sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA RA’D SURESİ 1. VE 4. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA RA’D SURESİ 1. VE 4. AYET-İ KERİMELER
Nisan 30, 2026 09:57
7
A+
A-

RA’D SURESİ

 

Kur’an Haktır

 

 1- Elif, Lâm, Mim, Râ. Bu ayetler Ki teb’ın ayetleridir- Sana Rabbinden indi- rilen Kitab haktır. Fakat insanların ço iman etmezler-

 

Açıklaması

 

“Bu surenin ayetleri, mükemmel olan Kur’an’ın ayetleridir.” Veya bu kadri ve sânı yüce ayetler Kur’an-ı Kerim’in ayetleridir

“Ey Muhammedi Sana Rabbinden indirilen Kur’an’ın tamamı hak olup, asla şüphe götürmez”. Bu mana, ayetlerin, sure demek olması şeklindeki birin­ci tefsire göredir. Tafsîlî manadan sonra icmâlî veya husûsî manadan sonra ge­nel mana zikredilmiştir. Allah Tealâ, bu surenin mükemmel ve yüce bir sure ol­duğunu te’yid ettikten sonra bu hükmü Kur’an’ın tamamına şâmil kılmıştır.

“Fakat insanların çoğu Rabbinden sana indirilenleri tasdik etmez ve Kur’an’daki kanun ve hükümlerin eşsizliğini, her asır ve zamana uygun masla­hatların gözetilmesini takdir edemezler”. Bu ayet, Yusuf süresindeki şu ayete benzer: “Sen ne kadar yürekten istersen iste bu açıklamaya, açıklık ve berraklı­ğa rağmen insanların çoğu düşmanlıkları, nifak ve inatları sebebiyle iman et-mezZer “(Yusuf, 12/103).

Bugün beşeriyetin içinde bulunduğu duruma bakıldığında dünyadaki nü­fusun çoğunluğunun Kur’an-ı Kerim’e iman etmedikleri, müslümanların ise di­ğerlerine nisbetle 1/5 oranında oldukları görülmektedir. Bu da, Mekkeliler gibi geçmişte, tarih boyunca, bugün ve gelecekteki insanların çoğunun durumunu bildiren Kur’an-ı Kerim’in mucizesidir[1][1]

 

Allah’ın Kudretinin Göklerde Ve Yerdeki Bazı Belirtileri

 

2- Gökleri, gördüğünüz gibi direksiz ya­ratan sonra Arş’a istiva eden, herbiri belli bir süreye kadar hareket edecek olan güneş ve ayı buyruğu altına alan, işleri yürüten, delilleri uzun uzun açık­layan Allah’tır. Ola ki Rabbinizin dirilt­meye kadir olduğunu kesin olarak bilir­siniz

3- Yeri düzleyen, orada sabit dağlar, ne­hirler var eden, her türlü meyveden çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürü-yen de O’dur. Doğrusu bunlarda düşü­nen kimseler için nice deliller vardır.

4- Yeryüzünde hepsi de aynı su ile SUİa-nan birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şe­kil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmı-şızdır. Düşünen kimseler için bunda ib­retler vardır.

 

Açıklaması

 

Allah Tealâ, bu ayetlerde mükemmel kudreti ve muazzam kuvvetinden

haber vermektedir. Gökleri direksiz yaratan O’dur. Bu direkleri gözle göreme­yiz. Aslında göğün direkleri de yoktur. “Gördüğünüz gibi” kavli, göklerin direk­siz olduğunu pekiştirmektedir. Zira maksat, Allah Tealâ’nın varlığını gösteren bir delil olmazdı. Gökler, Allah Tealâ’nın kudreti ve muhafazası ile direksiz ola­rak durmakta ve uzayda O’nun sayesinde varolabilmektedir. Hatta, yıldızlar arasında çekim kanunu dengesinin olduğu söylense de bunu da yaratan, Allah Tealâ’dır.

Sonra Allah Tealâ, sânına yakışır bir şekilde Arşının üzerine istiva etmiş­tir. Arş, yaratılmış bir nesnedir. Biz ona Kur’an’ın haber verdiği gibi iman ede­riz. O, göklerden ve yerden daha muazzamdır. Hadiste şöyle buyurulur: “İçin­dekiler ve arasındakilerle beraber yedi kat gök, Kürsî’ye nisbetle çöle atılmış bir halka gibidir. Kürsî ise, Yüce Arş’a nisbetle çöldeki bir halka gibidir.” Diğer bir rivayet de şöyledir: “Arş’ın büyüklüğünü sadece Allah Tealâ takdir eder”.

Allah Tealâ, güneş ve ayı zelîl ve emre âmâde kılmıştır. Her ikisi de yörün­gelerinde seyretmek, ışık vermek, ortaya çıkmak ve gizlenmek gibi mahlûkâta fayda verecek hususlarda kendilerinden istenilenleri yaparlar. Diğer ayetlerde güneşin kendi ekseni etrafında döndüğü, ayın yeryüzü çevresinde hareket hâ­linde olduğu bildirilmiştir. Allah Tealâ şöyle buyurur: “Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir.” Bu, güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya eriş­mek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.” (Yasin, 36/38-40).

Güneş ve ay, diğer hareket halindeki yıldızların hepsi belirli bir zamana kadar yörüngelerinde yürüyüp giderler. Belirli olan bu zaman, dünyanın son bulup, kıyametin kopması ya da dönmenin tamamlandığı sınırlı olan müddet­tir. Güneş dönmesini bir yılda, ay ise bir ayda tamamlar.

Allah Tealâ, kâinatın işlerini yürütür, irâdesine uygun ve hikmeti gere­ğince tasarrufta bulunur. Öldürür diriltir, şerefli kılar zelîî eder, zenginleştirir, fakir yapar, neticeler için sebepleri hazırlar ve saniye şaşmaz, sabit, hata etme­yip değişmeyen bir kanun içinde yörüngeleri seyre uygun kılar.

Kendi varlığını, birliğini, kudretini, hikmetini, ilmini ve rahmetini göste­ren delilleri açıklar.

O, kendisinden başka ilâh olmadığını ve dilediği zaman, ilk sefer yoktan var ettiği gibi mahlûkâtı yeniden diriltmeye muktedir olduğunu gösteren delil ve burhanları açıklar. Umulur ki siz, Allah’ın yeniden diriltmeye, mahlûkâtı eski haline getirmeye, onları hesaba çekip, yaptıklarının karşılıklarını vermeye ve ölüleri karada olsun, denizde olsun hatta bir hayvanın karnında dahi olsa ölü olarak bulundukları yerlerden çıkartıp diriltmeye kadir olduğunu kesin olarak bilir, bu gerçeği kabul edersiniz. Veya şüphe götürmeyen kesin bir bil­giyle öğrenmeniz için Allah, bütün bunları açıklar.

Gökleri, yeri bunların arasındaki ve içindeki her şeyi yaratmaya muktedir olan, kâinatın nizamını, hayatı ve mahlûkâtın işlerini fevkalâde bir dikkatle idare eden bir zâtın mahlûkâtı yeniden diriltmesinin, ruhları bedenlere geri döndürmesinin, dünyada yaptıklarına karşılık bu ruhların sahiplerini hesaba çekmesinin uzak bir ihtimal olması, ya da bu zâtın bütün bunlardan âciz olma­sı mümkün değildir.

İşte bütün bunlar Allah Tealâ’nın birliğini ve kudretinin mükemmelliğini gösteren göklerle ilgili delillerdir. Hemen peşinden yeryüzündeki delil ve alâ­metler zikredilmiştir: İnsan ve hayvanların yeryüzünde kolaylıkla bir yerden diğer bir yere gidebilmeleri, nebat ve madenlerinden yararlanabilmeleri için yeryüzünü geniş, yaşamaya elverişli, engin ve uçsuz bucaksız kılan Allah Tealâ’dır. Allah Tealâ şöyle buyurur: “Biz yeryüzünü bir beşik kılmadık mı?” (Nebe, 78/6). Bazı bölgelerinde yaşanması için yeryüzünün yayılması, onun kü­re şeklinde olmadığı veya genel hacmi itibarıyla yassı olduğu manasına gel­mez. Zira Kur’an-ı Kerim, diğer ayetlerde yeryüzünün küre şeklinde olduğuna işaret etmiştir. “Geceyi gündüze dolar, gündüzü geceye dolar” (Zümer, 39/5). Tekvîr; yuvarlak olan cismi dolamak, sarıp sarmalamak demektir. Bize göre yeryüzü üzerinde yaşanabilmesi için yayılmış, düz kılınmıştır.

Allah yeryüzünü yüksek yüksek sabit dağlarla sağlamlaştırmış, ondaki renkleri, şekilleri, tat ve kokuları farklı meyvaları sulamak için orada nehirler, ırmaklar ve pınarlar yaratmıştır.

Yine yeryüzünde bütün meyvelerden erkek ve dişi olarak iki çift yaratmış­tır. Ağaç ve ekinler, erkek ve dişi olmadan meyva veya dâne vermezler. Ayrıca Allah, her meyveden iki çeşit yaratmıştır. Meyveler, tatlı ve ekşi olarak tat ba­kımından, siyah ve beyaz gibi renk bakımından ya da büyük ve narin gibi tabi­at bakımından iki cins yaratılmıştır.

Bu ayete benzeyen başka bir ayet de şudur: “Biz yeryüzünü bir beşik, dağ­ları da onun için birer direk kılmadık mı? Sizi çift çift yarattık” (Nebe, 78/6-8).

Allah, gündüzün aydınlığını gecenin karanhğıyla bürür ve gecenin karan­lığını da gündüzün aydınlığıyla uzaklaştırır. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Uykunuzu dinlenme vakti kıldık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü geçimi sağ­lama vakti kıldık”(Nehe, 78/9-11).

“Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydın­lık olarak yarattığımızı görmediler mi?” (Nemi, 27/86). “Geceleyin uyumanız, gündüz de lütfundan rızık aramanız O’nun varlığının belgelerindendir” (Rum, 30/23).

Allah Tealâ, ayetin sonunda gök ve yerdeki bu delilleri düşünmenin gerek­li olduğuna dikkati çekerek şöyle buyurmuştur: “Doğrusu Allah’ın yarattıkla­rında, acâib şekilde yaratmasında, nimetlerinde ve hikmetinde, bunları düşü­nen, onların büyüklüğünden ibret alan, böylece onlarla Allah Tealâ’nın varlığı­na, kudretine, ilminin mükemmelliğine ve iradesine delil getirerek kâinatta O’nun benzerinin bulunmadığını anlayanlar için deliller ve burhanlar vardır. Bütün bunlar, sadece O’na ibadet etmeyi kuvvetine boyun eğmeyi ve emirlerine sarılmayı gerekli kılar.

Allah’ın kudretini gösteren, yerdeki delillerden biri de birbirlerine bitişik olmalarına rağmen, toprak parçalarının tabiat ve mahiyetlerinin farklılık gös­termesidir. Allah Tealâ şöyle buyurur: Yeryüzünde birbirine komşu olan, birbi­rinin yakınında bulunan toprak parçaları vardır. Birbirine komşu olmalarına rağmen bunların özellikleri değişik ve farklıdır. Bazıları insanların yararlan­dıkları mahsulün yetiştiği verimli toprak, bazıları hiçbir şeyin yetişmediği gü­zel görünümlü fakat çorak topraktır. Bir kısmı ağaç dikmeye değil, ziraate uy­gun, diğer bir kısmı bunun aksidir. Bazıları yumuşak bazıları sert topraklıdır. Yine bir kısmının renkleri farklı, kimisi kırmızı, kimisi sarı, kimisi beyaz, ki­misi siyahtır. Bir kısmı taşlı, bir kısmı kumlu, bazısı kalın, bazısı ince topraklı­dır. Hepsi de komşu olmalarına rağmen sahip oldukları özellikler değişiktir. Bütün bunlar, kendinden başka ilâh ve Rab olmayan yüce yaratıcının varlığına delâlet etmektedir

Yine yeryüzünde üzüm bağları, insan ve hayvanların gıda ihtiyacını karşı­lamak için çeşitli hububat gibi nitelikleri farklı ekinler, çok ve tek köklü hurma ağaçlan vardır. Ayette geçen sinvan, çok köklü veya nar, incir ve bazı hurma ağaçları gibi bir kökte toplanmış hurma gödeleri ve diğer ağaçlar gibi bir kök veya gövde üzerindekiler demektir.

Tirmizî’nin rivayet ettiği sahih bir hadiste Rasulullah (s.a.), Hz. Ömer (r.a.)’e şöyle demiştir: “Amcanın, babanın öz kardeşi olduğunun farkında değil misin?”

Berâ (r.a.) da şöyle der: “Sinvan” Bir kökte bulunan hurma ağaçları ve “Gayrı Sınvan”, çok köklü hurma ağaçlan, demektir.

Toprak parçalan birbirinden farklı, bitkilerin cinsleri muhteliftir. Dikkati çeken şudur ki bu mahsûlün yetiştiği toprak bir olup aynı suyla sulanırlar. Bu­na rağmen lezzetler farklı, tatlar birbirinden üstündür.

Düşünen ve tefekkür eden kimseler için aynı toprakta yetişip aynı suyla sulanmalanna rağmen elde edilen mahsûlün bu kadar çeşitli olmasında Allah Tealâ’nın varlığını ve birliğini gösteren göz kamaştıncı deliller vardır. Şekli, rengi, tadı, kokusuyla, tatlı, ekşi ve acı olmasıyla meyva ve ekinlerde bu kadar değişik cins vardır. Yine hepsi de aynı su ve topraktan beslenmelerine rağmen renkleriyle, kokulanyla, yapraklannın ve çiçeklerinin şaheserliğiyle çiçeklerde pek çok çeşit vardır. Bütün bu zikredilenlerde anlayanlar için deliller ve yapan, yüce olan ve herşeye gücü yeten yaratıcının var olduğunu gösteren büyük işa­retler vardır. Yoktan var etmeye, ilk defa yaratmaya muktedir olan zât elbette öldükten »onra diriltmeye ve ikinci defa meydana getirmeye kadirdir, hatta bu Onun için daha da kolaydır.

Bu üç ayet de, “Ola ki Rabbinizin ölüleri diriltmeye kadir olduğunu kesin olarak bilirsiniz”, “Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır” ve “Düşünen kimseler için ibretler vardır” şeklinde sona ermiştir. Bu da göster­mektedir ki Yaratanın var olduğuna ve birliğine hür iradeyle kanaat getirebil­mek için düşünmek, akledip tefekkür etmek zorunludur. Zira bu şekilde aklı kullanmak hem İslâm’ın hedefi hem Kur’an’ın emri hem de dinin aslıdır. [2][2]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.