TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA FURKAN SURESİ 56. VE 60. AYET-İ KERİMELER
56- Ey Muhammed, biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. [1][58]
57- Ey Muhammed, sen onlara şöyle de: “Ben, davetime karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ben ancak sizin, rabbine doğru bir yol tutan kimseler olmanızı arzuluyorum.”
Ey Muhammed, biz seni, sana iman edip sana indirilenleri tasdik edeni büyük mükâfatlarla müjdeleyen, seni ve sana indirilenleri yalanlayanı ise çetin bir azapla uyarıcı olarak gönderdik.
Bu âyet-i kerime iki şekilde izah edilmiştir. Bir izah şekli, mealde verildiği gibidir. Diğeri ise şöyledir:
“Ey Muhammed, sen, kendilerine Peygamber olarak gönderildiğin insanlara de ki: “Rabbimin katından gelen hükümleri size tebliğ ettiğim için sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ancak kim rabbine yakın olmak için bir yol tutacak olursa bu kimse malından, Allah yolunda harcayabilir ve budan kazanacağı sevap ta kendisine ait olur.” [2][59]
58- Sen, ölümsüz diri olan Allah’a güven. Onu hamd ile teşbih et. Kullarının günahlarından onun haberdar olması kâfidir.
Ey Muhammed, hiç ölmeyecek olan ve devamlı diri olan Allah’a tevekkül et. İşlerini ona havale et ve ona boyun eğ. Onun yolunda göreceğin çilelere karşı sabret. Onu överek layık olmadığı sıfatlardan uzaklaştır. Verdiği nimetlere kar-Şi ona kulluk et. Kullarının günahlarını onun bilmesi kâfidir. O, onların hepsini zaptettinnektedir, kıyamette onların cezasını verecektir. [3][60]
59- Gökleri yeri ve aralarındakileri altı günde yaratan ve de arşa hükmeden, Rahman olan Allah’tır. Bunu, bilene sor.
Âyet-i kerimede geçen, Allah Teala’nın, dünyayı altı günde yaratması, Arş kelimesi ve Allah Teala’nın arş’a hükmetmesi meselesi, A’raf suresinin elli dördüncü âyetinde izah edilmiştir.
Bu âyet-i kerime, dilbilgisi kaidelerine bakılarak farklı şekillerde izah edilmiştir. Bazı müfessirlere göre bu âyetin mânâsı şöyledir: “Ölümsüz olan ve ebedi olarak diri kalan Allah’a tevekkül et. O Allah ki gökleri, yeri ve araların-dakileri altı günde yarattı. Sonra arş’a hükmetti. O, rahmandır. Sen, rahmanı, bilenden sor. O da Allah’tır. Veya onun gönderdiği Kur’an’dır. Yahut, Allah’ın, kendisine ilim verdiği Cebrail’dir. Ya da kendisine Peygamberlik verdiği Mu-hammed’dir.”
Bazı müfessirler ise bu âyeti şöyle izah etmişlerdir: “Gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşı hükmü altına alan, rahman olan Allah’tır. Sen, bu meseleleri bundan haberdar olan ve “Rahman” ismini taşıyan Allah’a sor. Zira, göklerin ve yerin altı günde nasıl yaratıldığını ve Allah’ın arşı nasıl hükmü altına aldığım ancak kendisi bilir.”
İbn-i Cüreyc bu âyetin izahında şöyle demiştir: “Ey Muhammed, ben sana birşeyi haber verdiğim zaman bil ki, o benim bildirdiğim gibidir. Çünkü her-şeyden haberdar olan benim.” [4][61]
60- Kâfirlere: “Rahman olan Allah’a secde edin.” denildiği zaman: “Rahman da neymiş? “Senin bize emrettiğine mi secde edeceğiz?” derler.
Bu secde emri ancak onların nefret edip uzaklaşmalarını artırdı.
Kendilerine bir fayda veya zarar veremeyecek olan putlara tapanlara “Taptıklarınızı bırakıp ta Rahman olan Allah’a secde edin.” denildiği zaman, onlar: “Rahman da neymiş? Biz onun kim olduğunu bilmiyoruz. Biz sadece senin söylemenle mi ona secde edeceğiz?” derler. Ve “Rahman olan Allah’a secde edin.” sözü onların nefretini artırır.
Müşrikler, Allah Tealu’nın “Rahman” ismini kabul etmiyor ve böyle bir isim tanımadıklarını söylüyorlardı.
Hudeybiye müşahhasında antlaşmanın baş tarafına “Bismillahirrahma-nirrahim.” yazılınca müşrikler bunu kabul etmediler ve onu sildirip yerine “Ey Allahnn senin adınla.” ifadesini yazdırdılar. İşte âyet-i kerime, müşriklerin bu tür itirazlarını beyan etmektedir. [5][62]