sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

NEFSİN İSTEKLERİ

Şubat 19, 2026 11:59
24
A+
A-

NEFSİN İSTEKLERİ

,Hevâ, nefsin şehvetlere eğilimi, keyfe düşkünlük, şehvete düşkün ve ilim sahibi olmadan sahibine hükmeden nefs anlamında Kur’anî bir kavramdır. Nefis; şehvet ve keyiflere düştüğü gibi sahibini de uçurumlara, cehennem çukuruna sürükler, aslında nefis, yapısı bakımından şehvet sahibi olmak durumundadır. Fakat bu şehvet “ilm”e tabi olduğunda fıtri bir nitelik kazanır ve günah olmayan yararlı yönlere kanalize edilir. Sözgelimi, yeme-içme ihtiyacı helâlinden ve normal ölçülerde giderilir, karşıt cinse duyulan arzu, nikâh ile meşru yollarla doyurulur. Fakat nefis, bütünüyle sınır tanımaz şehvet ve arzulardan ibaret hale gelirse, o zaman sahibini saptırır ve onu hem dünyada, hem de âhirette felâkete sürükler. İşte heva kelimesi Kur’an’da bu tür bir nefsi ifade eden bir kavramdır. (Şamil  İ.A)

Furkan 43- Nefsini ilah edinen kimseyi görüyor musun? Onu doğru yola iletme sorumluluğunu sen mi üstleneceksin?

44- Yoksa sen onların çoğunun kulaklarının işittiğini ve düşünebildiklerini mi sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan bile daha sapık yoldadırlar.

“… Hevasını ilâh edinen”, arzu ve tutkularının kölesi olandır. İlâhına ibadet eden biri gibi, o da tutkularına ibadet ettiğinden, bir puta tapan kadar şirk suçu işlemektedir. Hz. Ebu Umame’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuşlardır: “Allah’tan başka kendilerine ibadet olunan sahte ilâhların Allah yanında en kötüsü, kişinin hevasıdır.” (Taberanî) .

Tutkularını kontrol altında tutabilen ve karar vermede sağ duyusunu kullanabilen kişinin, şirke ve küfre dalmış da olsa aklını kullanarak doğru yola gelebileceği umulur. Eğer böyle doğru yolu seçecek olursa, bu yolda da kararlı ve sağlam olur. Buna karşılık tutkularının kölesi olan bir insan, dümeni olmayan gemi gibi, hevası kendisini nereye sürüklerse oraya gider. Doğruyla yanlış, hakla bâtıl arasındaki fark onu hiç rahatsız etmez.

Allah’ın hidayetini ve emirlerini bir tarafa atıp, umursamayıp, Allah’tan başkasının emir ve yasaklarına uymanın şirk olduğu bilinmektedir. Allah’ın emir ve yasaklarına muhlefet ederek, severek ve isteyerek nefsin isteklerini yerine getirmekte bu tehlikeyi gündeme getirir ki, Allah’tan başkası derken nefis de Allah’tan başkası olarak hüküm vermektedir. Başkası Allah’ın hükmüne muhalefet edince yanlış olduğu gibi, kişini nefsi istekleri de muhalefet içerirse durum değişmez, hüküm aynıdır. Allah’ın hükümlerine muhalif olduktan sonra ha firavundan, ha şeytandan, ha da nefsinden gelmiş fark etmez.

“Olsa olsa, hayvanlar gibidir onlar”, çünkü körü körüne tutkularının ardından giderler. Nasıl, koyunlar ve sığırlar sürücülerinin kendilerini nereye otlağa mı, yoksa kesimhaneye mi götürdüğünü bilmezse, böyle insanlar da nereye sürüklendiklerini -felakete mi, kurtuluşa mı- bilmezler. Aradaki tek fark, hayvanların aklının olmaması ve götürüldükleri yer konusunda sorumluluklarının bulunmamasıdır. Fakat, ne yazık ki, akıl nimetiyle donatılmış insanlar hayvanlar gibi davranabilmektedir. Dolayısıyla, durumları hayvanlarınkinden çok daha kötüdür.

Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah’ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp düşünmüyor musunuz?(Casiye/23)

Hevâ ve şehvet gözü kör, kulağı sağır, kalbi duygusuz eder. O kimse bilgin de olsa ilmine rağmen hakkı duymaz olur. Nitekim filozofların ve dünya hayatına düşkün din bilginlerinin bir çoğu böyle olmuştur. Artık onu Allah’tan başka kim hidâyete erdirilebilir? Yani Allah şaşırttıktan sonra kimin haddine ki onu hidâyet etsin. Halâ düşünmeyecek misiniz? Bu uyarılar karşısında hevâ ve hevesleri bırakarak ilmin gereğine göre bir düşünüp hak ve sonucu anlamayacak mısınız? (Elmalılı H. Yazır)

“Eğer hak, onların heva (istek ve tutku) larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğradı…” (Mu’minun 71)

“Şimdi Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine ‘süslü ve çekici gösterilmiş’ ve kendi heva (istek ve tutku) larına uyan kimseler gibi midir?” (Muhammed 14)

Peygamber (s.a) ve izinden gidenler, Allah tarafından kendilerine bir lütuf olarak en doğru ve temiz yol (İslam) verildikten, akıl ve mantık ışığında inceleyerek beğenip o yola gönül verdikten sonra nasıl olur da, dalaletlerini hidayet, çirkin ve adi hareketlerini iyi ve güzel sanan, bir delile dayanmadan sadece kendi nefsi isteklerine göre hak ve batıl yolu tayin etmeye çalışan o cahiliye zebunu adamlara uyabilirler, onlarla samimi bir hava içinde olabilirlerdi. Aynı şekilde ahirette de onların akibetleri bir olmayacaktır.

Ebu Ümame (r.a) den şöylece rivayet edilmiştir: O, demiş ki; Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yüce Allah’ın yanında sema gölgesi altında Allah’tan başka tapılan ilahlar içinde, uyulan heva (nefsin kendiliğinden yöneldiği istek ve arzu)’dan daha büyüğü yoktur”. Taberânî ve Hılye isimli eserinde Ebu Nuaym,

“Şeddâd b. Evs (r.a.)’den rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Gerçekten zeki ve akıllı kişi, nefsinin kötü arzularına hâkim olup ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve isteklerine uyarak hayatını devam ettirip, Allah’tan her şeyi ve Cenneti isteyen kişidir.” (İbn Mâce, Zühd: 31), Tirmizi Kıyamet 25 (2459)

Yazarın Diğer Yazıları
Ocak 20, 2026 11:59
Kasım 11, 2025 11:59
Ekim 20, 2025 14:22
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.