VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 36. VE 41. AYET-İ KERİMELER
Hz. Nuh (A.S.)’un, Kavminin Helak Olması Sebebiyle Kederlenmesinin Yasaklanması Ve Kendisine Gemi Yapmasının Emredilmesi
36- Nuh’a şöyle vahyedildi: Daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık kavminden hiç bir kimse iman etmeyecektir. Onların yaptıklarından dolayı sakın üzülme.
37- Gemiyi bizim gözlerimizin önünde vahyettiğimiz şekilde yap. Zalimler hakkında bana hitapta bulunma. Çünkü onlar (tufanda) boğulacaklardır.
38- (Nuh) gemiyi yapıyor, kavminin ileri gelenleri de yanından geçtikçe onunla alay ediyorlardı. (Nuh onlara) dedi ki: “Eğer siz bizimle alay ediyorsanız, biz de sizin bizimle alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”
39- “Rezil-rüsvay edici azabın kime geleceğini, kimin devamlı azaba uğrayacağını yakında bileceksiniz.”
40- Nihayet emrimiz gelip ve tandır (kaynaması gibi sular) kaynamaya başlayınca Nuh’a “Her hayvan türünden birer çift ile, daha önce (helakine) hükmettiğimiz kimseler hariç, aile halkını ve iman edenleri gemiye yükle” demiştik. Zaten onunla beraber ancak pek az kimse iman etmişti.
41- Nuh (kavminden iman edenlere) dedi ki: “Siz gemiye binin. Bu geminin yürümesi de durması da Allah’ın adıyla-dır. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”
Açıklaması
Allah Tealâ Hz. Nuh’a haber veriyor ki daha önce iman etmiş olanlardan başka artık kavminden hiçbir kimse senin davetine iman etmeyecektir. O halde onlara üzülme, onların durumu seni endişelendirmesin.
Hz. Nuh (a.s.) da onlara “Ya Rabbi! Kâfirlerden yeryüzünde dolaşan tek kişi bırakma.” (Nuh, 71/26) diye beddua etti.
Tufandan kurtuluş vesilesi olan gemiyi gözlerimizin önünde yani bizim gözetimimiz, korumamız altında, yanlışlık yapmaman için sana nasıl yapılacağını vahyimizle, yani öğrettiğimiz şekilde yap.
“Vahyimizle” ifadesi sana yapacağın şeyi öğretmemiz ile manasındadır. Ayette “gözlerimizle” kelimesinde çoğul kullanılması çokluğu değil azameti ifade etmektedir.
Kur’an-ı Kerim “gözler” kelimesini “mükemmel bir itina ve tam manasıyla gözetim” anlamında kullanmıştır. Meselâ Cenab-ı Hakkın Hz. Musa (a.s.)’ya “Gözümüzün önünde (korumam altında) yetişmen için” (Tâ-Hâ, 20/39) şeklindeki sözü ve Peygamberimiz (s.a.)’e hitabı “Sen Rabbinin hükmüne sabret. Şüphesiz sen gözlerimizin önündesin (himayemiz altındasın).” (Tur, 52/48) ayetlerinde olduğu gibi Ya Nuh! Kavminin durumunu düzeltmek için ve şefaat etmen sebebiyle onlardan azabın kalkması hakkında bana yalvarma, bana bu konuda dua etme. Onlara azap vacip olmuştur. Onların tufanda boğulacağı hükmü tamamlanmıştır. Senden istenen şey onlara karşı acıma ve şefkat hissi duyma-mandır.
Hz. Nuh (a.s.) gemiyi yapmaya başladı. Kavminin ileri gelenlerinden bir grup ona her uğradıklarında onunla ve gemi yapmasıyla alay ediyorlar ve onlan tehdit ettiği boğulma konusunu yalanlıyorlardı.
Hz. Nuh (a.s.) şiddetli bir korkutma ve kuvvetli bir tehdit ifadesiyle onlara şöyle dedi: Siz bizimle size göre hiçbir şey ifade etmeyen gemi yapma hususunda alay ediyorsunuz. Biz de sizin şu anda bizimle alay ettiğiniz gibi gelecekte suda boğulurken sizinle alay edeceğiz. Dünyada suda boğulma, ahirette cehennemde yanma olayı meydana geldiği zaman sizin alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.
Dünyada rezil, rüsvay edici azabın kime geleceğini ahirette de ebedî, kalıcı azaba kimin uğrayacağını -şu işimiz bittikten sonra- yakında öğreneceksiniz.
Nihayet sağanak halinde yağan yağmurlarla helak etme emrimiz gelip tandırdan su fışkırmaya başladı ve tencerenin kaynayıp fokurdaması gibi su kaynayıp yükseldi.
Suyun tandırdan fışkırması Hz. Nuh (a.s.)’un bir mucizesi idi. İbni Ab-bas’tan gelen bir rivayete göre tandır, yeryüzü demektir; yani bütün yeryüzü fışkıran kaynaklar haline döndü. Hatta ateşin üstündeki tandırlardan sular fışkırmaya başlamıştı. Bu mana ayete verilen ilk manadır. Çünkü Araplar yeryüzüne tandır ismi vermektedir.
Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Biz de boşanan sularla gök kapılarını açı-verdik. Yeri de yarıp kaynaklar fışkırttık. Böylece takdir edilen bir iş için yerle göğün suları birleşiverdi. Biz de Nuh’u tahta ve çivilerden yapılmış bir gemiye bindirdik.” (Kamer, 54/11-13).
O zaman Nuh’a şöyle dedik: Hayvanların cinslerini korumak için her hayvan türünden birer çift gemiye yükle, müslüman olmayan hamının ile Yam veya Kenan ismindeki oğlun hariç kadın, erkek bütün aile fertlerini de gemiye yükle. Bu ikisi, cehennemlik olduklarına dair haklarında önceden hüküm verilmiş kimselerdi. Allah bu ikisinin küfrü tercih edeceklerini bildiği için bu hükmü vermişti, yoksa haşa bunlara küfür etmeyi takdir ederek bir mecburiyet altında bırakmamıştı.
Kavminden iman edenleri de yanına al. Zaten 950 sene kavmini imana davet etmesine ve davet müddetinin uzamasına rağmen kendisine pek az kişi iman etmişti. Bir rivayete göre sayıları kadın erkek altı veya sekiz kişi idi. Bunlarda Hz. Nuh (a.s.) ve hanımı ile üç çocuğu ve onların hanımları idi. İbni Abbas ise, “Hanımları dahil hepsi 80 kişi idiler” demiştir.
Cenab-ı Hak bu müminlerin zikre değmeyen azlıkları sebebiyle sayılarını açıklamaya gerek görmedi. Ayrıca gemiye yüklenen hayvan çeşitleri ve yükleme şeklini de beyan etmedi. Bu durumun yorumu beşere bırakılmıştır.
Allah Tealâ’nın bildirdiğine göre Hz. Nuh (a.s.) gemiye yüklediği kişilere şöyle demişti. Gemiye binin. Bu geminin su üstünde yürümesi Allah’ın adıyla olur. Durması da Allah’ın adıyla olur. Yani bu geminin yürümesi ve durması bizim kuvvetimizle değil, Allah’ın emri ve kudretiyle olur, şüphesiz benim Rab-bim kullarının günahlarını çok bağışlayıcı ve onlara çok merhamet edendir. Onun günahları bağışlaması ve size rahmet etmesi olmasaydı sizi boğulmaktan kurtarmazdı. “Benim Rabbim çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” ifadesiyle gemide bulunanlara hitap edilmektedir.
Taberanî’nin Hüseyn b. Ali (r.a.)’den rivayet ettiğine göre Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Gemiye bindiklerinde (Bismillahil-Melikir-Rahma-nir-Rahıym. Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ. İnne Rabbî le-gafûru’r-rahiym) demeleri ümmetimin boğulmasına karşı bir emniyettir.”
Taberanî’nin İbni Abbas’tan ettiği diğer bir rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.) “Gemiye bindiklerinde “Bismillahil – Melikir – rahman. Ve ma kaderulla-he hakka kadrihî… Bismillahi mecrâhâ ve mürsâhâ. İnne Rabbî Le-Gafûrur-Rahiym” demeleri ümmetimin boğulmasına karşı bir emniyettir” buyurmuştur.
Kâfirlerin toptan boğulmaları suretiyle intikam alınması zikredildikten sonra mağfiret ve rahmetin zikredilmesi Kur’an’ın zıtları ve birbirine karşı ifadeleri bir arada toplama üslûbudur.
Yine “Şüphesiz Rabbin, azabı çok süratli olandır ve O çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” (A’raf, 7/167).
“Şüphesiz Rabbin, zulmetmelerine rağmen tevbe eden insanlara karşı mağfiret sahibidir (bağışlayıcıdır). Aynı zamanda Rabbin cezası çok şiddetli olandır. ” (Ra’d, 13/6) ve benzeri ayetlerde “rahmet” ile “intikam” bir arada zikredilmiştir.
Burada helak etme ve ezici gücünü ortaya koyma anında mağfiret ve rahmet ayetinin zikredilmesi Allah’ın tufanda boğulmaktan kurtardığı kullarına yaptığı lütfü beyan etmek içindir. Kullar her durumda Allah’ın yardımı, lütfü ve ihsanına muhtaçtırlar. İnsan normal olarak bir takım kusur ve hatalardan uzak kalamaz. Zira kulların belâlardan kurtulmaları -zannettikleri gibi- bilgilerinin fazlalığı ile değil, onların şüphelerini gidermek için sadece Allah’ın lüt-fuyladır. [1][13]