzer çeşitli yiyecek ve lezzetli yemekler, güzel görüntüler, oldukça değerli elbiselerle rızıklandırdık. Kısacası, temiz ve hoş şeyler lezzetli yiyecek ve içeceklerdir. Bunlara bağlı olarak hoş ve temiz olan çeşitli ziynet türlerini de kapsar.

Biz Ademoğullarını -melekler müstesna- yarattıklarımızın bir çoğundan da üstün kıldık veya onları çeşitli yaratıklara ve diğer canlı türlerine galip gelmek, onları egemenlik altına almak, korumak, temyiz (doğru ile yanlışı ayırd etmek), sevap ve amellerin mükâfatını görmek gibi hususlarla üstün kıldık.

İkinci tefsire göre bu ayet-i kerime İbni Kesir’in de belirttiği gibi insanın tür olarak meleklerden daha üstün olduğuna delil gösterilmiştir. Taberânî ‘de, Abdullah b. Amr’dan. Abdürrezzak da Zeyd b. Eslem’den mevkuf olarak, İbni Asakir de Enes b. Malik’ten Rasulullah (s.a.)’a merfu olarak şöyle dedikleri rivayet edilmektedir: Melekler şöyle dediler: “Ey Rabbimiz sen Ademoğluna dünyayı verdin, orada yiyorlar, içiyorlar, giyiniyorlar. Biz de seni hamdederek teşbih ederiz. Yemeyiz, içmeyiz, eğlenmeyiz. Dünyayı onlara ayırdığın gibi ahireti de bize ayır.” Yüce Allah şöyle buyurdu: “Ben elimle yarattığımın zür-riyetinden salih olan kimseleri, hiçbir zaman kendilerine “ol” deyip oluverenler gibi kılmam.”

Ancak bizler doğru olanın, meleklerin insanlardan faziletli olduğunu kabul eden görüş olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. [1][21]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.