VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İBRAHİM SURESİ 5. VE 8. AYET-İ KERİMELER
Musa (A.S.) Peygamberin Vazifesi Ve Kavmine Yaptığı Nasihatler
5- And olsun ki Musa’yı ayetlerimizle, “Milletini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve Allah’ın günlerini onlara hatırlat” diye göndermişizdir. Bunlarda, çokça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.
6- Musa, milletine dedi ki: “Allah’ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı. Bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır.
7- Rabbiniz: “Şükrederseniz and olsun ki, size nimetleri arttıracağım. Nankörlük ederseniz bilin ki azabım pek çetindir.” diye bildirmişti.
8- Musa “Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de ganî ve övülmeye lâyık olandır.” demişti.
Açıklaması
Ey Muhammed! Bütün insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için seni gönderip, sana Kitap indirdiğimiz gibi aynı şekilde Musa’yı da İsrâiloğul-larma dokuz mucizeyle gönderdik. Ona şöyle diyerek bunu emrettik: “Milletinin içinde bulunduğu cehalet ve sapıklıklarından, hidâyet ve iman aydınlığına çıkması için onları hayır ve iyiliğe davet et.”
Onlara, geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin başlarına gelen hadiseleri hatırlat. Müminlerin nasıl kurtulup, kâfirlerin ne şekilde helak olduklarını haber ver!
Veya onlara, Allah’ın, Firavun’un esaretinden, kahrından ve zulmünden kurtararak onlara ihsan ettiği nimetlerini, onları düşmanlarından kurtarmasını, onlar için denizi ikiye ayırmasını, bulutlarla gölgelendirmesini, onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirmesini ve diğer nimetlerini hatırlat.”
İmam Ahmed, İbni Cerir ve İbni Ebî Hatim merfû bir hadiste İbni Abbâs (r.a.)’dan, Rasulullah (s.a.)’ın “Allah’ın günlerini onlara hatırlat…” kavli hakkında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah Tealâ’nın nimetlerini onlara hatırlat.”
Musa (as) zamanındaki “Allah’ın günleri” yâ İsrâiloğulları’nın Firavun’un kahrı ve tahakkümü altında bulunduğu günler olan sıkıntı ve belâlardır; veya düşmanlarından kurtarılmaları, denizin yarılması ve kudret helvasıyla bıldırcın etinin indirilmesi şeklindeki nimetlerdir.
“Bu hatırlatmalarda,” Allah’a itaat ve belâlara veya sıkıntı ve zorluklara çok sabreden, nimet, refah ve mutluluk içinde çok şükreden herkes için Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller vardır. İsrâiloğulları’nı, Firavun’un zulmünden ve içinde bulundukları hakir ve hor bir işkenceden kurtarırken onlara yaptıklarımızda yine böyle kimseler için dersler vardır.
Katâde şöyle der: “Başına bir belâ geldiği zaman sabreden, nimet içinde olduğunda şükreden kul, ne güzel kuldur.”
Buharî’nin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.) da şöyle buyurmuştur: “Müminin her işi bir acâiptir. Allah, onun için ne takdir etse onda hayır vardır. Başına bir sıkıntı ya da bir belâ gelse sabreder. Bu, onun için hayırdır. Sevinip rahatlığa erse şükreder. Bu da onun için bir hayırdır.”
Bir müslümanın, çok sabredip şükreden kul olması gerekir. O, belâ ve sıkıntılara sabreder, rahatlık ve nimet içinde ise şükreder.
Musa’nın milletine şöyle dediği ânı hatırla: ‘Ey Kavmim! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. O, sizi Firavun ailesinden ve size tattırdıkları işkence ve zilliyetten kurtardı. Bildiğiniz gibi onlar, sizi gücünüzün yetmiyeceği işlere zorluyorlardı. Yeni doğacak bir erkek çocuğun, Firavun’un mülkünün yerle bir olmasına sebep olmasından korktukları için doğan çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Zira Mısır Firavun’unun gördüğü bir rüya bu şekilde tâbir edilmişti. Bununla beraber kız çocuklarını zelil ve çaresiz bir halde sağ bırakıyorlardı. Bütün bunlar ne büyük bir imtihandı. Allah, sizi onların işkencelerinden kurtardı. Bu ne büyük bir nimettir.
İster ceza isterse nimet olsun size bu söylediklerimde Rabbinizden büyük bir imtihan vardır. Çünkü böylece insan, şükreden mi yoksa nankör bir kul mu olduğunu anlar! Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.” (Enbiya, 21/35). “İyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.” (A’raf, 7/168).
Ey İsrâiloğullan! Rabbinizin size vaadini bildirdiği o ânı hatırlayın ki O şöyle buyurmuştu: “Nimetlerime şükrederseniz and olsun ki, size onları arttıracağım. ‘”
Buharî’nin Enes (r.a.)’den rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Kime şükretmek ilham edilirse o kimse nimetlerin arttırılmasından mahrum olmaz.”
Bu ayetin manası şöyle de olabilir: “Rabbiniz… diye izzetine, celâline ve azametine yemin etmişti.” Buna örnek şu ayettir: “Rabbin, kıyamet gününe kadar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğine yemin etmiştir.” (A’raf, 7/167).
Nankörlük ederek nimetleri gizleyip şükrünü edâ etmezseniz bilin ki cezalandırma acı verici ve çok tesirlidir. Bu cezalandırma neticesinde dünyada o nimetler ellerinden alınır, ahiretde ise nankörlüklerinin cezasını görürler. Ayetteki “küfr,” nimeti inkâr etmek, nankörlük yapmak demektir.
Hakim’in Sevbân’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Şüphesiz kul, işlediği günâh sebebiyle nzıktan mahrum bırakılır.”
Musa, milletinde inkâr ve inat emarelerini görünce dindeki şu esâsı ilân etti: Şükrün faydası ve nankörlüğün zararları yine sadece insanı etkiler. Allah’ın ise, kullarına ihtiyâcı yoktur. Musa şöyle devam etti: Siz ve yeryüzündeki bütün insan ve cinler Allah’ın size verdiği nimetlere nankörlük etseniz Allah yine de kullarının şükrüne muhtaç değildir. İnkâr edenler istedikleri kadar etsinler O, yine de övülmeğe lâyıktır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Eğer inkâr ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir.” (Zümer, 7) “İnkâr edip, gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur. Allah, müstağnidir, övülmeğe lâyık olandır.” (Tegabûn, 64/6) “Eğer şükrederseniz sizden hoşnut olur.” (Zümer, 39/7).
Müslim’de geçen bir hadisi kutsî’de Ebû Zer (r.a.) Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: ‘Ey Kullarım! Eğer yarattıklarımın başı ve sonu, insi ve cinni hepiniz, içinizden Allah’dan en çok sakınan kalbe sâhib kimse gibi kalplere sâhib olsanız, bu Benim mülküme hiçbir şey ilâve etmez. Ey Kullarım! Eğer yarattıklarımın başı ve sonu, insi ve cinni hepiniz, içinizden en çok fısk-ı fucûr bulunan kalbe sâhib kimse gibi kalplere sâhib olsanız, bu Benim mülkümden hiçbir şey eksiltmez.. Ey Kullarım! Eğer yarattıklarımın başı ve sonu, insi ve cinni hepiniz, bir yere toplanıp da Benden isteseniz ve Ben de herkese istediğini versem, bu, Benim mülkümden hiçbir şey eksiltmez, olsa olsa denize düşen bir iğne kadar eksiklik söz konusu olur.'”[1][2]