TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KASAS SURESİ 11. VE 15. AYET-İ KERİMELER
11- Annesi, Musa’nın kızkardcşinc: “Onu takibet” dedi. O da Musa’yı uzaktan gözetledi. Firavun ve adamlarından kimse işin farkında değildi, [1][12]
12- Biz, annesi gelmeden, Musa’nın başkalarını emmesine engel olmuştuk. Bunun üzerine Musa’nın kızkardeşi: “Sizin için ona bakıp yetiştirecek ve şefkatli davranacak bir aile göstereyim mi size?” dedi. [2][13]
13- Böylece biz, Musa’yı, annesine geri verdik. Sevinsin, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
Musa’nın annesi, Musa’yı nehire attıktan sonra Musa’nın kızkardeşine: “Sen uzaktan onu takibet.” dedi. Firavunun kavmi ise, bunun, Musanın kızkar-<leşi olduğunu anlamamışlardı. Zira kızkardeşi Musaya bakarken, onun, kendi kardeşi olduğunu kimseye hissettirmiyor sanki onabakmıyormuş gibi davranıyordu.
Biz, Musanın, annesi tarafından emzirilmesinden önce diğer süt annelerini emmesine engel olduk. Bunun üzerine kızkardeşi, Firavun ve adamlarına: “Ben size, ona bakmayı üstlenecek ve ona Öğüt verecek bir aileyi göstereyim mi?” dedi. Böylece biz Musayı, nehirde bulunduktan sonra tekrar annesine kavuşturduk ki annesi oğlunu sağ salim bulduğu için sevinsin. Ondan ayrı kalarak üzülmesin ve Allahin daha Önce kendisine: “Korkma, üzülme, şüphesiz ki biz onu sana iade edeceğiz ve onu Peygamberlerden kılacağız.” vaadinin hak olduğunu bilmiş olsun. Fakat müşriklerin çoğu Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilmez ve onu tasdik etmezler.
Hz. Musa, nehirden çıkarıldıktan sonra onu emzirmeleri için birçok süt annesi getirilmiş fakat Hz. Musa bunlardan hiçbirini emmemiştir. Bunun üzerine, kendisini takibeden kızkardeşi, onu emzirecek bir kadının bulunduğunu ve o kadının Musaya iyi davranacağını söylemiştir.
Bunu duyan Firavunun adanılan kızı yakalayarak: “Sen bu çocuğun kime ait olduğunu biliyorsun, bunun ailesi kimdir?” diye somıuşlar. Kız da cevaben şöyle demiştir”Ben, bunu emzirecek ve bakacak ailenin, Krala karşı samimi olduğunu ve saraya gelmekle sevineceğini söylemek istemiştim.” demiş böylece Firavunun adamları onu bırakmışlardır. [3][14]
14- Musa, güçlü çağına erip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyiliklerde blunanlari böyle mükâfatlandırırız.
Âyet-i kerimede, Hz. Musaya ilim ve hikmet verilmesinin “Güçlü çağına erişip olgunlaşmasından sonra.” gerçekleştiği zikredilmektedir.
Mücahid, Katade ve İbn-i Abbas’a göre, güçlülük çağına ermek, otuz üç yaşında gerçekleşir. Olgunluk çağına ermek ise kırk yaşında tahakkuk eder. İbn-i Zeyd de bu görüştedir.
Âyet-i kerimede, Hz. Musaya ilim ve hiket verildiği zikredümektedir.Bu-rada geçen “hikmet”ten maksat, dini hükümlerin inceliklerini bilmek ve onlarla amel etmektir.
İbn-i îshak “hikmet” kelimesini, kendi dininin ve atalarının dinlerinin inceliklerini bilmek” şeklinde izah etmiş “ilim” kelimesini ise, “Kendi dininin hükümlerini bilmek.” şeklinde izah etmiştir. [4][15]
15- Musa, halkının bir gaflet anında şehre girdi. Orada, biri kendi taraftarlarından, diğeri düşmanlarından olan iki adamın düğüştüğünü gördü Kendi taraftarlarından olan adam, düşmanlarından olan adama karşı, Musadan yardım istedi. Bunun üzerine Musa adama bir yumruk vurup öldürdü. “Bu yaptığım şeytanın işidir. O, gerçekten insanı saptıran apaçık bir düşmandır.” dedi.
Musa, halkının bir gaflet anında şehre girdi.” ifadesinde geçen şehirin, Firavunun yaşamış olduğu, Kahire’den iki fersah uzaklıktaki bir yer olduğu rivayet edilmektedir. Dehhak, buranın “Ayn-ı Şems” mevkii olduğunu söylemiş Taberi ise burasını “Münuf’ adındaki şehir olduğunu zikretmiştir.
Şehir halkının gaflette oldukları an, bazı müfessirlere göre tam öğlen sıcağının bastığı an, bazılarına göre de akşam ile yatsı namazı arasıdır.
Süddî diyor ki: “Hz. Musa büyüyünce Firavunun bindiği bineklere biniyor ve onun giydiği gibi elbiseler giyiyordu. Musa’ya da “Firavunun oğlu Musa” deniyordu. Birgün Firavun, Musa’nın bulunmadığı bir zamanda bineğine binip ikametgâhına gitti. Musa gelince Firavunun gittiğini öğrendi. O da arkasından Firavunu takibederek bioeğe binip yola koyuldu ve tam Öğlen sıcağında “Münuf’a vardı.
İbn-i İshak ise şöyle diyor: “Musa, güç ve kuvvetine erip olgunluk çağına varınca Allah ona ilim ve hikmet vedi. Musa’nın, İsrailoğullanndan taraftarları vardı. Onun çevresinde toplanıp kendisini dinliyor ve söylediklerini tutuyorlardı. Musa hakikatlan anlayınca Firavun ve kavminin aleyhinde konuşmaya başladı. Onun bu konuşmaları Firavuna haber verildi. Bunun üzerine FİFavun ve taraftarları Musa’yı tehdit ettiler. Musa onlardan korktu. Artık Firavunun ikametgahına korkarak gidiyordu.
Yine birgün Musa, şehir halkının gafil olduğu bir anda, Firavunun ikamet ettiği şehre girdi ve orada, âyette zikredilen hadise meydana geldi.
İbn-i Zeytie diyor ki: “Hz. Musa küçükken Firavuna sopasiyla vurmuş o da Musa’nın bir daha ikametgahına sokulmamasını emretmiştir. Fakat Musa büyüyünce bu durum unutulmuş ve tekrar, Firavunun kaldığı yere girmesine izin verilmiştir.
İşte halkının gafil olduğu, yani, Musa’nın, sopasıyla firavuna vuduğunun unutulduğu bir sırada Musa, Firavunun oturduğu şehre girmiş ve orada, biri İsrailoğullanndan kendi taraftan diğeri ise Kıptîİerden olan Firavunun taraftan olan iki kişinin döğüştüğünü görmüştür.
İsrailoğullanndan olan kişi Musa’dan yardım istemiş, Musa da Firavunun taraftan olan Kıptî’ye bir yumruk vurmuş ve onu öldürmüştür.
Sonra Musa kendi kendine şöyle demiştir: “Bu adamı Öldürmem, şeytanın beni gazaplandırmasındandır. Şüphesiz ki şeytan, Âdemoğullan için bir düşmandır, onları doğru yoldan saptırandır. Zira şeytan, kötü amelleri güzel gösterir, güzel amelleri de, kötü gösterir. [5][16]