sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İBRAHİM SURESİ 5. VE 8. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İBRAHİM SURESİ 5. VE 8. AYET-İ KERİMELER
Mayıs 11, 2026 09:57
11
A+
A-

Musa (A.S.) Peygamberin Vazifesi Ve Kavmine Yaptığı Nasihatler

 

5- And olsun ki Musa’yı ayetlerimizle, “Milletini karanlıklardan aydınlığa çı­kar ve Allah’ın günlerini onlara hatır­lat” diye göndermişizdir. Bunlarda, çok­ça sabreden ve şükreden herkes için dersler vardır.

6- Musa, milletine dedi ki: “Allah’ın size olan nimetlerini anın; size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğulları­nızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtardı. Bütün bunlarda Rabbinizden size büyük bir imtihan vardır.

7-  Rabbiniz: “Şükrederseniz and olsun ki, size nimetleri arttıracağım. Nankör­lük ederseniz bilin ki azabım pek çetin­dir.” diye bildirmişti.

8- Musa “Siz ve yeryüzünde olanlar, he­piniz nankörlük etseniz, Allah yine de ganî ve övülmeye lâyık olandır.” demiş­ti.

 

Açıklaması

 

Ey Muhammed! Bütün insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarman için seni gönderip, sana Kitap indirdiğimiz gibi aynı şekilde Musa’yı da İsrâiloğul-larma dokuz mucizeyle gönderdik. Ona şöyle diyerek bunu emrettik: “Milleti­nin içinde bulunduğu cehalet ve sapıklıklarından, hidâyet ve iman aydınlığına çıkması için onları hayır ve iyiliğe davet et.”

Onlara, geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin başlarına gelen hadiseleri hatırlat. Müminlerin nasıl kurtulup, kâfirlerin ne şekilde helak olduklarını ha­ber ver!

Veya onlara, Allah’ın, Firavun’un esaretinden, kahrından ve zulmünden kurtararak onlara ihsan ettiği nimetlerini, onları düşmanlarından kurtarması­nı, onlar için denizi ikiye ayırmasını, bulutlarla gölgelendirmesini, onlara kud­ret helvası ve bıldırcın eti indirmesini ve diğer nimetlerini hatırlat.”

İmam Ahmed, İbni Cerir ve İbni Ebî Hatim merfû bir hadiste İbni Abbâs (r.a.)’dan, Rasulullah (s.a.)’ın “Allah’ın günlerini onlara hatırlat…” kavli hak­kında şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah Tealâ’nın nimetlerini onlara hatırlat.”

Musa (as) zamanındaki “Allah’ın günleri” yâ İsrâiloğulları’nın Firavun’un kahrı ve tahakkümü altında bulunduğu günler olan sıkıntı ve belâlardır; veya düşmanlarından kurtarılmaları, denizin yarılması ve kudret helvasıyla bıldır­cın etinin indirilmesi şeklindeki nimetlerdir.

“Bu hatırlatmalarda,” Allah’a itaat ve belâlara veya sıkıntı ve zorluklara çok sabreden, nimet, refah ve mutluluk içinde çok şükreden herkes için Al­lah’ın birliğini ve kudretini gösteren deliller vardır. İsrâiloğulları’nı, Fira­vun’un zulmünden ve içinde bulundukları hakir ve hor bir işkenceden kurtarır­ken onlara yaptıklarımızda yine böyle kimseler için dersler vardır.

Katâde şöyle der: “Başına bir belâ geldiği zaman sabreden, nimet içinde olduğunda şükreden kul, ne güzel kuldur.”

Buharî’nin rivayet ettiği bir hadiste Rasulullah (s.a.) da şöyle buyurmuş­tur: “Müminin her işi bir acâiptir. Allah, onun için ne takdir etse onda hayır vardır. Başına bir sıkıntı ya da bir belâ gelse sabreder. Bu, onun için hayırdır. Sevinip rahatlığa erse şükreder. Bu da onun için bir hayırdır.”

Bir müslümanın, çok sabredip şükreden kul olması gerekir. O, belâ ve sı­kıntılara sabreder, rahatlık ve nimet içinde ise şükreder.

Musa’nın milletine şöyle dediği ânı hatırla: ‘Ey Kavmim! Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. O, sizi Firavun ailesinden ve size tattırdıkları işkence ve zilliyetten kurtardı. Bildiğiniz gibi onlar, sizi gücünüzün yetmiyeceği işlere zorluyorlardı. Yeni doğacak bir erkek çocuğun, Firavun’un mülkünün yerle bir olmasına sebep olmasından korktukları için doğan çocuklarınızı boğazlıyorlar­dı. Zira Mısır Firavun’unun gördüğü bir rüya bu şekilde tâbir edilmişti. Bu­nunla beraber kız çocuklarını zelil ve çaresiz bir halde sağ bırakıyorlardı. Bü­tün bunlar ne büyük bir imtihandı. Allah, sizi onların işkencelerinden kurtar­dı. Bu ne büyük bir nimettir.

İster ceza isterse nimet olsun size bu söylediklerimde Rabbinizden büyük bir imtihan vardır. Çünkü böylece insan, şükreden mi yoksa nankör bir kul mu olduğunu anlar! Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.” (Enbiya, 21/35). “İyiliğe dönerler diye onları güzellikler ve kötülüklerle sınadık.” (A’raf, 7/168).

Ey İsrâiloğullan! Rabbinizin size vaadini bildirdiği o ânı hatırlayın ki O şöyle buyurmuştu: “Nimetlerime şükrederseniz and olsun ki, size onları arttıra­cağım. ‘”

Buharî’nin Enes (r.a.)’den rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Kime şükretmek ilham edilirse o kimse nimetlerin arttırılmasından mahrum olmaz.”

Bu ayetin manası şöyle de olabilir: “Rabbiniz… diye izzetine, celâline ve azametine yemin etmişti.” Buna örnek şu ayettir: “Rabbin, kıyamet gününe ka­dar, onları, kötü azaba uğratacak kimseleri üzerlerine göndereceğine yemin et­miştir.” (A’raf, 7/167).

Nankörlük ederek nimetleri gizleyip şükrünü edâ etmezseniz bilin ki ceza­landırma acı verici ve çok tesirlidir. Bu cezalandırma neticesinde dünyada o ni­metler ellerinden alınır, ahiretde ise nankörlüklerinin cezasını görürler. Ayette­ki “küfr,” nimeti inkâr etmek, nankörlük yapmak demektir.

Hakim’in Sevbân’dan rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Şüp­hesiz kul, işlediği günâh sebebiyle nzıktan mahrum bırakılır.”

Musa, milletinde inkâr ve inat emarelerini görünce dindeki şu esâsı ilân etti: Şükrün faydası ve nankörlüğün zararları yine sadece insanı etkiler. Al­lah’ın ise, kullarına ihtiyâcı yoktur. Musa şöyle devam etti: Siz ve yeryüzünde­ki bütün insan ve cinler Allah’ın size verdiği nimetlere nankörlük etseniz Allah yine de kullarının şükrüne muhtaç değildir. İnkâr edenler istedikleri kadar et­sinler O, yine de övülmeğe lâyıktır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Eğer inkâr ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir.” (Zümer, 7) “İnkâr edip, gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuş­tur. Allah, müstağnidir, övülmeğe lâyık olandır.” (Tegabûn, 64/6) “Eğer şükre­derseniz sizden hoşnut olur.” (Zümer, 39/7).

Müslim’de geçen bir hadisi kutsî’de Ebû Zer (r.a.) Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: ‘Ey Kullarım! Eğer yarattıklarımın başı ve sonu, insi ve cinni hepiniz, içinizden Allah’dan en çok sakınan kalbe sâhib kimse gibi kalplere sâhib olsanız, bu Benim mülküme hiç­bir şey ilâve etmez. Ey Kullarım! Eğer yarattıklarımın başı ve sonu, insi ve cin­ni hepiniz, içinizden en çok fısk-ı fucûr bulunan kalbe sâhib kimse gibi kalplere sâhib olsanız, bu Benim mülkümden hiçbir şey eksiltmez.. Ey Kullarım! Eğer yarattıklarımın başı ve sonu, insi ve cinni hepiniz, bir yere toplanıp da Benden isteseniz ve Ben de herkese istediğini versem, bu, Benim mülkümden hiçbir şey eksiltmez, olsa olsa denize düşen bir iğne kadar eksiklik söz konusu olur.'”[1][2]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.