TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA FATIR SURESİ 41. VE 45. AYET-İ KERİMELER
41- Şüphesiz ki Allah, yerlerinden ayrılıp gitmemeleri için, gökleri ve yeri mutlaka tutar. Yemin olsun ki eğer bunlar yerlerinden ayrılacak olursa, onları Allahtan başka kimse tutamaz. Şüphesiz o, kullarına karşı yumuşak davranan ve çok affedendir.
Bu âyet-i kerimede, Allah teala, gökleri ve yeri kudretiyle boşlukta tuttuğunu, bunların, kendilerine tahsis edilmiş oldukları yerlerden ayrılmadıklarını, aksi takdirde Allahtan başka hiçbir kimsenin bunları tutmaya gücü yetmeyeceğini bildiriyor ve yüce kudretinin ne kadar büyük olduğunu bizlere beyan ediyor. Bu kudrete sahibolan Allanın, kullarına karşı çok yumuşak ve çok bağışlayan olduğunu müjdeliyor.
Allah teala kâfirleri ve günahkarları hemen cezai and irmay ip son nefeslerine kadar kendilerine fırsat vermekte ve hakka yönelme kapılarını açık bırak- | maktadır. Bundan daha büyük bir lütuf olur mu? [1][46]
42-43- Kâfirler, kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetler içinde en doğru yolu tutacaklardan biri olacaklarına dair en büyük ycminlcriyle yc-min ettiler. Fakat kendilerine uyarıcı gelince bu onların nefretlerini artırmaktan başka birşey yapmadı. Nefretlerinin sebebi, yeryüzünde kibirlenmeleri ve kötü tuzaklar kurmalarıydı. Halbuki kötü tuzağın zararı ancak onu kurana dokunur. Onlar gelmiş geçmiş milletlere uygulanagelen kanundan başka birşey mi beklerler? Sen, Allanın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allanın kanununda hiçbir sapma göremezsin.
Müşrikler, kendilerine peygamber gelmeden önce “Eğer bir peygamber gelecek olursa biz, geçmiş ümmetlerin en doğru yolda olanlarından biri olacağız.” diye en ağır yeminîeriyle yemin ediyorlardı. Fakat Muharnmed, peygamber olarak gelip onlan uyarınca onun daveti müşriklerin nefretini artırmaktan başka birşey yapmadı. Onların nefretlerinin artmasının sebebi, yeryüzünde böbürlenip içlerinden birinin peygamber olarak gönderilmesini gururlarına yedire-memeleri bir de kötü tuzaklara başvurmalarıdır. Bu tuzaklarının biri de Allaha ortak koşmayı, kendilerine tabi olan zayıflara şirin göstermeleridir. Halbuki kötü niyetle tuzak kuran kimseler, kurdukları tuzağa kendileri düşerler. Bunlar da kurdukları şirk tuzağına kendileri düştüler. Bu itibarla geçmişte Allaha ortak koşanların hak ettikleri cezayı onlar da hak ettiler. Artık bunlar, kendilerinden önceki ümmetlerin cezalarından başka birşey mi beklerler? Ey Muhammed, sen Allahın, insanlar hakkında süregelen kanununda hiçbir değişiklik, hiçbir eğrilik bulamazsın. Zira hiçbir kimse Allahın hükmüne karşı gelemez. [2][47]
44- Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önceki kavimlerin âkibetlcrinin ne olduğuna bakmazlar mı? Halbuki onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde hiçbir şey Allahı âciz bırakamaz. Şüphesiz ki Allah, heşeyi bilir, herşeye kadirdir.
Allah teala bu âyet-i kerimede, Resulullahi yalanlayan müşriklere, kendilerinden önce gelip geçen ve kendilerinden daha güçlü ve kuvvetli olan, Allahın emirlerine karşı geldikleri için cezalandırılan kafirlerin akıbetlerine bakıp ibret almalarını ve onların durumlarına düşmemelerini emrediyor. Zira Allah kendilerini cezalandırmak istediğinde hiçbir şey Allaha karşı çıkıp onu âciz bırakamaz. Allah, herkesin yaptığını çok iyi bilir ve herşeye kadirdir. [3][48]
45- Eğer Allah, işledikleri günahlar yüzünden insanları hemen ceza-landırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah onların cezalarını belli bir zamana kadar erteler. Ecelleri gelince de, şüphesiz kî Allah, kullarını çok iyi görmektedir. (Layık olduklarını verir.)
Eğer Allah, insanları işledikleri günah ve kötülüklerden dolayı hemen cezalandıracak olsa yeryüzünde hareket eden bir tek canlı bırakmaz. Fakat Allah, insanları tayin ettiği bir vadeye kadar erteler. Vadeleri gelince de kullarından kimin cezalandırılmaya layık olduğunu görmekte ve bilmektedir. Elbette ki on-îar bu cezadan kaçıp kurtulamazlar.
Allah teala, kullarından cezayı hak edenlerin bazılarını, dünyada tayin ettiği vakitlerde cezalandınrken diğer bir kısmını yine kendisinin tayin ettiği âhirette cezalandıracaktır.
Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki Allah, zalime mühlet verir. Fakat onu yakalayınca da bir daha bırakmaz.” [4][49]