VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 1. VE 2. AYET-İ KERİMELER
NAHL SURESİ
Öldükten Sonra Dirilme Ve Vahyin İspatı
1- Allah’ın emri gelmektedir. Alay ederek, onun acele gelmesini istemeyin. Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Onların şirk koştuğu şeylerden çok yücedir.
2- Allah meleklerini kalpleri ihya eden vahyi ile kullarından dilediğine göndererek: “Benden başka ilâh olmadığı uyarısını yapın. Benden korkun” der.
Açıklaması
Kâfirler, kıyametin kopacağı yahut kendilerine azabın geleceği gibi vaadedilen şeyleri yalanlayarak alaylı bir tarzda bunların hemen acilen olmasını istiyorlardı. Bunun üzerine kendilerine: “Allah’ın emri gelmektedir.” denildi.
Rasulullah (s.a.) kâfirlere dünyadaki azab ve ahiretteki azab şeklinde çok tehditlerde bulunup da kâfirler hiçbir şey görmeyince onu yalancılığa nisbet ettiler.
Cenab-ı Hak bu şüpheye şu ayetle cevap verdi: “Allah’ın emri gelmektedir. Alay ederek onun acele gelmesini istemeyin.” Yani Allah’ın* emri hükmü yerine gelmekte, ezelden ebede var olmaktadır. Yani Allah’ın emri hükmü yerine gelmektedir; ama, ezelde hükmü verilen şey henüz yerine gelmemiş olabilir. Çünkü Allah Tealâ bunun meydana gelişini belirli bir vakte bağlamıştır. Siz bunun hemen olmasını istemeyin. Bu belirlenen vakit gelmeden önce bu azabın meydana gelmesini talep etmeyin. Yani Allah’ın hükmü, tenfizi için belirli bir müddet tayin edilerek sâdır olmuştur.
Böylece Rasulullah (s.a.) kâfirlere kıyametin kopacağı şeklinde çok tehditlerde bulununca onlara gelecek zaman yerine mutlaka gerçekleşecek, şeksiz-şüphesiz meydana gelecek manasına delâlet eden geçmiş zaman sigası kullanılarak “Kıyametin kopması yaklaştı” denilerek cevap verilmiştir.
Bu ifade aynen şu ayetlere benzemektedir: “Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı” (Kamer, 54/1).
“İnsanların hesaba çekilme zamanı yaklaştı. Fakat onlar hâlâ gaflettedirler, aldırmıyorlar.” (Enbiya, 21/1).
Yani Allah’ın emri, beklenen bir durum olsa da mutlaka olacak ve gelecek mertebesindedir. O halde, Allah Tealâ’nın ilminde mukadder olan vaktin gelmesinden önce bu emrin acele gelmesini istemeyin. Yani uzak sayılan bu durum yakınlaşmıştır. O halde meydana gelmesinde telâşlı davranmayın.
Bu ifade kâfirler için bir tehdit ve aynı zamanda onlara gelecek azabın ve helak olmalarının kendilerine bildirilmesi mahiyetindedir.
Allah Tealâ müşriklerin kendisine nisbet ettikleri ortak ve evlâttan ve O’ndan başka put ve heykellere tapmalarından beridir, münezzehtir, yücedir. Bu ifade de onların umutlarını bağladıkları putların şefaat edeceği düşüncesini iptal etmektedir.
Kıyametin kopması ve gelecek azabın aceleyle gelmesinin istenmesi peygamberi yalanlamak, onunla ve Onun vaadiyle alay etmek demek olunca; kendisinin küfrün zirvesi olan şirkten ve şirk koşulan şeylerden münezzeh olduğunu ispat etmeyi birlikte zikretti.
Yüce Allah bundan sonra peygamberlik ve peygamberi yalanlamakla ilgili üçüncü şüphe hakkında şu cevabı verdi:
Allah Tealâ meleklerini vahiy ile peygamberlik için seçtiği ve tercih ettiği kullarından dilediğine indirir. Burada “vahiy” için “ruh” tabiri kullanılmıştır. Çünkü ruhun ölü bedenleri diri hale getirdiği gibi, vahiy de ölü kalpleri ihya eder.
Nitekim Cenab-ı Hak bir ayette şöyle buyurur: “Ölü iken hidayetle diriltip, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz bir kimse, karanlıklar içinde kalıp oradan çıkmayan kimse gibi midir1?” (En’am, 6/122).
“Ruh”un “vahiy” manasına kullanılması Kur’an’da yaygındır. Meselâ bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “Böylece Biz sana emrimizle insanlar için bir hayat kaynağı olan Kur’anı vahy ettik. Sen önceleri kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu bir nur kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi o nurla hidayete irdiririz.” (Şura, 42/52).
“Kullarından dilediği kimseler” peygamberlerdir. Nitekim bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“Allah risaletini nereye vereceğini daha iyi bilir” (En’am, 6/124). “Allah meleklerden ve insanlardan elçiler seçer.” (Hac, 22/75).
“İnsanları biraraya gelip buluşacakları kıyamet günüyle uyarmak için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir.” (Mümin, 40/15).
Bu ayet aynı zamanda Mekke müşriklerinin: “Şu Kur’an iki şehrin (Mekke veya Taifin) birinde bulunan bir büyük adama indirilseydi ya!” (Zuhruf, 43/31) şeklindeki sözlerine reddiyedir.
“O’nun emriyle …” (Nahl, 2) Kur’an’ın indirilmesi yahut vahiy için meleğin inmesi sadece Allah’ın emriyle olur. Nitekim meleklerin: “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz” (Meryem, 19/64) sözü Kur’an’da nakledilmektedir. Dolayısıyla melekler Allah’ın emri ve izni olmadan hiçbir şey yapamazlar.
Ayet, Allah tarafından peygamberlerine gelen vahyin sadece peygamberler vasıtasıyla olduğuna delâlet etmektedir.
Bundan sonra Cenab-ı Hak peygamberlerin vazifesini beyan ederek şöyle buyurdu: Kâfirleri korkutmak için, insanlara Allah’tan başka ilâh yoktur diye öğretmek için, benim emrime muhalefet eden ve benden başkasına tapan kimselere de Allah’tan korkun demeleri için peygamberler gönderilmiştir. [1][1]