sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 24. VE 27. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 24. VE 27. AYET-İ KERİMELER
Şubat 22, 2026 09:57
5
A+
A-

Fani Olması Açısından Dünyanın Misali

 

24- Dünya hayatının garip hali şuna benzer: Gökten indirdiğimiz yağmur suyu ile -insanların ve hayvanların yediği-yeryüzü bitkileri yeşerir. Nihayet yeryü­zü ziynetlerini takınıp o bitkilerle gayet sırada gece veya gündüz enirimiz gelir  de» orasını bir gün önce hiç yokmuş gibi  kökünden biçilmiş hale getiririz. İşte biz  iyi düşünecek bir topluluk için ayetleri böyle geniş geniş açıklıyoruz.

 

Açıklaması

 

Bu, Cenab-ı Hakkın, süratle sona ermesi, güzelliğinin ve nimetlerinin sü­ratle ortadan kalkması açısından dünya hayatı için verdiği bir misaldir. Bunun da hülâsası şöyledir: Dünya hayatının garip hali, gökten indirilen yağmur suyu ile Allah’ın yeryüzünde çıkarttığı bitkiler gibidir. Yağmur yeryüzüne düştüğü vakit birbiriyle sarmaş dolaş olan, birbiriyle karışan çok çeşitli nebatatı yeşer­tir. Bunlardan bir kimi insanların yediği çeşitli şekil ve cinslerde sebzeler, bak­lagiller ve meyvelerdir. Diğer bir kısmı ise hayvanların yediği yemler, otlar vb. bitkilerdir. “Onunla yeryüzü bitkileri karışır” ayetinin anlamı, yağmur suyuyla yeryüzü bitkileri karışır demektir.

Nihayet bitkilerin gelişmesi tamamlanıp olgunlaşır. Yeryüzü de güzelliğini ve geçici ziynetlerini takınır. Meyveler, sebzeler, çeşitli şekil ve renklerde par­lak çiçeklerle güzel bir şekle bürünür. Bu bitkileri eken ve diken yeryüzü halkı da artık bu meyve sebzeleri toplayabileceklerini, bu ekinleri biçebileceklerini, bunlardan istifade edebileceklerini zannederler.

İşte bu sırada ansızın bir kasırga, soğuk ve şiddetli bir rüzgar eser, o bitki­lerin yapraklarını kurutur, meyvelerini çürütür.

Burada dikkat edilecek bir husus yeryüzü anlatılırken buradaki bitkilerin murad edilmiş olmasıdır. Zaten konu da anlaşılmaktadır. Bitkiler de yeryüzün­den bir parçadır.

İşte “Gece veya gündüz emrimiz gelir” ayetinin manası da budur. Yani gece veya gündüz onun helak olması için takdir edilen kaderimiz iner. Orasını bun­dan önce hiç yokmuş gibi, hiçbir nebat yeşermemiş gibi, yemyeşil ve göz alıcı durumdan sonra kupkuru, kökünden biçilmiş bir ekin tarlası haline getiririz.

İşte bütün işlerde ortadan kalktığı zaman sanki hiç yokmuş gibi olur. “O kasabaların halkı onlara gece uyurlarken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin midirler? Ve yine o kasabaların halkı kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin midirler?” (A’raf, 7/97-98).

Yine Cenab-ı Hak helak olanları şu şekilde anlatmaktadır: “Nihayet za­limleri korkunç bir çığlık yakaladı. Böylece kendi yurtlarında diz üstü yığılıp kaldılar. Sanki yeryüzünde hiç yaşamamışlar gibi izleri silinip gitti.” (Hud, 11/67-68).

İmam Ahmed, Müslim, Nesai ve İbni Mace’nin Hz. Enes’ten rivayet ettik­leri bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Dünya ehlinin en zengini getirilir. Cehenenneme bir defa sokulur ve ona “Hiç hayır gördün mü? Sana hiçbir nimet uğradı mı?” denilir. O da “Hayır” der. Sonra dünyada en büyük sıkıntıyı çeken kişi getirilir. Cennet nimetlerine bir defa batırılır. Sonra ona “Hiç sıkıntı gördün mü?”denilir. Oda “Hayır”der.”

Bundan sonra Cenab-ı Hak “… Ayetleri böyle geniş geniş açıklıyoruz” bu­yurdu. Yani dünyanın halini ve süratle yok olacağını açıklayan bu apaçık misal gibi, tevhid ve cezanın ispatını ve insanların dünya ve ahirette huzurla yaşa­malarına vesile olacak herşeyi gösteren delil ve hüccetleri Allah’ın ayetleri ko­nusunda düşünen, dünyanın dünyaya aldanan ve nimetlerinden istifade eden dünya ehlinden süratli bir şekilde ayrılacağı hakkındaki bu misalden ders ve ibret alma hususunda düşünce ve akıllarını kullanan bir topluluk için geniş ge­niş açıklıyoruz. Çünkü dünyanın tabiatı onu arzu edenden kaçmaktır, dünya­dan kaçanı da yakalamaktır.

Dünyanın yeryüzü bitkilerine benzetilmesi Allah’ın kitabında pek çok yer­de geçmektedir. Hadid süresindeki az önce belirtilen ayette yine Kehf süresin­deki şu ayette bu misal verilmektedir: “Sen onlara dünya hayatını misal olarak ver. (Geçici dünya hayatı şuna benzer): Biz gökten yağmur suyu indiririz. Yeryü­zündeki bitkiler bu su ile karışıp yeşerir. En sonunda da kuruyup rüzgarın sa­vurduğu çerçöp haline gelir. Allah her şeyin üstünde bir kudret sahibidir.” (Kehf, 18/45).

Zümer suresinde ise şöyle buyurulur: “Görmüyor musun? Allah gökten su indirip, onu yer altındaki kaynaklara katar, sonra onunla çeşitli renklerde bit­kiler çıkarır. Sonra o bitkiler kurur, sararıp solduklarını görürsün. Sonra da Allah onları çer-çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için ibret vardır.” (Zümer, 39/21). [1][14]

 

Cennete Teşvik, İyi Amel İşleyenlerle Kötü Amel İşleyenlerin Ahiretteki Durumları

 

25- Allah (kullarını) huzur ve selâmet yurduna (cennete) çağırır ve dilediğini doğru yola iletir.

26- Güzel amel işleyenlere en güzel mü­kâfat ve daha fazlası vardır. Onların yüzlerinde keder ve zilletten bir eser yoktur. İşte bunlar cennetliktir. Orada ebedî kalacaklardır.

27- Kötü amel işleyenlerin cezaları ise kötülükleri kadardır. Onların yüzlerini zillet kaplayacak, kendilerini Allah’tan (Allah’ın azabından) koruyacak hiç bir kimse de bulunmayacaktır. Yüzlerini sanki gecenin karanlığından bir parça (zulmet) kaplamıştır. İşte bunlar cehen­nemliktir. Orada ebedî kalacaklardır.

 

Açıklaması

 

Cenab-ı Hak dünyayı ve dünyanın süratle yok olacağını zikrettikten sonra cennete teşvik edip davet etti. Şöyle buyurdu: “Allah (kullarını) huzur ve sela­met yurduna (cennete) çağırır.”

Yani Allah cennete götürecek iman ve salih amele davet ediyor. Cennet her çeşit afet, leke, noksanlık, ve kederden salim olduğu için Yüce Allah ona bu ismi verdi.

Allah’ın selâmet yurduna davet edip imanla emretmesi bütün insanlar içindir. Dilediğini de cennete ulaştıran doğru yola muvaffak kılar. Doğru yol, inançları, ahlâkî esasları ve hükümleriyle İslâm dinidir. Çünkü İslâm yolu eğ­riliği olmayan dosdoğru bir yoldur. İmanla emrolunmanın aksine hidâyet ilâhî iradeye mahsustur.

Bilindiği gibi hidayet iki çeşittir.

1- İrşad ve delâlet (yol gösterme) manasında hidayet. Bu, bütün insanlar için umumidir. Bu imana ve İslâm’a davet etmektir.

2- Tevfik (doğru yola iletme) manasında hidayet. Bu, Allah’ın kullarından hak yola eriştirdiği, dilediği kimselere mahsustur. Bunun manası, Allah’ın yar­dımcı olması ve muvaffak kılmasıdır.

Bu İslâm’a davetin sebebi davet edilenlere menfaati sağlamaktır. Çünkü dünyada iman ve amel-i salih ile güzel amel işleyenlere ahirette en güzel mü­kâfat verilecektir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “İyiliğin mükâfatı ancak iyiliktir.” (Rahman, 55/60).

Bu şekilde olan kullara daha da fazla mükâfat vardır. Bu da güzel amelle­rin sevabının on misliyle katlanması veya yedi yüz misline kadar çıkması hatta daha da fazlasının verilmesidir.

Bütün bu verilenlerden daha fazlası, daha büyüğü “Allah Tealâ’nın cema­line bakmaktır.”

İmam Ahmed, Müslim ve bir grup hadis imamı Suheyb (r.a.)’den rivayet ediyorlar ki: Peygamberimiz (s.a.) “Güzel amel işleyenlere en güzel mükâfat ve daha fazlası vardır” (Yunus, 26) ayetini okudu ve şöyle buyurdu: “Cennetlikler cennete, cehennemlikler cehenneme girdiği zaman bir münadi nida eder, der ki: “Ey Cennet Ehli! Allah nezdinde size verilen bir vaad vardır. Allah o vaadi yeri­ne getirmeyi istiyor. Cennet ehli derler ki: O nedir? Allah bizim amel terazileri­mizi ağırlaştırmadı mı? Yüzlerimizi nurlandırmadı mı? Bizi cehennemden ko­ruyup cennete koymadı mı?” Peygamberimiz (s.a.) sözüne devam etti: “Onlar için perde kaldırılır. Cenab-ı Hakka bakarlar. Allah’a yemin ederim ki, Allah onlara kendisine bakmaktan daha sevimli ve gözlerini aydın kılacak daha gü­zel bir nimet vermemiştir.”

İbni Cerîr ve İbni Ebî Hatim Ebu Musa el-Eş’arî’den rivayet ediyorlar ki: Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurdular: “Şüphesiz kıyamet günü Allah bir münadi gönderir. Münadi baştakilerin de sondakilerin de işiteceği gür bir sesle der ki: Ey Cennet ehli! Allah size en güzel mükâfatı ve daha fazlasını vaad etti. En güzel mükâfat cennettir. Daha fazlası da Rahmanın cemaline bakmaktır.”

Bu ayetin bir benzeri de şu şekildedir: “Allah yaptıkları amellerle kötülük­te bulunanları cezalandıracak güzel amel işleyenleri de daha güzeliyle mükâfat-landıracaktır.” (Necm, 53/31).

“Onların yüzlerinde keder ve zilletten bir eser yoktur.” Yani kâfirlerin yüzü­nü kaplayan simsiyah duman, kapkara toz, horlanma ve küçümseme onların yüzünü kaplamaz; onlara ne içte ne dışta küçümseme yoktur. Bilakis onlar Ce-nab-ı Hakkın buyurduğu gibi “Allah onları o günün şiddetinden korur. Yüzleri­ne güzellik verir, kalplerini sevinçle doldurur.” (İnsan, 76/11).

Kâfirlerin yüzlerinde iki sıfat vardır.

1- “Kater”, yüzlerinde siyahlık… şu ayette de geçmektedir: “O gün tozlan­mış ve karanlık bürümüş yüzler vardır.” (Abese, 80/40).

2- “Zillet”, horlanma, aşağılanma şu ayette de geçmektedir: “O gün bir kı­sım yüzler zelil ve perişandır, uğraşmış yorulmuştur.” (Gaşiye, 88/2- 3).

İşte bu özellikleri taşıyan cennetliklerdir, başkaları değil. Cennet ehli ora­da ebedî olarak kalacaklardır. Orada zeval de, nimetin sona ermesi de yoktur.

Cenab-ı Hak saadete erenlerin durumunu haber verdikten sonra bedbaht olanların durumuna da temas etti. Bu, Kur’an üslûbundaki karşılaştırma ve denge sağlama hususundaki umumi bir metoddur.

Allah’ın birinci gruba karşı muamelesi lütuf ve ihsanda bulunma, ikinci gruba karşı muamelesi de adaletle muameledir.

Dünyada -küfür, şirk ve zulüm gibi- masiyet ve günahları işleyenlere veri­lecek olan karşılık da adil bir cezadır. O da kötülüğü misliyle cezalandırmak, daha fazla ceza vermemektir.

Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede “O gün kimse kimseye bir fayda sağlayamaz. Ogün emir Allah’ındır.” (İnfitar, 82/19) buyurmaktadır.

Yine Cenab-ı Hak “İşte o gün insan:” Kaçacak yer neresi?” der. Hayır, ha­yır! Sığınacak bir yer yoktur. O gün herkesin varıp duracağı yer ancak Rabbi-nin huzurudur.” (Kıyame, 75/10, 12).

“Yüzlerini sanki gecenin karanlığından bir parça (zulmet) kaplamıştır.” Yüzlerini son derece karanlık ve zulmetli gecenin karanlığından siyah perdeler ve siyah parçalar kaplamıştır: Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“O gün bazı yüzler ağaracak, bazı yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara şöyle denilecektir: İman ettikten sonra inkâr mı ettiniz? O halde inkâr ettiğiniz­den dolayı azabı tadın.”

‘Yüzleri ağaranlar ise Allah’ın rahmetindedirler. Onlar orada ebedî kala­caklardır. ” (Âl-i İmran, 8/106,107).

Başka bir surede de “O gün parlayan, gülen ve sevinen yüzler vardır. Yine o gün tozlanmış ve karanlık bürümüş yüzler de vardır. İşte bunlar kâfirler ve facirlerdir.” (Abese, 80/38, 42).

“İşte bunlar cehennemliktir.” Yani bu sıfatlarla muttasıf olanlar cehennem ehlidirler, onlar ebedî orada kalacaklardır. [2][15]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.