TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NUR SURESİ 31. VE 33. AYET-İ KERİMELER
31- Ey Muhammcd, mümin kadınlara söyle, gözlerini (Haramdan) sakınsınlar. Edep yerlerini korusunlar. Görünmesi zaruri olanlar hariç, zi-netlcrîni güstcrmcsinler. Başörtülerini, yakalarının zerine doğru örtsünler. Zinctlcrini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğularından veya kendi kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya ki/kardeşlerinin oğullarından veya kadınlarından veya sahip oldukları cariyelerden veya cinsî iktian olmayan hizmetçilerden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak çağda olmayan çocuklardan başkasına göstermcsinler. Gizledikleri süslerini başkalarına bildirmek için ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa cresiniz.
Âyet-i kerimede mümin kadınların, gözlerini haramdan sakınmaları emredilmektedir. Müfess iri erin çoğu bu âyet-i kerimeye bakarak, kadınların, mahremleri olmayan erkeklere bakmalarının caiz olmadığını söylemişler ve kadınların bakışlarının şehvetle olup olmamasının fark etmediğini ifade etmişlerdir. Bu âlimler, görüşlerine delil olarak şu Hadi.s-i Şerifi zikretmişlerdir.
Peygamberimizin hanımı Ümmü Seleme diyor ki:
“Ben ve Meymune, Resulullah’ın yanındaydık. Bizlere örtünmemiz emredildikten sonra Abdullah İbn-i Ümm-i Mektum bize geldi. Resuİullah bize: “Onun yanında örtünün.” buyurdu., Biz: “Ey Allah’ın Resulü, bu kişi âmâ değil mi? O bizi ne görüyor ne de tanyor.” dedik. Resuİullah: “Sizler de âmâ mısınız? Siz onu görmüyor musunuz?” buyurdu. [1][47]
Diğer bir kısım âlimler ise, kadınların, kendilerine mahrem olmayan kişilere şehvet gözüyle olmadıkça bakabileceklerini söylemişlerdir. Bunlar da görüşlerine delil olarak şu Hadis-i Şerifi zikretmişlerdir.
Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:
“Bir bayram günü Habeşliler, ellerinde kalkan ve ımzraklarıyla oynuyorlardı. Ya ben, Resulullah’tan onlara bakmama izin vermesini istedim. Veya Resuİullah bana: “Onlara bakmak ister misin?” dedi. Ben de: “Evet.” dedim. Resuİullah beni arkasına durdurdu. Yüzüm yüzüne değiyordu, Resuİullah onlara: “Devam edin Habeşliler.” buyurdu. Ben bakmaktan usanınca Resuİullah “Yeter mi?” dedi. Ben de: “Evet.” dedim. Resuİullah: “O halde içeri git.” dedi. [2][48]
“Edep yerlerini korusunlar”
Saîd b.Cübeyr ve Mukatil diyorlar ki: “Bundan maksat, kadınların, edep yerlerini zinadan korumalarıdır. Kataüe ve Süfyan es-Sevrî ise, bundan maksatlın, kadınların edep yerlerini haramdan korumalarıdır.” demişlerdir. Ebul Aliye veTaberi ise, bu ifadeden maksadın, kadınların edep yerlerini kapatacak elbiseler giyerek onları mahrem olmayan erkeklerin bakışlarından korumak olduğunu söylemişlerdir.
Görülmesi zaruri olan yerler dışında, zinet yerlerini göstermeinler. Görülmesi zaruri olun yerlerden neyin kastedildiği hakkında çeşitli izahlar yapılmıştır.
Abdullah b.Mes’ud, Hasan-ı Basrî, İbrahim en-Nehaî, îbn-i Şîrîn ve benzeri âlimler, buradaki “Görünmesi zaruri olan zinet yerlerinden maksadın, kadınların giydikleri dış elbiseler olduğunu söylemişlerdir.
Saîd b.Cübeyr, Abdullah b.Abbas ve benzeri âlimler ise burada zikredilen “Görünmesi zaruri olan yerler”den maksadın, sürmenin görüldüğü yüz, kına, yüzük ve bileziklerin görüldüğü eller olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü destekleyen Mürsel bir Hadis-i Şerifte şunlar zikredilmektedir:
Halid b.Düreyk diyor ki: “Aişe (r.anh)üan şunları söylediği rivayet edilmiştir.
“Birgün Ebubekir’in kızı Esma (kızkardeşjm), üzerinde bulunan ince bir elbise ile Resulullah’ın yanına girdi. Resulullah (s.a.v.) ondan yüz çevirdi ve ona şöyle dedi: “Ey Esma, kadın, âdet görme çağına varınca, onun ancak şurası ve şurası görülebilir.” “Resulullah böyle derken, yüzünü ve ellerini işaret [3][49]
Ebu Davud bu Hadisi rivayet ettikten sonra, Hadis’in mürsel oduğunu, Halid b.Düreyk’in, Hz. Aişe’yi görmediğini söylemiştir.
Başörtülerini yakalarının üzerine doğru örtsünler.”
Hz. Aişe (r.anh.) diyor ki:
“Bu âyet-i Kerime inince, önce hicret eden kadınlar, peştemallannı dile-rek başörtüsü ed indiler. [4][50] Burada geçen “Yaka” ifadesinden maksat, boyun ve göğüslerdir.
Zinctlcrini kendi kocalarından veya babalarından veya kendi oğula-rından başkasına göstermesini er.
Âyet-i kerimede, kadınların zinetlerini, kocalarından ve mahremleri olan diğer kişilerden başkalarına göstermemeleri emrediliyor. Buradaki “Zinef’den maksat, küpe, halhal, kolye, vb. zinet eşyalarının takıldığı yerlerdir. Kadının buralarını, mahremleri dışındaki insanlara göstermeleri haramdır.
Âyet-i kerimede, Müslüman kadının, zinet yerini kendi kadınlarına göse-rebileceği ifade ediliyor. Burada geçen, “Kendi kadınlarına” ifadesinden maksat, Müslüman kadınlardır. Bu itibarla bir Müslüman kadının, Müslüman olmayan kadınlara da zinet yerlerini göstermesi caiz değildir.
Hz. Ömer (r.a.) Ebu Ubeyde b.el-Cerrah’a mektup yazarak şöyle demiştir: “Bana gelen haberlere göre bazı Müslümanların kadınları, müşriklerin kadınlarıyla bilikte hamamlara gidiyorlarmış. Bu senin bölgende oluyor. Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir kadının avret mahallerine, kendi dininden olmayan bir kadının bakması haramdır.
Âyet-i kerimede, Müslüman kadınların, mahrem yerlerini, sahip oldukları kölelerden saklamak zorunda olmadıkları zikrediliyor. Taberi, buradaki “Köleler” ifadesinden maksadın, müşrik olan cariyeler olduğunu söylemiştir. Buna göre mümin kadınlar, mümin olmayan kadınlara avret yerlerini gösteremezler. Ancak, mümin olmayan cariyeler bu hükmün dişındadırlar.
Fakat müfessirlerin çoğunluğu, âyette zikredilen “Köleler” ifadesine, cariyeler yanında erkek kölelerin de dahil olduğunu ve mümin bir kadının erkek olsun kadın olsun kölelerine karşı örtünmek mecburiyetinde olmadığını söylemişlerdir.
Bu hususta Enes b.Mâlik, diyor ki:
“Resulullah, Faüma’ya hediye ettiği bir köleyi getirdi. Fatıma’nın üzerinde bir elbise bulunuyordu. Onunla başını örttüğünde ayaklarına yetişmiyordu, ayaklarım örttüğünde de başına yetişmiyordu. Resulullah (s.a.v.) Fatıma’nın bu haline görünce ona şöyle dedi: “Bunda senin için bir mahzur yoktur. Zira burada senin baban ve kölen vardir. [5][51]
Âyet-i kerimede, kadınların, zinet yerlerini, cinsî iktidarı olmayan hizmetçilerden saklamak mecburiyetinde olmadıkları beyan edilmektedir. Burada söz konuş olan hizmetçilerin, kadınlara yaklaşma ihtiyacı hissetmemeleri ya da cinsel iktidarsızlıklarından veya geri zekâlılıklarından yahut da karnını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen tufeylilik vb. şeylerden olabileceği zikredilmektedir.
Ancak, Resulullah (s.a.v.), Hunsa, yani, hem erkeklik hem de kadınlık organı bulunan bir kimsenin, hanımlarının yanına girmesini yasaklamış ve: “Bu bir daha sizin yanınıza girmesin.” buyurmuştur. [6][52]
Veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak çağda olmayan çocuklar.
Bu ifadeden maksat, erginlik çağına yaklaşmamış olan küçük çocuklardır. Zira bunlar, kadınların tavır ve hareketlerinden herhangi bir şey anlamazlar. Bu sebeple kadınların yanlarına girmelerinde bir mahzur yoktur. Fakat erginlik çağına >aklanmış olan ve kadınlarla ilgili meseleleri anlamaya başlayan çocuklara, kadınların, zinet yerlerini göstermeleri caiz değildir.
Gizledikleri süslerini başkalarına bildirmek için ayaklarını da vurmasınlar.
Cahil i ye döneminde kadınlar ayaklarına “Halhal” denen, halka şeklinde bilezikler ve boncuklar takarlar ve yürürken bunlarla ses çıkararak dikkatleri çekerlermiş. Allah Teala, mümin kadınların bu şekilde davranmalarını yasaklamıştır.
Kadınların, evlerinin dışında başkalarına’hissettirmeleri haram olan şeylerden biri de, üzerlerine sürmüş olduktan kokulardır. Bu hussuta Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:
“Herhangi bir kadın koku sürünür sonra da kokusunu hissetsinler diye bir topluluğun yanından geçecek olursa o kadın zina etmiştir. [7][53]
32- İçinizden bekârları kölelerinizden ve ccrayilcrini/dcn salih olanları evlendirin. Eğer fakirler Allah onları lütuyla zenginleştirir. Allah, geniş lütuf sahibidir, herşeyi çok iyi bilendir.
Abdullah b.Abbas, bu âyeti kerimeyi izah ederken şöyle demiştir: “Allah Teala evlenmeyi emretmiş ve onu teşvik etmiştir. Müminlere, hür olanlarını da kölelerini de evlendirmelerini emretmiş ve bu evlilik neticesinde unlan zen-ginleştirebileceğini vaadetmişlir.
Abdullah b.Mes’ud ise şöyle demiştir: “Zenginliği evlenmekte arayın. Zira Allah Teata: “Evlenenler şayet fakir iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir.” buyurmuştur.”
Peygamber efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurmuştur.
“Allah’ın üç kimseye yardım etmesi haktır: Allah yolunda cihad edene, borcunu ödemek isteyen mükâtep köleye (Hürriyetine kavuşmak için efendisiy-le sözleşme yapmış olan köleye), iffetini korumak için evlenmek isteyene. [8][54]
33- Evlenme imkânı bulamayanlar, Allah’ın, kendilerini lütfuyla zenginleştirmesine kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerinizin, azad olmak için bedel vermek isteyenlerin, eğer kendilerinde bir hayır görüyorsanız hemen bedel vermelerini kabul edip mükâtebe akdi yapın. Azad olmalarına yardımcı olmak için, Allah’ın size verdiği mallardan onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatini kazanma hırsıyla, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın, kim onİarı fuhşa zorlarsa, şüphesiz ki Allah da, fuhşa zorlanmalarından sonra o cariyelere karşı çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır.
Allah Teala bu âyet-i kerimede dört şeyi emretmektedir. Bunlardan biri, evlenme imkânı olmayanın, haramlara karşı iffetini korumasıdır. Bu hususta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
“Ey gençler topluluğu, sizden kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin. Zira evlenmek, gözü daha fazla kapatır, namusu daha iyi korur. Kimin de evlenmeye gücü yetmezse oruç tutsun. Zira oruç, o kişinin şehvetini kırar. [9][55]
İkinci emir ise “Sahip olduğunuz kölelerinizden, azad olmak için bedel vermek isteyenlerin ,eğer kendilerinde bir hayır görüyorsanız, hemen bedel vermelerini kabul edip mükâtebe akdi yapın.” ifadesindeki emirdir.
Kölelerinde hayır gören efendilerin, kölelerinin mükâtebe akdi yapmak istemeleri halinde bu akdi yapmalarının farz veya mendup olduğu hakkında iki görüş zikredilmektedir.
Şa’bî, mukatil, Hasan-ı Basrî ve İbn-i Zeyd, buradaki emrin mendup olduğunu, kölenin efendisinin mükâtebe akdi yapıp yapmamakta serbest olduğunu söylemişlerdir. Ebü Hanife, İmam Mâlik, Sevrî ve son görüşüyle İmam Şafiî de bu görüştedirler.
Ata b.Ebi Rebah, Dehhak ve Sîrîn’e göre ise bu akdi yapmak farzdır. Köleden teklif geldiği takdirde efendi böyle bir akdi yapmaya mecburdur. Taberi de, âyetteki “Mükâtebe” akdi yapın.” emrinin farziyet ifade ettiği kanaatiyla bu görüşe katılmaktadır.
“Eğer kölelerinizde bir hayır görüyorsanız onlarla mükâtebe akdi yapmayı kabul edin” ifadesinde geçen “Hayır”dan neyin kastedildiği hususunda çeşitli görüşler zikredilmiştir. Bazı müfessirlere göre bu hayırdan maksat, kölelerin çalışıp kazanma gücünde olmaları ve taahüt ettikleri borcu ödeyebilme kudretinde olmalarıdır. Böylece köleler, hürriyete kavuşma imkânlarını kendileri sağlarmış olurlar ve Müslümanlara yük olmazlar.
Bazılarına göre ise kölelerde görülecek hayırdan maksat, sadakat, vefakârhkve ödeme gücünde olmalarıdır.
Diğer bazılarına göre ise kölelerde görülecek hayırdan maksat, kölenin, borcunu ödeyecek kadar malının bulunmasıdır.
Taberi, buradaki hayınn. birinci ve ikinci gürümle zikredilen şeylerin hepsini kapsadığını söylemiş, üçüncü görüşte zikredilen malın ise söz konusu olamayacağını ifade etmiştir.
Âyeıi kerimede zikredilen üçüncü emir i.se “Azad olmalarına yardımcı olmak i^in, Allah’ın size verdiği mallardan onlara verin.” emridir. Burada, kölelere hangi mallardan verileceği hakkında iki görüş zikredilmiştir. Birinci görüşe göre onlara verilecek mallardan maksat, kölelerin, hürriyetlerine kavuşması için ödemeleri şart koşulan maldır. Bu görüşe göre köleyi azad eden efendisi, kölenin borcundan bir miktarını bağışlamalı, o mikum almamalıdır. İhn i Kesir bu görüşü tercih etmektedir. Ancak bağışlanacak bu miktar, hazıkının yöre borcun dörtte biri, bazılarına göre üçle biri. bazılarına göre yarısı, bazlr.nına göre ile herhangi bir miktarıdır.
İkinci görüşe göre bu tür kölelere verilecek maldan maksai, /ek..:i;.n verilecek bir miktardır. Zira, Allah Teala, zekâtın verileceği yerleri belirtirken köleleri de zikretmiş, zekâttan onlara da verilebileceğini beyan etmiştir. .
Hasan-i Basrî, Zeyd b.Eslem, Abdurrahman b.Zeyd ve mukatil bu görüştedirler. Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.
Âyet-i Kerimede zikredilen dördüncü emir ise: “Dünya hayatının geçici menfaatini kazanma hırsıyla, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın.” eniridir.
Cahiliye döneminde cariyeleri olan efendiler, onları zina yapmaya zorlar ve zinadan elde ettikleri kazançtan pay alırlardı. İslam gelince bu çirkin âdeti yasakladı, kimsenin, iffetli cariyesini zina yapmaya zorlama yetkisinin olmadığını beyan etti.
Müfessirler, bu âyet-i kerimenin nüzul sebebinin, Abdullah b.Übey b.Se-lulün, cariyelerini fuhşa zorlaması olduğunu söylemişlerdir. Zira o adam, kazanç elde etmek, cariyelerin doğuracakları çocuklardan istifade etmek ve liderliğini korumak maksadıyla cariyelerini zina etmeye zorluyordu. [10][56]