VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 15. VE 17. AYET-İ KERİMELER
Kim Sadece Dünyayı İsterse Ahiret Nimetlerinden Mahrum Olur
15- Kim dünya hayatını ve onun ziynetlerini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak dünyada veririz. Onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar.işte böylelerine ahirette cehennem ateşinden başka bir şey yoktur. Dünyada yaptıkları boşa çıkmıştır. Zaten bütün işledikleri de batıldır.
Açıklaması
Kimin arzu ve iradesi sadece dünya sevgisi ve dünya malı, elbiseler, mücevherler, ev döşemesi gibi dünya ziynetleri üzerine tahsis edilmiş ise ve ahiret saadetine talip değilse, Allah ona amelinin karşılığını dünyada sağlık, başkanhk, bol rızık, çok evlat olarak ve gayretinin meyvesini amelin tesiri ve emeğin neticesi olarak hiç bir şeyi eksiltmeden tam olarak verir. Çünkü rızıklar niyetlere değil, amellere bağlıdır.
Bu ayet dünyadaki çalışmanın meyvesinin emeğe ve Allah’ın takdirine bağlı olduğuna delâlet etmektedir. Ahiretin mükâfatı ise Allah’ın iradesi, lütfü ve ihsanı ile sınırlıdır.
İşte dünyadan başka kederleri olmayan bu kimselerin yaptıklarına karşılık olarak cehennem ateşinden başka bir nasipleri yoktur. Çünkü bunlar güzel amellerinin karşılığını dünyada tam olarak almışlardır. Ahirette ise onlara sadece kötü amelin günahı kalmıştır. Amellerinin tesiri daha dünyada iken dağılmış, ahirette ise amellerinin karşılığı boş çıkmıştır. Çünkü onlar Allah’ın rızasını istemediler. Halbuki ahiretteki sevapta ana esas ihdastır yani yapılan amelin Allah rızası için yapılmasıdır.
Bu ayetin benzeri şu ayetlerdir: “Kim geçici dünya hayatını isterse bunu istediğimize dilediğimiz kadar veririz. Sonra da ona cehennemi hazırlarız. Oraya perişan bir halde Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. Kim de ahire-ti diler ve mümin olarak onun için gereken çalışmayı yaparsa, işte onların amelleri Allah katında makbuldür.” (İsra, 17/18-19).
“Kim ahiret menfaatini isterse, onun mükâfatını artırırız. Kim de dünya menfaatini isterse ona dünyada istediğinin bir kısmını veririz. Ahirette ise, hiçbir nasibi yoktur.” (Şûra, 42/20).
Bu manayı Buharî ve Müslim’in Sabitlerinde Hz. Ömer (r.a.)’den rivayet edilen bir hadis-i şerif teyit etmektedir: “Ameller niyetlere göredir. Herkes niyet ettiğinin karşılığını bulur. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise O’nun hicreti Allah ve Rasulünedir. Kimin hicreti dünya için veya nikahlayacağı bir kadını için o hicret ettiği şeye kavuşur.”
Katade diyor ki: Kimin endişesi, niyeti ve arzusu dünya ise Allah ona dünyada güzellikle mükâfat verir. Sonra ahirete götürür. Orada ona verilecek hiçbir karşılık kalmaz. Mümin ise dünyada güzellikle mükâfat alır, ahirette ise güzel amellerinin sevabına nail olur. Yani amelinin karşılığı olarak mümine iki sevap verilir: Dünya sevabı ve ahiret sevabı. Kâfirin ise bir sevabı vardır, o da sadece dünyadadır. [1][7]
Kim Ahireti İsterse…
17- Hiç Rabbinden (Kur’an gibi) bir delili olan, üstelik doğruluğuna Allah tarafından (Cebrail gibi) şahidi bulunan ve daha önce Allah’ın Musa’ya, insanlar için bir rehber ve rahmet olarak indirdiği, Tevrat tarafından doğrulanan kimse ile bunlara sahip olmayan bir olur mu? İşte onlar Kur’an’a iman eden kimselerdir. Cemaatlerden kim bunu inkâr ederse ona vaad edilen ateştir. Ey Peygamber! Kur’an üzerinde bir şüphen olmasın. O Rabbinden gelen bir haktır. Fakat insanların çoğu (yine de) iman etmezler.
Açıklaması
Hiç Allah tarafından hakka ve doğruya ileten bir nur ve basiret üzerinde olan, üstelik doğruluğuna bir delil bulunduğu, İncil veya Kur’an gibi Allah’ın kitabının şahit olarak teyit ettiği kimseler ve fitraten Allah’tan başka ilâh olmadığına iman edenler ile dünya hayatını ve ziynetlerini isteyenler bir olur mu?
Nitekim Cenab-ı Hak “Allah’ın gönlünü İslâm’a açtığı ve Rabbimden bir nur üzere olan kimse, kalbi mühürlü olan kimse gibi midir?” (Zümer, 39/22) buyurmaktadır.
“Başka şeylerden yüzünü çevirerek kendini tamamen dine ver. Allah insanları yaratılıştan, bu din üzerine kılmıştır.” (Rum, 30/30).
Yine Hz. Musa (a.s.) ümmetine dinde uyacakları bir rehber ve tabi olacakları bir önderdir. Allah’tan kendilerine rahmet olarak iki dünyanın hayrını birbirine bağlayıcı olarak Hz. Musa’ya indirilmiş olan Tevrat da O’nu teyit etmektedir. Kim Tevrat’a hakkıyla iman ederse bu iman onu Kur’an’a iman etmeye götürür. Böylece bu kitap kendisine iman edip onunla amel edene rahmet olur.
Tevrat ve İncil’in Kur’an’a tabi olmaları Kur’an’dan sonra gelmeleri demek değildir. Bilakis bu manaya delâlet etmeleri ve Peygamberimizi müjdelemeleri, Peygamberimizin bu iki kitapta tavsif edilmiş olması hususundadır: “Onlar ellerinde Tevrat ve İncil’de yazılı olarak onu bulurlar.” (A’raf, 7/157).
“İşte bu vasıflara sahip olanlar Kur’an’a iman ederler.” Yani Tevrat’taki Peygamberimiz (s.a.)’i müjdeleyen (tahrif edilmemiş) ayetlere iman edenler bu Kur’an’a yakinen ve tam anlamıyla bağlanarak iman ederler.
Kısacı: Fitraten, aklını kullanarak, Kur’an nuruyla ve Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer peygamberlere inen değişmez vahiy vasıtasıyla mümin olanlar hak ve doğru yol üzerindedirler. Mekkelilerden Kur’an’ı inkâr edenlere Yahudi, Hris-tiyan ve putperestlerden Rasulullah (s.a.)’a karşı grup oluşturanların yerleri cehennem ateşidir. Oraya gireceklerinden hiç şüphe yoktur. Onların varacağı yer mutlaka cehennem olacak ve böyleleri yalanlamalarına karşılık cehennemlik olacaklardır.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “İşte böylelerine ahirette cehennem ateşinden başka bir şey yoktur. Dünyada yaptıkları boşa çıkmıştır. Zaten bütün işledikleri de batıldır.” (Hûd, 16).
Ayetteki “ahzab (gruplar)” Mukatil’in ifadesine göre Ümeyyeoğullan, Mu-gire b. Abdillah el-Mahzuir ioğulları ve Talha b. Ubeydillah ailesidir. Said b. Cübeyr ise “Ahzab, bütün diğer din mensuplarıdır” demiştir. Mukatil’den, bunlar bütün diğer milletler (dinler)dir, şeklinde bir rivayet de nakledilmiştir.
Sahih-i Müslim’de Ebu Musa el-Eş’arî’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmaktadır: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, beni ümmet içerisinde (bu çağdaki) bir Yahudi veya Hristiyan duyar da bana iman etmezse cehenneme girer.”
Ey mükellef müslüman! Sakın Kur’an’ın herhangi bir emri üzerinde şüphe içinde olma. Çünkü Kur’an Allah tarafından gelen bir haktır. Onda hiçbir şek ve şüphe yoktur.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Elif, Lâm, Mim. Kendisine asla şüphe olmayan bu Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından-dır.” (Secde, 32/1-2).
“Kur’an üzerinde bir şüphen olmasın” ifadesindeki hitap Peygamber Efendimiz (s.a.)’edir. Kastedilen ise bütün mükelleflerdir.
“Fakat insanların çoğu…” bu Kur’an’a iman etmezler. Nitekim bir ayet-i kerimede “Sen ne kadar gönülden istesen de, insanların çoğu iman etmezler.” (Yusuf, 12/103) buyurulmaktdır.
Bunun sebebi de müşriklerin gururlu olmaları ve liderlerini körü körüne taklit etmeleri, ehl-i kitabın da peygamberlerinin dinlerini tahrif etmiş olmalarıdır. [2][8]