TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TAHA SURESİ 111. VE 115. AYET-İ KERİMELER
111- Bütün yüzler, diri ve herşeyi sevk ve idare eden Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen ise perişan olmuştur.
Kıyamet gününde bütün varlıklar, ezelî ve ebedî olarak diri olan ve bütün yaratıkları sevk ve idare eden Allah’a boyun eğip teslim olacaklar. Kıyamet gününe herhangi bir zulümle giden ise hüsrana uğrayacak ve ümitsiz kalacaktır. Zira o gün Allah, her haklının hakkını haksızdan alıp kendisine verecektir. Boynuzsuz koyun boynuzludan hakkını alacaktır.
Peygamber efendimiz bir Hadis-i Şerifinde buyurmaktadır ki:
“Sizler kıyamet gününde hak sahiplerine haklarını mutlaka vereceksiniz. Öyle ki, kendisine vurulan boynuzsuz koyun, kendisine vuran boynuzlu koyundan hakkını alacaktır. [1][117]
112- Kim de mümin olarak Salih ameller işlerse, (Ne günahlarının artırılıp) zulmedilmesinden, ne de (sevaplarının azaltılıp) haksızlığa uğratılma.sı nd an korkar.
Allah Teala, zalimleri ve onların başlarına gelecek olan akıbetleri zikrettikten sonra bu âyette, saîih amel işleyen mümin kullarına vaadlerde bulunuyor ve onlara adaletli davranacağım beyan ediyor.
Bu hususta başka bir âyet-i Kerimede de şöyle buyuruluyor: “Şüphesiz ki, Allah, hiç kimseye zerre kadar zulmetmez. Yapılan iyilik zerre kadar da olsa onu kat kat artırır ve yapana katından büyük bir mükâfaat verir. [2][118]
113– İşte böylece biz, onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Biz onda çeşitli tehditleri zikrettik ki insanlar Allah’tan korksunlar veya Kur’an onlara bir hatırlatmada bulunsun.
Alah Teala bu âyette, Kur’an-ı Kerimi Arap diliyle indirdiğini, onda, çeşitli müjdeler yanında birçok tehdit ve ikazları da zikrettiğini bildirmektedir. Böylece insanlar, Allah’ın emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak ondan korkmuş olsunlar veya Kur’an insanlara bir hatırlatmada bulunsun ve onlarda Allah’a itaat etme duygusunu yerleştirsin. [3][119]
114- Gerçek hükümdar olan Allah, herşeyden yücedir. Ey Muham-med, Kur’an vahyedilirkcn, henüz bitmeden okumaya kalkma. “Rabbim, ilmimi artırır.” de.
Abdullah b.Abbas diyor ki: Resulullah’a vahiy geldiğinde ona çok titizlik gösterdiği için sıkıntı içine düşerdi. Cebrail aleyhisselam her âyeti okuduğunda o da hemen onunla beraber okurdu. Allah Teala bunun üzerine bu ve benzeri âyetleri indirdi ve onun sıkıntıya düşmemesini, vahyi alırken acele etmemesini emretti. Aynca kendisinden, ilmini artırmasını dilemesini istedi.
Resulullah’ın, vahiy inerken acele ettiğini beyan eden diğer âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır: “Ey Muhammed, Cebrail sana Kur’anı okurken, acele ederek onunla beraber dilini oynatma.” “Onu bir araya toplamak ve okutmak şüphesiz bizim işimizdir.” “Biz onu Cebrail’e okuttuğumuz zaman, sen onun okuyuşunu takip et.” “Sonra onu açıklamak, şüphesiz bizim işi[4][120]
115- Yemin olsun ki biz, Âdem’e daha önce (Ağaçtan yeme diye) emretmiştik. Fakat o bunu unuttu. Biz onu kararlı görmedik.
Allah Teala bu âyet-i kerimede, bütün Peygamberlerden önce Hz . Adem’den, emirlerine uyacağına ve yasaklarından kaçınacağına dair söz aldığım fakat Hz. Âdem’in, beşer olması hasebiyle bu sözü unuttuğunu ve kendisine yasaklanan ağacın meyvasmdan yediğini beyan ediyor. Âyetin sonunda da: “Biz onda azim görmedik.” buyuruyor.
Bu son ifadeden neyin kastedildiği farklı şekillerde izah edilmiştir. Tabe-ri, Katadenin “Azimden maksat, sabırlılıktır.” dediğini, Atıyye, İbn-i Abbas ve İbn-i Zeyd’in ise “Azimden maksat, verilen sözü muhafaza etmektir.” dediklerini rivayet etmektedir. Buna göre âyetin mânâsı şöye izah edilir: “Biz Âdem’den, daha önce söz aldık. Fakat biz onu, verdiği söze karşı sabırlı ve onu muhafaza eden bîr kimse olarak görmedik.”
Bu izah şekli, Hz. Âdem’in, kendisine Peygamberlik gelmeden önce verdiği sözü tutamadığı görüşüne uygundur. Veya Hz. Âdem’in, bu davranışı, Peygamberlerin masumiyetine gölge düşürmeyen bir zelle’dir.
Başka bir izaha göre de bu âyet-i Kerimenin mânâsı şöyledir: “Biz Âdem’den daha önce söz almıştık. Fakat, o verdiği sözü unuttu. Amma biz onu hatada ısrarlı biri bulmadık. O, yaptığı hataya bir daha dönmedi.”
Bu izah tarzı, Peygamberlerin masum olması ve bu sebeple günah işlememesi esasına daha uygundur. [5][121]