TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA SAFFAT SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
SÂFFÂT SURESİ
Sâffat suresi, yüz seksen iki âyettir ve Mekke’de nazil olmuştur,
Cenab-ı Hak bu mübarek sureye, ilahımızın tek bir ilah olduğuna, onun, göklerin, yerin ve herşeyin rabbi olduğuna yemin ederek başlıyor.
Dünya göğünün yıldızlarla süslendiği ve oranın isyankâr şeytanlardan korunduğu beyan ediliyor. Bu sebeple şeytanların, gökte konuşulanları dinleye-medikleri ancak oradan bir söz kapıp kaçanların da peşlerine,herşeyi delip geçen bir ateşin takıldığı açıklanıyor.
Kâfirlerin, cenab-ı Hakkın kudretini gösteren muhteşem delillerden ibret almadıkları, bilakis onlarla alay edip onlara “Sihir” dedikleri, ölüp toprak olduktan sonra tekrar dirilmeye inanmadıkları beyan ediliyor. Evet, herkes âhirette dirilecek ve bu dünyadayken inanmadığı o günden dolayı çok büyük bir pişmanlık duyacaktır. Onlara orada: “İşte bu, yalanlayıp durduğunuz gündür.” denilecek ve onlar toplanıp cehenneme sürüleceklerdir.
O âhiret gününde, dünyadayken Aîlahı bırakıp da kendilerine tapınılanlar ile tapanlar arasında bir münakaşa başlayacak ve onlar arada birbirlerini suçlayacaklardır. Ve işte onların hepsi orada azapta ortak olacaklardır.
Allaha ve âhirete iman eden ihlash kullar için ise .çeşitli meyveler, Naim cennetlerinde tahtlar üzerinde ikramlar vardır.
Cehennemliklere ise zakkum ağacından yedirileceği, karınlarını bunlarla doldurduktan sonra üzerine de kaynar su içirileceği beyan ediliyor.
Sure-i Celilede bu hususların beyanından sonra Nuh (a.s.)ın kısasına işaret ediliyor. Nuh (a.s.)ın ve ona iman edenlerin büyük bir felaketten kurtarıldıkları ve yeryüzünde sadece Nuh (a.s.)ın zürriyetinin bırakıldığı ve “Âlemler içinde Nuh’a selam olsun.” dedirtme suretiyle, nesiller İçinde Nuh (a.s.)a güzel bir nam bırakıldığı beyan ediliyor. Ona iman etmeyenlerin ise suda boğuldukları haber veriliyor.
Bundan sonra Hz. İbrahim kıssasına yer veriliyor. Hz. İbrahim’in, kavmiyle beraber toplantı yerine gitmemek için onlara “Ben hastayım” dediği ve onlar gittikten sonra putlarını balta ile kırdığı beyan ediliyor. Kavmi gelip onu cezalandırmak için büyük bir ateş yakıyor ve Hz. İbrahim’i o ateşin içine atıyor. Fakat Allah teala onu düşmanlarının bu tuzağından koruyor, ateşi ona güllük gülistanlık haline getiriyor.
Daha sonra Hz. ibrahim oradan ayrılıyor ve Allahtan kendisine bir çocuk vermesini istiyor. Allah da ona bir çocuk veriyor. Çocuk yanında büyüyüp yürümeye başlayınca ona: “Yavrucuğum, ben, rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Sen bu işe ne dersin?” diye soruyor. Çocuk da: “Babacığım emrolundu-ğunu yap. Beni sabredenlerden bulacaksın.” diyor. Her ikisi de Allahm emrine boyun eğip İbrahim (a.s.) oğlu İsmail’i kurban etmek için yüzükoyun yatırıyor ve işte o anda Allah teala, Hz. İbrahim’in, rüyasına sadakat göstermesinden dolayı onu mükafatl andın yor ve oğlunun yerine, kurban etmesi için ona bir kurbanlık veriyor. Böylece Hz. İbrahim’in de âlemler içinde güzel bir nâmı kalıyor.
Sure-i Celilede bundan sonra Hz. Musa ile Hz. Harun’un kıssası beyan ediliyor. Allah teala Hz. Musa ve Hz Harun’a yardım ediyor ve onları, İsrailo-ğullarıyla birlikte Firavuna galip fetiriyor ve onlara da âlemler içinde güzel bir nam bırakıyor.
Bundan sonra Hz. İlyas’ın kıssası geliyor. İlyas (a.s) kavmini hidayete davet ediyor, putlara tapmaktan vazgeçmelerini istiyor. Fakat kavmi onu yalanlıyor. Allah teala da o kavmi helak ediyor. Böylece Hz. İlyas’a da âlemler içinde güzel bir nam veriliyor.
Daha sonra Lut (a.s.)m kıssası geliyor, Hz. Lut’un kavmi, kendisini dinlemediği için Allah teala, onları, Hz. Lut’un kansi da içlerinde olduğu halde helak ediyor.
Sonra Yunus (a.s.)m kıssası beyan ediliyor. Yunus (a.s.) kaçıp bir gemiye biniyor. Gemide, denize atılacak olan bir kişi için kur’a çekiliyor o da Yunus (a.s.)a çıkıyor. Böylece onu denize atıyorlar. Yunus (a.s.)ı balık yutuyor. Ve sonunda hasta bir halde, Allahm dilemesiyle balığın karnından sahile çıkıyor. Oradaki bitkilerle vücudunu tedavi ediyor. Daha sonra, sayısı çok olan bir kavme peygamber olarak gönderiliyor. O kavim, Yunus (a.s.)m davetini kabul ediyor ve öylece belli bir zamana kadar yaşayıp gidiyorlar.
Sure-i celilede bundan sonra, kızları Aİlaha nisbet edip oğullan da kendileri için ayıran cahil müşriklerin bu garip ve çirkin davranışlanna dikkat çekiliyor ve bu müşrikler şiddetle kınanıyor.
Sure-i celilede daha birçok hususlar beyan edildikten sonra, “Kuvvet ve kudret sahibi olan rabbin onların uydurduktan sıfatlardan münezzehtir.” “Gönderilen peygamberlere selam olsun.” “Âlemlerin rabbi olan Aİlaha hamdolsun.” buyurularak sure-i celile sona eriyor. Abdullah b. Ömer diyor ki:
“Resulullah bizlere namazı çok uzatmamamızı emreder ve Sâffat suresini okuyarak bize namaz kıldırdı.[1][1]
Rahman ve rahim olan Allanın adıyla.
1-4- Saf saf dizilinlcre, engel olanlara (veya sevk ve idare edenlere), âyetleri okuyanlara yemin olsun ki, sizin ilahınız elbette birdir.
Birinci âyet-i kerimede zikredilen “Sıra sıra dizilenlerden maksat, Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Abbas, Mesruk, Said b. Cübeyr, İkrime, Mücahid, Siiddi ve Katade’ye göre “Meleklerdir.”
Katade: “Melekler gökte saf saftır. Bu nedenle Allah teala onlan “Saf saf dizilenler.” şeklinde sıfatlandırmıştır.” diyor.
Mücahid ve Süddî ikinci âyette ifade edilenlerin de melekler olduklarını, bunlar bulutlan sevkettikleri için: “Sevk ve idare edenler.” diye sı fadandı rıldık-lannı söylemişlerdir. Taberi bu görüşü tercih etmiştir. Bu görüşe göre âyetin meali: “Bulutlan sevk ve idare edenlere yemin olsun ki.” demektir.
Katade ve Rebi’ b. Enes ise burada zikredilenlerden maksadın Kur’an-ı kerim’in âyetleri olduklarını söylemişlerdir. Zira bu âyetler insanlan kötülüklerden alıkoyarlar. Bu görüşe göre ise âyetin meali: “İnsanlan kötülüklerden alıkoyan âyetlere yemin olsun ki.” şeklindedir.
Âyet-i kerimede geçen: “Âyetleri okuyanlardan maksat, Mücahid ve Süddi’ye göre yine meleklerdir. Zira onlar, Allah katından Kur’anı ve diğer semavi kitaplan getirip peygamberlere okuyanlardır.
Katade’ye göre ise burada: “Âyetleri okuyanlardan maksat, geçmiş ümmetlere ait olan haberleri bizlere anlatan Kur’an âyetleridir.[2][2]
5- O, göklerin, yerin ve araiarındakilerin rabbidir. O, doğuların da rabbidir.
Ey insanlar, sadece kendisine kulluk etmeniz emredilen rabbiniz birdir. Onun herhangi bir benzeri ve ortağı yoktur. O halde sadece ona kulluk edin. İbadetlerinizde hiçbirşeyi ona ortak koşmayın. O, yedi gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunanlan yaratandır. O halde sadece ona kulluk edin. İbadetlerinizde hiçbirşeyi ona ortak koşmayın. O, yedi gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunanlan yaratandır. O halde sadece ona kulluk edin. Herhangi bir zarar veya menfaat veremeyecek olan yaratıklan ona ortak koşmayın. O, doğutann rabbidir.
Aslında “Doğu” bir tane olduğu halde âyet-i kerimede çoğul olarak “Do-ğulann rabbi” ifadesi kullanılmıştır. Çünkü burada güneşin, yaz ve kış mevsimlerinde doğuş yerlerinin farklı oluşuna işaret vardır. [3][3]