sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 3. VE 9. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 3. VE 9. AYET-İ KERİMELER
Mayıs 30, 2026 09:57
8
A+
A-

Allah’ın Varlığının Ve Birliğinin Delilleri

 

3- Allah, gökleri ve yeri hikmetle yarat­tı. Allah, onların ortak koştukları şey­lerden yücedir.

4- Allah, insanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın ki insanoğlu apaçık bir hasım olmuştur.

5- Allah hayvanları da yarattı. Sizin için bu hayvanlarda sizi ısıtacak şeyler ve pek çok faydalar vardır. Bir kısmının da etlerini yersiniz.

6-  Hayvanları yerlerine koyduğunuzda ve otlaklarına salıverirken sizleri bir zevk ve sevinç kaplar.

7- Bu hayvanlar büyük zorluklarla an­cak ulaşabileceğiniz yerlere yüklerinizi taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz Raufdur, (çok şefkatlidir) Rahimdir (çok merha­metlidir.)

8- Allah, binmeniz ve süs hayvanı edin­meniz için atları katırları ve merkeple­ri yarattı. Henüz bilmediğiniz daha ni­celerini yaratacaktır.

9-  Size doğru yolu açıklamak Allah’a aittir. Yolların bir kısmı da eğridir, za­limdir. Allah dileseydi hepinizi toptan doğru yola sevkederdi.

 

Açıklaması

 

Allahu Teali üstümüzdeki âlemi gökleri ve altımızdaki âlemi yeri, içinde­kilerle birlikte yarattı. Bunlar hak ölçü ile yaratılmıştır. Boş yere değil, muaz­zam bir takdir ve hikmet esası üzerine yaratılmıştır. Bunu sadece kendisi biz­zat yaratmıştır. Allah’tan başka varlıklar herhangi bir şeyi yaratmaktan âciz oldukları için, Allah yardımcı veya ortak edinmekten münezzehtir. Dolayısıyla ibadet edilmeye lâyık olan sadece O’dur.

“Allah onların ortak koştukları şeylerden yücedir.” ayeti O’nunla beraber başkasına ibadet eden kimsenin şirkinden kendisini tenzih etmektedir. O, ya­ratmakta tek başına bağımsız olup -foiağı yoktur. Dolayısıyla hiçbir ortağı ol­maksızın tek olarak ibadet edilmeye lâyık olan da O’dur.

Bundan sonra Cenab-ı Hak insanoğlunu önemsiz ve güçsüz bir damla su­dan yarattığını zikrederek şöyle buyurdu: “Allah insanı basit, değersiz, güçsüz bir damla sudan yarattı. İnsan yetişip büyüyünce de bir de bakıyorsunuz ki Rabbine karşı çıkıyor, O’nu yalanlıyor. Halbuki O karşı çıkmak için değil, kul olsun diye yaratılmıştır, basit bir şeyden yaratılmıştır. İnsanı görüyorsun ki mücadele etmeye kalkışıyor ve “çürümüş kemikleri kim diriltebilir?” diyor. (Ya­sin, 36/78).

Bu ayetin benzeri şu ayettir: “Sudan beşer yaratıp ona soy-sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadirdir. Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine fayda da, za­rar da veremeyen şeylere taparlar. Kâfir, Rabbine karşı olanların yardımcısı-dır.” (Furkan, 25/54-55).

Rivayet edildiğine göre bu ayette murad edilen kişi Übeyy b. Halef el-Cu-mahî’dir. Übeyy Peygamberimiz (s.a.)’e çürümüş bir kemik getirip: Allah’ın, çü­rüdükten sonra bu kemiği dirilteceğini mi zannediyorsun? demişti. Yine onun hakkında: “İnsanoğlu kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir.” (Yasin, 36/77) ayeti nâzü olmuştu.

Daha sonra, Allahu Tealâ yarattığı deve, sığır, koyun gibi hayvanlar ile kullarına lütufta bulunduğunu “bildirmiştir. Nitekim En’am Suresi’nde bu ni­metleri tafsilatıyla açıklamıştır. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Allah sizin için” yünleri, derileri, kılları, sütleri, etleri gibi pek çok faydalan ve menfaatleri bu­lunan “hayvanları yaratmıştır.”

Bu hayvanları akşamları otlaktan gelipte ağıllarına koyduğunuzda ve sa­bah ağıldan çıkartıp otlağa gönderdiğinizde sizleri bir zevk kaplar.

Allahu Tealâ, çobanların bu iki vakitte daha dikkatli olmaları için bu iki vakti özellikle zikretti. Bunda, sürü ile gururlanmaya işaret edilmektedir. Ayrı­ca hayvanların ağıla girmeleri anlatıldı. Çünkü tok olarak geldikleri ve sütleri bol olacağı için gönüller sevinçle dolacağı, gözlerin bu manzaradan memnun kalacağı için faydalı olan bu iki vaktin değeri fazladır. Hayvanlar gıda unsuru ve ekonomide üretim aracıdır. Eti yenilen ve binilen hayvanlarda yaratılış, çe­şitli özellikleri birada toplama ve şekil yönünden güzellik vardır.

Hayvanlar ayrıca iş, binek ve eşya taşıma aracıdırlar. Bundan dolayı Ce-nab-ı Hak şöyle buyurdu: Bu hayvanlar Hacc, Umre, Cihad ve ticaret gibi an­cak şiddetli meşakkatle ulaşabileceğiniz yerlere bizzat taşımaktan âciz kaldığı­nız yüklerinizi taşırlar ve diğer binek işlerinde kullanırlar.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Şüphesiz sizin için hayvanlarda da ibretler vardır. Size karınlarından çıkan sütlerden içiririz. Sizin için onlar­da birçok menfaatler vardır. Ayrıca bir kısmının etini de yersiniz. Bir de (kara­da) onların üzerinde ve (denizde) gemilerin üstünde taşınırsınız.” (Müminûn, 23/21-22).

“Allah sizin için hayvanları yarattı ki, bir kısmına binesiniz bir kısmının da etinden yiyesiniz. Onlarda sizin içiar daha nice menfaatler vardır. İhtiyaç duyduğunuz şeylere de onlarla ulaşırsınız. Siz (karada) onların üzerinde ve (de­nizde) gemilerin üstünde taşınırsınız.” (Gafir, 40/79-80).

Hayvanlar her zaman ve her yerde iktisadî bir servet ve büyük bir nimet olmuştur. Bunun için Cenab-ı Hak ayeti “Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli ve çok merhametlidir.” ifadesiyle bitirmiştir. Yani bu hayvanları sizin emrinize veren Rabbiniz kullarına karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir. Allah bu hayvanla­rı büyük bir hayır ve nzık kaynağı, birtakım yararlı işler aracı kılmıştır. Nite­kim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Onlar kendileri için bizzat kudretimi­zin eseri olacak yarattığımız hayvanları görmüyorlar mı? Üstelik o mallara sa­hiptirler. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Bazılarına binerler. Ba­zılarının da etini yerler.” (Yasin, 36/71-72).

Allahu Tealâ insanlara diğer bir hayvancılık serveti ile ihsanda bulunmuş­tur. Allah sizin için atlan, katırları ve merkepleri de yarattı. Bunlar diğer men­faatler yanında binme ve süs hayvanı olarak kullanmanız için tahsis etti.

Daha sonra modern ulaşım ve taşımacılık vasıtalarının ihsan edilmesinin beyan edilmesi sırası geldi: “Henüz bilmediğiniz daha nicelerini yaratacaktır.” (Nahl, 8). Yani Allah bu hayvanlardan başka trenler, otobüsler, gemiler, uçak­lar gibi daha nice ulaşım ve taşımacılık vasıtaları yaratacaktır.

Sonra bu yer, gök ve hayvanlar âleminde Yüce Allah dinî, manevî ve haya­tî yollardan doğru olan yolu gösteriyor:

Allah tarafından bir lütuf ve ikram olarak, delilleri ortaya koymak, kitap­ları indirmek ve peygamberleri göndermek suretiyle, Hakka ve hayra ulaştıran açık yolu beyan etmek Allah’a aittir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “İşte benim yolum budur. Dosdoğ­rudur. O’na uyun. Başka yollara uymayın ki, sizi Allah’ın yolundan ayırma­sın…” (Enam, 6/153).

“Allah şöyle buyurdu: Bu, bana ulaşan dosdoğru bir yoldur” (Hicr, 15/41).

İbni Kesir’in dediği gibi çoğunlukla Kur’an-ı Kerim’de maddî durumlardan faydalı manevî ve dini durumlara geçiş vaki olur. Meselâ Hac hakkındaki bir ayette: “Azığınızı alın. Azıkların en hayırlısı. “Takva’dır” (Bakara, 2/197) bu-yurulmaktadır. Yine bir başka ayette şöyle buyurulmaktadır: “Ey Ademoğulla-rı! Sizin için avret yerlerinizi örtecek elbise ve ziynet eşyası yarattık. Takva elbi­sesi ise daha hayırlıdır.” (Araf, 7/26).

Bundan sonra Cenab-ı Hak kötü yollardan sakındırarak şöyle buyurdu: ‘Yolların bir kısmı da eğridir, zalimdir.” Yani yolların bir kısmı doğru yoldan sapar, dalâlete ve Haktan sapmaya götüren eğri, zalim bir yoldur.

Doğru yol İslâm’dır, eğri yol ise İslâm ile neshedilen İslâm’ın dışındaki di­ğer dinlerdir. Zira İslâm Allah’ın kulları için razı olduğu tevhid ve fıtrat dini­dir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Başka şeylerden yüzünü çevirerek kendini tamamen dine ver. Allah insanları yaratılıştan bu din üzere kılmıştır. Allah’ın yaratışında hiçbir değişiklik yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat in­sanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30/30).

Daha sonra Allahu Tealâ hidayetin (doğru yolu bulmanın) ilâhî kudreti ve dilemesiyle olduğunu haber vererek şöyle buyurdu: “Allah dileseydi, hepinizi toptan doğru yola sevkedirdi.” (Nahl, 9).

Mu’tezile mezhebi mensupları diyorlar ki: O dileseydi hepinizi zorla, şid­detle ve tercih hakkı vermeksizin doğru yola sevkederdi.

Ehl-i Sünnet Alimleri diyorlar ki: Allah, bütün insanları doğru yola ilet­meye kadirdir. Bunda en küçük bir şüphe bile yoktur. Ancak ayetten murad edilen mana şudur: Allahu Tealâ doğru yolu da eğri yolu da beyan etti. Hidaye­ti tercih eden ve hidayete lâyık olan bir topluluğu hidayete erdirdi. Kendileri için sapıklığı seçenleri de saptırdı.

Hidayet iki kısımdır:

1- İrşad ve yol gösterme manasında hidayet: Meselâ şu ayette hidayet bu manadadır: “Biz insanoğluna (hayır ve şerri) her iki yolu da göstermedik mi?” (Beled, 90/10).

2- Muvaffak kılma ve gözetme manasında hidayet: “Bizi doğru yola ilet.” (Fatiha, 6) “Allah dileseydi, hepinizi toptan doğru yola sevkederdi.” (Nahl, 9) “Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederdi” (Yunus, 10/99) “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Onlar da durmadan ihtilâf etmektedirler. Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Allah insanları bunun için yaratmıştır. Rabbinin “Şüphesiz ben Cehennem’i bütün cin ve insan­larla dolduracağım” sözü gerçekleşmiştir.” (Hûd, 11/118-119). [1][2]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.