VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 13. VE 17. AYET-İ KERİMELER
Allah’ın Zalim Ve Kafir Ümmetleri Helak Etme Hususundaki Kanunu Ve Başkalarını Onların Yerine Koyması
13- Şüphesiz biz, sizden önce bir çok nesilleri, peygamberleri kendilerine de- liller getirdikleri halde zulmettikleri nesilleri, peygamberleri kendilerine de iÇin helak ettik. Zaten onlar iman edecek değildirler. İşte biz suçlu bir toplu-böyle cezalandırırızSonra da sizin ne yapacağınızı görmek için sizi onların ardından yeryüzünde halifeler kıldık.
Açıklaması
Cenab-ı Hak Mekke’lilere hitap ederek onlara kendilerinden önceki bir çok ümmetleri, peygamberlerinin getirdiği apaçık delilleri ve mucizeleri yalanladıkları ve zulmettikleri için helak ettiğini haber vermektedir.
Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “İşte zulmettikleri zaman helak ettiğimiz şehirler! Biz onların helaki için de belli bir zaman tayin etmiştik.” (Kehf, 18/59).
Zulmetmeleri sebebiyle bu ümmetlerin ve şehirlerin helak olması ya Nuh, Ad ve Semud kavmi gibi peygamberlerini yalanlayan kavimlere gönderilen ve bu kavimlerin köklerini kurutan ilâhî azap ile ya da kişilerin fısk ve fücurla birbirlerine zulmetmeleri veya idarecilerin zulmü sebebiyle bu milletlerin güçsüz bırakılması ve kuvvetli milletlerin bunların memleketlerini işgal etmeleri suretiyle olmuştur.
Peygamberlerinin doğru söylediğine delâlet eden mucizeleri yalanladıklarında onları helak ettik. Zaten gerçekten iman edecek de değillerdi. Bu ifade onların imansızlıklarını bir kere daha tekit etmektedir. Allah onların küfür üzerinde ısrar edeceklerini, imanın onlardan çok uzak olduğunu bilmektedir.
İşte böyle -yani bu şekildeki bir ceza ile, helak etme cezası ile- her suçluyu cezalandırırız. Bu ifade Allah’ın Rasulünü yalanlama suçlarına işaret ederek Mekkelilere karşı şiddetli bir korkutma ve tehdittir.
Cenab-ı Hak bundan sonra Hz. Muhammed (s.a.)’in kendilerine gönderildiği topluma hitap etti: Sonra da sizin hayır mı, şer mi işleyeceğinizi görmek, Rasulümüze itaat etmenizi ve ona tabi olduğunuzu görmek için helak ettiğimiz bu milletlerin ardından yeryüzünde sizi halifeler kıldık. Bu ifadede İslâm ümmeti itaate sarılır ve Kur’an’m hidayetine tabi olursa yeryüzündeki hilâfeti ve hakimiyeti elde edeceği beyan edilmektedir.
“Allah içinizden iman edip salih amel işleyenlere kesinlikle vaad etmiştir ki, mutlaka kendilerinden önceki ümmetleri kâfirlerin yerine getirdiği gibi kendilerini de yeryüzünde mirasçı kılacaktır…” (Nur, 24/55).
Bu vaad gerçekleşmiş ve İslâm ümmeti Kisra, Kayser ve Firavunların beldelerine hakim olmuştur.
Sahih-i Müslim’de Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edilmektedir ki: “Dünya tatlıdır, yemyeşildir. Şüphesiz Allah sizi dünyaya varis kılacak ve ne şekilde hareket edeceğinize bakacaktır. Dünyanın şerrinden sakının. Kadınların şerrinden sakının. Çünkü İsrailoğulları’nın ilk fitnesi kadınlar sebebiyle çıkmıştı.”
Dünyaya varis olmak salih amellere bağlıdır; yoksa sadece “İslâm” sıfatının babadan oğula miras olarak nakledilmesi ile değil. [1][7]
Müşriklerin Başka Bir Kuran İstemeleri Veya Bazı Ayetlerin Değiştirilmesi Talepleri
15- Ayetlerimiz onlara açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı um-mayanlar (Peygamber’e) şöyle dediler: “Bize bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.” Ey Muhammedi Onlara de ki: “Onu kendiliğimden değiştirme yetkisine sahip değilim. Ben de ancak bana vahyedilene tabi oluyorum. Eğer Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.”
16- De ki: “Eğer Allah dileseydi Kur’an’ı size okumazdım. Onu size bildirmezdi. Daha önce yıllarca aranızda bulundum. Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?”
17- Allah’a yalan iftira eden veya Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki, suçlular hiçbir zaman kurtuluşa eremezler.
Açıklaması
Rasulullah (s.a.) müşriklere Allah’ın kitabını ve açık delillerini okuyunca ona dediler ki: “Bunu götür ve başka bir şekilde içinde bizim tanrılarımızı ayıplayan ve öldükten sonra dirilme ve amellerine karşılık verileceği gibi bizim inanmadığımız şeylerin bulunmadığı başka bir Kur’an getir veya bu ihtar ayetlerinin yerine başka ayet koyarak bu Kur’an’ı değiştir.”
Müşriklerin bu pazarlığı yapmaktan maksatları, Hz. Peygamber’in onların bu tekliflerini yerine getirmesi halinde Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği iddiasını boşa çıkarmak idi.
“Bizimle karşılaşmayı ummayanlar” yani öldükten sonra diriliş gününden ve hesaba çekilmekten korkmayan ve sevap beklemeyenler; mahşerde toplanmayı ve amel defterlerinin dağıtılmasını yalanlayanlar.
Allah da peygamberine onlara cevap olarak şöyle demesini emretti: Bu Kur’an’ı benim kendi kendime değiştirmem doğru değil, böyle bir yetkim de yok. Çünkü ben de sadece bana vahyedilene tabi oluyorum. O da benim size tebliğ ettiğim Kur’an’dır. Benim üzerime düşen sadece tebliğ etmektir. Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Bir işte başkasına tabi olanın o işte dilediği gibi tasarruf etme yetkisi olamaz.-
Kur’an’ın değiştirilmesi teklifine cevap olarak başka bir Kur’an getirmek imkânsız olduğuna göre bu da imkânsızdır demekle yetindi.
Bu ifadelerle müşriklerin yaptıkları bu teklifte azabı kendilerine vacip kıldıklarına işaret edilmektedir.
Sonra kendilerine gelen Kur’an’ın doğruluğu hususunda delil beyan ederek, Kur’an’ın değiştirilmesi şeklindeki ilk taleplerine “De ki: Eğer Allah dileseydi…” (Yunus, 16) ayetiyle cevap verdi.
Yani, Ey Peygamber! Onlara de ki: Allah bu Kur’an’ı size okumamamı diteseydi ^Ynvmazdym. Bea asvtak Q’wwa. emriyle O’tvurv dilemesi ve iradesiyle yapıyorum. Eğer Allah beni elçi gönderip size bildirmememi dileseydi beni elçi olarak göndermez, bunu da size bildirmezdi. Ben de size haber vermezdim. Fakat Allah hidayet ve saadet yolunu gösterecek bu kitapla size ihsanda bulundu.
“Şüphesiz ki biz onlara iman eden bir topluluk için bir hidayet rehberi ve bir rahmet kaynağı olmak üzere ilimle açıkladığımız bir kitap getirdik.” (Araf, 7/52).
Size söylediğim bu gerçeklerin delili şudur: Sizin içinizde Kur’an’ın inmesinden önce 40 senelik bir hayat yaşadım. O müddet içerisinde ne Kur’an’-dan bir şey okudum, ne de böyle bir şey biliyordum.
“Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” Yani siz 40 yıl ümmi olarak yaşayan, hiçbir kitap okumayan, hiçbir kimseden ders almayan, hiçbir şekilde eline kalem alıp yazı yazmayan bir kişinin sizin, bütün insanların ve cinlerin başa çıkamadığı, sizi ve bütün alimleri aciz bırakan bir kitabı kendisinin getiremeyeceğini anlayamıyor musunuz?
Bu ayet Kur’an’ın normal ölçülerin dışında bir mucize olduğuna işaret etmektedir. Çünkü sizler, belagat ve fesahatta ileri derecede edebiyat dehaları olduğunuz halde O’nun surelerinden birine benzer bir sure getiremediniz. Çünkü o beşer kelâmı değil, Allah kelamıdır.
Zira onun fesahati bütün güzel konuşan hatiplerin fesahatim geçmiş, bütün nesir ve şiirlerden üstün olmuş, usul ve füru’ kaidelerini ihtiva etmiş, eskilerin kıssalarını açıklamış, gelecekte olan gayba dair haberler vermiş, sahih ilimlere, gerçek ilmi nazariyelere uygun olarak gelmiştir.
“De ki: İnsanlar ve cinler Kur’an’a benzer bir kitap uydurmak için bir araya gelseler de, hiçbir zaman onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdi. Hatta birbirlerine yardımcı olsalar bile…” (İsra, 17/88).
Şu iki insandan daha zalim hiçbir kimse yoktur.
Birincisi: Allah’a ortak veya oğul nispet ederek veya Allah’ın kelâmını sizin teklif ettiğiniz şekilde değiştirerek yahut Allah adına söz uydurmak ve gerçekte Allah göndermediği halde Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ederek Allah’a yalan iftira eden kimse.
İkincisi: Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve inkâr eden kimse.
Bundan sonra Cenab-ı Hak bunun sebebini “Şüphesiz ki suçlular hiç bir zaman kurtuluşa ermezler.” Yani kâfirler ahirette kurtulamayacaklardır ayetiy-le beyan etmektedir.
“Allah’a yalan iftira eden… kimseden daha zalim kim olabilir?” cümlesiyle Peygamberimiz (s.a.)’in yalan söylemediği, “… veya Allah’ın ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir?” cümlesiyle de Allah’ın ayetlerini yalanlamaları sebebiyle onlara yapılan şiddetli bir tehdit ifade edilmektedir. [2][8]