VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 86. VE 90. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Önde Gelenlerinin Cihada Gitmeyip Geri Kalmak İçin İzin İstemeleri
86- “Allah’a iman edin, Resulü ile birlikte cihad edin” diye bir sûre indirildiği zaman, içlerinden servet sahibi olanlar (cihada kudreti yetenler) senden izin istediler ve: “Bizi bırak da oturanlarla (cihaddan geri kalanlarla) birlikte olalım” dediler.
87- Onlar, geri duranlarla birlikte olmaya razı oldular. Kalblerine de mühür vuruldu. Onlar iyice anlamazlar.
88- Fakat o peygamber ve onunla birlikte olan müminler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar için hayırlar vardır. Onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.
89- Allah onlar için, altından nehirler akan cennetler hazırlamıştır. Orada ebediyyen kalıcıdırlar. İşte en büyük kurtuluş budur.
Açıklaması
Allahü Teâlâ bu ayetlerde, bir grubu kınıyor, başka bir grubu da övüyor. Kudretleri, servet ve zenginlikleri olduğu halde, cihaddan geri kalan ve gitmemek için Hz. Peygamberden izin isteyenleri kınıyor. Ne zaman, içinde imanı emreden ve Resulullah (s.a.)’la birlikte cihada davette bulunan bir sûre -sûreden amaç, ya tamamı veya bir kısmıdır. Nitekim, Kur”ân ve kitap kelimeleri de hepsi veya bir kısmı için kullanılır- indirilse mal ve canla cihada gücü yetenler, servet sahibi ve zengin olanlar cihada gitmemek için: “Bizi evlerinde oturan, kadınlarla, çocuklarla, ihtiyar ve zayıflarla birlikte bırak” diyerek senden izin isterler. Allahü Teâlâ’nın: “İman edin…” sözü, müminlerden imanlarını devam ettirmelerini, münafıklardan yeniden iman etmelerini isteyen bir emirdir. Şu ayet de bunun benzeridir: “îman edenler der ki: “Bir sûre indirilmeli değil miydi1?” Muhkem bir sûre indirilip içinde kıtal zikrolununca, kalblerinde hastalık bulunanların, üzerlerine ölüm öaygınZığı gelmiş gibi sana baktıklarını görürsün. O, onlara yakın ola!” (Muhammed, 47/20).
Bu, münafıkların korkutma, zillet ve rüsvaylıklarma bir delildir. Özellikle “servet sahipleri” diye zikredilmesinde iki fayda vardır: Birincisi, sefere ve cihada güçleri yettiği halde çıkmadıkları için, onlar daha çok kınanmaya lâyıktır. İkincisi, sefer için malı ve kudreti olmayan kimsenin izin almasına gerek yoktur. Çünkü o. özür sahibidir.
Bunlar kendilerinin, cihada çıkmayıp geriye kalan kadınlarla birlikte olmalarına razı oldular Bunda, onların erkeklerine yönelik bir kınama ve küçümseme vardır ve onları kadınlara benzetmektir.
Bunun sebebi, cıhaddan ve Peygamberle birlikte Allah yolunda çıkmaktan geri kalmaları. ılım ve hidayet nurunu kabul etmemeleri, bu yüzden Allah’ın kalblerini mühurlemesıdır. Yararlarına olanı anlayıp da yapmadılar, zararlarına olandan da kaçınmadılar, Allah’ın cihad emrindeki hikmetinin sırlarını kavramadılar.
Sonra Allahü Teâlâ, onların durumlarını müminlerin durumlarıyla karşılaştırdı. Onlara övgüsünü ve âhiretteki durumlarını açıkladı: “Fakat o peygamber ve onunla birlikte olan müminler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar için hayırla- vardır Onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” Münafıkların aksine onlar. :rir_v3 ve âhiret saadetine nail olacaklardır.
Cenâb-ı Haki :r_ ‘Or’.z’- için cennetler hazırladı” sözü, ya ayette geçen “hayrat” (hayıriar ve “fe.ir/ kurtuluş) kelimelerini tefsirdir, ya da hayrat ve felah; izzet, kerime*, zafer ve servet gibi dünya menfaatlarıdır. “Cennetler” de. âhiret sevabı ve yuks-ek derecedir. [1][65]
Bedevilerin Münafıklığı Ve Cihad’a Gitmemek İçin İzin İstemeleri
90- Bedevilerden özür beyan edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Resulüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar. İçlerinden kâfir olanlara pek acıklı bir azab çarpacaktır.
Açıklaması
Bedeviler, Tebük Gazvesine gitmemek için Peygamber (s.a.)’den izin istemek üzere geldiler. Resulullah (s.a.) onlara: “Allah bana, sizin durumunuzu haber verdi. Allah beni size muhtaç etmeyecek” buyurdu.
İman iddiasında, Allah’a ve Resulüne yalan söyleyenler, cihaddan geri kaldı. Onlar, gelen ve özür beyan etmeyen bedevi münafıklardır. Bununla, onların yalan söyledikleri ortaya çıktı.
Sonra Allah, onları azabla tehdit etti ve şöyle dedi: Onlardan kâfir olanlara, dünyada öldürülmek suretiyle, ahirette de ateşle, elem verici bir azap gelecek. Çünkü birinciler, haksız yere özür dilediler, diğerleri de Allah ve Resulüne yalan söyleyerek savaştan ve özür dilemekten geri durdular. Ayet, iki bölümüyle de bâtıl yolla özür dileyen, dilemeyen ve cihaddan geri kalan, kendilerine dünyada öldürülme, ahirette ateşle ceza verilecek bedevi münafıklar hakkındadır.
“Onlardan” sözü, ba’ziyet için olup bir kısmına delâlet eder; çünkü Allahü Teâlâ, onlardan bir kısmının, iman edip bu cezadan kurtulacağını biliyordu.
Müfessirlerden bazılarına göre birinci kısım, gerçekten mazereti olan kimseler olup bunlar Medine çevresindeki küçük arap kabileleri yahut Resulullah(s.a.)’a gelip zayıflıklarını ve güçsüzlüklerini ileri sürerek özür dileyen Esed ve Gatafanlılardır. Delilleri şudur: Cenâb-ı Hak onları zikrettikten sonra: “Allah ve Resulüne yalan söyleyenler de oturup kaldılar” buyurdu, böylece onları, yalan söyleyenlerden ayırdı. Bu onların yalan söylemediklerine işaret etmektedir. İbni Kesir, bu görüşü benimsemiştir. Razî ve Zemahşerî ise, sözün gelişine bakarak birinci görüşü benimsemişlerdir. Çünkü onlar, kendilerine izin verilmesi için geldiler. Eğer gerçekten özürlü olsalardı, izin istemeye ihtiyaç duymazlardı. [2][66]