VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 53. VE 57. AYET-İ KERİMELER
Kötülüğü Emreden Nefis
53- “Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü nefis -Rabbimin merhamet edip koruduğu nefisler hariç- kötülüğü çok- ça emredendir. Doğrusu Rabbim, bağış- layandır, merhamet edendir.”
Açıklaması
Vezirin hanımı şöyle dedi: “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Maksadım hapishanedeyken kendisine ihanet etmediğimi Yusuf un bilmesini sağlamaktı”. Veya “Yusuf ile kendisine hainlik etmediğimi ve çirkin bir davranışta bulunmadığımı kocamın bilmesini istedim. Ben sadece Yusuf un olmak ya da onunla flört etmek istedim. O ise bunu kabul etmeyip benden yüz çevirdi ve çareyi kaçmakta buldu. Ben nefsimi günah ve hatâ işleme hususunda temize çıkaramam. Çünkü bütün nefisler tabiatı itibarıyla şehevî arzuların, hevâ ve heveslerin peşinden koşar. Ancak Yusuf ve benzerleri gibi Allah Tealâ’nın merhamet ettiği, kötü ve çirkin şeyleri kendilerinden uzaklaştırdığı kimseler, bunun dışındadır. Fakat ben, Allah’ın rahmetinden ümit kesmem. Muhakkak ki Rabbim, çok bağışlayan ve kullarına merhamet edendir”
Bu hususta tercih edilen diğer bir görüş de bu ayetin, Yusuf (a.s.)’un sözünü aktarmakta olduğudur. Buna göre mana şöyledir: Maksadım gıyabında -bana güvenip, ırz ve namusu için emîn iken- hanımına ihanet etmediğimi Vezirin bilmesini sağlamaktı. İnsanî özelliklere sahip nefsimi kalbin vesveselerinden temize çıkaramam. Doğrusu her nefis şehevî arzu ve isteklere meyyaldir. Ancak Allah’ın günahlara dalmaktan koruduğu ve dosdoğru olmaya muvaffak kıldığı nefis bundan müstesnadır ki bu da peygamberlerin nefsi ve sâlih kimselerin yoludur. Doğrusu Rabbim, hatâ edenlerin günahlarını bağışlar ve onlara merhamet eder. Tabîki bu, onların tevbeye koşmaları ve Allah’a yalvarmaları neticesindedir. Böylece Allah, onları günahların izlerinden arındırır ve nefislerini günah lekelerinden temizler[1][36]
Yusuf (A.S.)’ın Yöneticiliğe Ve Maliye Bakanlığına Getirilmesi
54- Hükümdar: “Onu bana getirin, en yakın yardımcım yapayım”, dedi. Onunla konuşunca “Bugün senin, yanımızda önemli, bir yerin vardır”dedi.
55- Yusuf “Beni Mısır’a idareci yap, çünkü ben, korumasını ve yönetmesini bilirim” dedi.
56-Yusuf u hapishaneden kurtardığımız gibi böylece Mısır’a yerleştirdik; istediği yerde oturabilirdi. Rahmetimizi dünya ve ahirette tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zâyî etmeyiz.
57- Ahiretteki ecri ise, inananlar ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için dünyadaki ecrinden daha iyidir.
Açıklaması:
Burada Melik’ten maksat, tercih edilen görüşe göre Vezir değil Mısır kralıdır. Çünkü Yusuf (a.s.), kendisini Mısır’a yönetici yapmasını ondan istemiştir.
Ayrıca Yusuf (a.s.), bundan önce Vezire ait bir köle iken şimdide kral (Rayyân bin Velid) onu (a.s.) kendisine mahsus kılmıştır.
Ayetin manası şöyledir: Kral şöyle dedi: “Onu hapishaneden çıkartıp bana getirin” O artık benim hususi yardımcım, danışacağım ve güveneceğim bir kişidir. Kral , Yusuf (a.s.) ile konuşup, onu tanıyınca fazilet, bilgi, iffet ve güzel ahlakını gördü ve Yusuf’a şöyle dedi: “Sen artık bundan sonra katımızda yüksek bir mevki ve izzet sahibisin. Devlet yönetiminde sana her hususta güvenilecektir. Ülkenin bütün işlerinde seni tam yetki sahibi kılıyorum”.
Rivayet edildiğine göre, Yusuf (a.s.), hapisten çıkınca gusül abdesti alıp, temizlendi. Yeni elbiseler giydi. Kralın huzuruna girince “Allah’ım! Sen’den bu durumun hayırlı olmasını istiyorum. Kötülük ve şerrinden izzet ve kudretine sığınırım” diye dua etti ve arapça selâm verdi.
Kral “Bu konuştuğun dil nedir?” diye sorunca Yusuf (a.s.), “Amcam İsmail’in dilidir” dedi. Bu sefer de krala İbranice olarak dua etti. Kral “Bu lisan da nedir?” deyince Yusuf (a.s.), “Atalarımın dilidir” diye cevap verdi.
İbrahim (a.s.), çocukları ve torunları Kahtani Araplarındandı. Mısır kralları ise çobanlar (Heksus) diye adlandırılan Araplardan idiler.
Yusuf (a.s.), şöyle dedi: Ey kral hazretleri! Beni, yurdunun hazinelerinin başına getir”. Hazinelerden maksat, elde edilenmahsullerin depolandığı ambarlar olup, bunlar Yusuf (a.s.)’ın haber verdiği kıtlık yıllarını karşılamak için ürünlerin toplandığı yerlerdi.
Yusuf (a.s.), şöyle devam eder: “Beni, bu depolara yönetici yap. Onları gözeteyim. Verimli ve kurak geçen yıllar arasındaki ekonomik dengeyi kurabilmek için ekonomiyi yöneteyim. Gördüğüm rüyaya göre halkını tehdit edecek olan açlıktan ülkeyi kurtarayım. Çünkü ben, korumasını ve yönetmesini bilirim, güvenilir bir koruyucuyum. Üzerime aldığım işte bilgi ve basiret sahibiyim”
Bu ayet, ekonomik plan ve düzenlemenin ehemmiyetine ve mali kaynaklarla harcamalar arasındaki bütçe dengesinin kurulmasının önemine işaret etmektedir.
Kral, Yusuf (a.s.)’un isteğini yerine getirdi ve onu (a.s.) maliye ve ekonomik işlerden sorumlu bakan yaptı. Devlet idaresinde tam yetkili kıldı. Çünkü Yusuf (a.s.)’taki akli olgunluğu, mahareti, siyasi gücü ve kanunları tatbik etme kudretini sezmişti.
“Böylece Yusuf u yerleştirdik…” Biz, Yusuf a nimetlerimizi, kralın kalbini ona ısındırarak ve onu hapishaneden kurtararak ihsan ettiğimiz gibi aynı şekilde onu Mısır’a yerleştirdik. Ona istediklerini yapabilme gücünü verdik. Mısır’da makam ve mevki sahibi yaptık. Köle iken, nufûz ve güç sahibi olan, emirler veren, yasaklar koyan bir idareci haline geldi. Önceleri başkasına uyarken daha sonra kendisine tabî olunan, hürriyetten yoksun bir mahpus iken özgürlüğüne kavuşan bir insan oldu. Bütün bunlar, sahip olduğu sabır, Allah Tealâ’ya itaat, iffet, ahlâk ve hikmetli bir akıl gibi özellikleri sebebiyle gerçekleşmişti. Zira o (a.s.), kardeşlerinin eziyetlerine sabretti. Vezir’in hanımı yüzünden hapse girmek zorunda kaldı. Kötü ve çirkin şeylerden kaçındı. Allah da ona (a.s.) zafer ve desteğini nasîb etti. Böylece Yusuf (a.s.), kendisini Mısır’dan satın alan ve onu (a.s.) arzulayan kadının kocası eski efendisi Vezirin makamına geçmiş oldu.
Mücâhid, Yusuf (a.s.)’un irşadıyla Kralın müslüman olduğunu söyler.
Rabbi Yusuf (a.s.)’u terk etmedi. Ona (a.s.) merhametiyle muamele etti ve korudu. Allah Tealâ sadece dilediklerine merhamet eder. O’nun rahmeti her şeyi kaplamıştır. İdarecilik, zenginlik ve sıhhat gibi nimetleri, dilediği kullarına nasip eder.
“Rahmetimizi…” sözü “ihsanımızı” demektir. Çünkü “rahmet”, “nimet ve ihsan” manalarınadır.
“İyi davranıp, sâlih amel işleyenlerin ecrini zayi etmeyiz.” Onlara dünyada saadet, izzet ve şerefi, ahirette de ebedî olarak cennette kalma nimetini ihsan ederiz.
“Ahiretteki ecri ise” Muhakkak ki cennetteki nimetleri elde etmek demek olan ahiret ecri, Allah’dan korkan müminler için, dünya ve dünyadaki şeref, hâkimiyet, makam, mülkiyet, mal ve zînet gibi nimetlerden daha hayırlı, daha muazzam ve daha çoktur.
Böylece Allah Tealâ, ahiret yurdunda peygamberi Yusuf (a.s.) için hazırladığı nimetlerin, dünyada ona (a.s.) verdiği yetki ve nüfuzdan daha büyük, daha çok ve daha kıymetli olduğunu bildirmiştir.
Allah Tealâ, Süleyman (a.s.) hakkında da şöyle buyurmuştur: “İşte Bizim bağışımız budur, ister ver, ister tut, hesapsızdır’ dedik. Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir yeri vardır”. (Sâd, 38/39-40).
Allah’ın, dünya ve ahiret saadetini beraber nasîbettiği kimselere ise, Allah’ın fazl-ı keremi daha çok, ihsanı eksiksizdir. Çünkü bu kimseler, Allah’a itaat etme görevlerini ve günahtan kaçınma vazifelerini yerine getirmişlerdir. İşte bu, Allah’ın dilediklerine verdiği fazl-ı keremidir.[2][37]