sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA RA’D SURESİ 16. VE 19. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA RA’D SURESİ 16. VE 19. AYET-İ KERİMELER
Mayıs 4, 2026 09:57
10
A+
A-

Allah’ın Bir Olması Ve Allah’ın Birliği Karşısında Mümin Ve Müşrik Örneği

 

16- De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?”, “AUah’tır” de. “Onu bırakıp kendilerine bir fayda ve zararı oımayan dostlar mı edindiniz?’ de. Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir? de. Yoksa Allah’a, Allah’ın yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler?  De ki: .Her şeyi yaratan AUah’tır. O, her şeye üstün gelen tek ilâhtır.”

 

Açıklaması

 

Ey Peygamber! Müşriklere de ki: ‘Gökleri ve yeri yaratan kimdir?’. Sonra onlara kesinlikle belli olan cevabı ver. Zaten onlar, bu cevabı ikrar da etmişler­dir. Çünkü Allah’ın tek yaratan olduğunu itiraf ediyorlardı. Allah Tealâ, şöyle buyurmuştur: “And olsun ki onlara ‘Gökleri ve yeri yaratan kimdir?’ diye sor­san ‘Allah’tır’ derler.” (Lokman, 31/25). O halde onlara de ki: Allah, o ikisini yaratan, onların Rabbi ve işlerini idare edendir.

Zemahşerî şöyle der: “Allah’tır de” kavli, kâfirlerin itirafını anlatmakta ve Allah’ı zihinlerine nakşetmektedir. Çünkü eğer Rasulullah (s.a.) onlara sadece ‘Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?’ deseydi onların ‘Allah’ demelerine gerek kal­mazdı.”

Onlar, bu hususu iyice kavradıktan sonra yine de ki: “Niçin Allah’ı bıraka­rak mâbudlar edindiniz.” Üstelik onlar cansızdırlar. Eğer Allah’ın varlığını ik­rar ediyorsanız size ne oluyor da Allah’tan başka aciz yardımcılar ve ibadet et­tiğiniz dostlar edindiniz. Hem de onlar kendilerine ne fayda sağlayabilirler ne de zararı uzaklaştırabilirler.

Eğer bu ilâhlar, kendileri için fayda sağlayamayıp, zararı uzaklaştırama-yanlarsa tatbiki kendilerine ibadet edenlere fayda ve zarar veremeyeceklerdir. Hiç Allah ile beraber bu ilâhlara ibadet edenlerle, sadece ortağı olmayan Al­lah’a ibadet edenler bir olur mu? Elbette ikinciler Rablerinden bir nur üzere­dirler. Bu sebepten Allah şöyle buyurmuştur: “Sapık inançlarını açıklayarak onlara de ki: ‘Hiçbir şey görmeyen kör ile hakkı idrak edip, gören kimse bir olur mu?” Veya karanlıkla aydınlık bir midir?” Hak yol tek olduğu, batıl ve in­kâr yolları çok çeşitli olduğu için “karanlıklar” çoğul olarak “aydınlık” ise tekil olarak getirilmiştir.

Bu kavilden maksat şudur: “Bir kimsenin, kâfir ile müminin, küfür ile imanın eşit olduğunu söylemesi mümkün değildir. Zira kâfir, kör bir kimseye; inkâr, karanlıklara benzerken mümin, gören; iman ise aydınlık gibidir.”

Onlar Allah’a ortaklar buldular. Yani, o müşrikler Allah ile beraber Rabbe benzeyen ve yaratma hususunda O’nun gibi olan ilahlar buldular. İşte o anda onlara göre ortakların yaratmasıyla Allah’ın yaratması birbirine benzeyip ka­rıştı. Onlar, Allah’a, O’nun yarattığı gibi yarattıklarını iddia ettikleri ortaklar koşunca bu işin içinden çıkamayıp, hiçbir şey yaratamayıp kendilerinin yara­tılmış olmasına rağmen bu ortaklara ibadet etmeye başladılar. Onlar nasıl olur da ibadet ederken Allah’a ortak koşarlar. Hiç yaratan, yaratmayana benzer mi! Bu, şu ayetin manasına benzer:” “Sizlerin Allah’ı bırakıp taptıklarınız bir ara­ya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır.” (Hacc, 22/73).

Ayetten maksat şudur: Vaziyet göründüğü gibi değildir. Zira Allah Tealâ’ya hiçbir şey benzetilemez ve hiçbir şey O’na benzemez. O’nun ne benzeri ne yardımcısı ne çocuğu ve ne de eşi vardır. O müşrikler, ilahların Allah tara­fından yaratıldıklarını ve kendilerinin de Allah’ın kulu olduklarını itiraf ettik­leri halde yine de o ilâhlara taparlar. Onlar, bu durumu telbiyelerinde de ifade etmişlerdir: ‘Lebbeyk, senin hiç ortağın yoktur. Ancak bir “ortağın vardır ki, o senindir. Sen, hem onun hem de onun sahip olduğu şeylerin sahibisin1. Allah Tealâ da onların durumunu şöylece haber vermiştir: ” Onlara, bizi Allah’a yak­laştırsınlar diye kulluk ediyoruz ‘”(Zümer, 39/3).Bu kavildeki soru, onların bu davranışlarına hayreti, onu inkârı ve onlarla dalga geçmeyi ifade etmektedir.

Allah Tealâ, onların sapık inançlarını inceden inceye hesaba çekip, Allah ile beraber, aczi ve kuvvetsizliği sebebiyle O’ndan başka ilâh edinmek için bu­nu mümkün kılacak bir sebebin bulunmadığını açıkladıktan sonra şu kesin ne­ticeyi ifade etmiştir: “Yâ Muhammed! Hakkın ne olduğunu açıklayarak onlara de ki: Her şeyi yaratan Allah’tır.” Hem sizi, hem putlarınızı ve hem de bütün mahlûkâtı yaratmıştır. Eğer doğru bir şekilde düşünürseniz Allah’ın tek yara­tan ve tek yoktan var eden, tek ilâh, ibadete tek lâyık ve her şeye üstün oldu­ğunu görürsünüz. Buna rağmen nasıl olur da fayda ve zarar vermeyen putlara taparsınız! [1][9]

 

Hak Ve Batıla Verilen Örnek Ve Bahtiyarlar İle Bedbahtların Sonu

 

17-  Allah, gökten su indirir, vadiler, onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan kö­püğü alır götürür. Süslenmek veya fay­dalanmak için ateşte erittiklerinin üze­rinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için böyle misal ve­rir. Köpük yok olup gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. Allah bu­nun gibi daha nice misaller verir.

18-  Rablerinin çağrısına gelenlere en güzel karşılık vardır. O’nun çağrısına uymayanlar ise yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa (kur­tulmak için) fidye verirlerdi. İşte hesap­ları kötü olanlar bunlardır. Varacakları yer cehennemdir; ne kötü konaktır!

19- Ey Muhammedi Sana Rabbinden in­dirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, onu bilmeyen köre benzer mi? Ancak akıl sahipleri ibret alırlar.

 

Açıklaması

 

Birinci ayet, Kur’an veya iman demek olan hakkın sabit oluşuna, ebedîli­ğine ve yararlı oluşuna ve inkâr manasına gelen batılın azar azar çözülmesine ve yok olup gitmesine verilen iki misali ihtiva etmektedir. Allah Tealâ şöyle bu­yurmuştur:

“Gökten su indirir…” Yani Allah Tealâ, bulutlardan yağmur indirir. Her va­di ve nehir, büyüklük ve küçüklüğüne göre bu yağmurdan payını alır. Aynı za­manda burada, tamamen imanla kaplı ya da imanı derece derece zayıf kalplere işaret edilmiştir. Bu yağmurdan oluşan sel, üzerinde meydana gelen köpükleri ve çerçöpü beraberinde sürükler götürür. İşte hak ve batıla ya da iman ve inkâ­ra verilen ilk örnek budur.

Bundan sonra Allah Tealâ ikinci örneği zikretmiştir: “Ve madenlerden de…” Yine hak veya iman, altın, gümüş, demir ve bakır gibi faydalı madenlere benzer. Öyle ki bu madenler, ateşte eritilerek toprak ve pastan arındırılır ve süs eşyası, kap kaçak, silah ve diğer faydalı metal eşyalar yapılır. Bunların eri­meleri sırasında üzerlerinde pas ve kir oluşur. İşte bu da batıla örnektir.

“İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir…” Allah, böylece bahsi geçen­leri, hak ve batıl biraraya geldiğinde onlara misal olarak verir. Sabit ve faydalı olan hak, yine sabit ve faydalı suya, temiz ve saf madene benzer. Yok olup gi­den ve fayda vermeyen batıl ise selin etrafına fırlatıp attığı köpük, çerçöp ve eriyince madenden çıkan kir ve pas gibidir. Netice olarak hak karşısında batı­lın devam edebilme imkânı yoktur.

Bundan sonra Allah Tealâ, batılın yavaş yavaş çözüldüğünü ve kaybolup gittiğini zikrederek şöyle buyurmuştur: “Köpüğe gelince” “Suyun üzerinde olu­şan köpük ve çerçöp dağılıp, yok olarak selin etrafında kalır ve oraya buraya takılır. Rüzgâr da onları savurarak alıp götürür. Kendisinden yararlanılan su ve maden ise yeryüzünde kalıcıdır. Suyu içer ve ekinlerimizi sularız. Madenler­den de süs eşyası, kap kaçak, silah ve diğer eşyaları yaparak istifade ederiz. Allah Tealâ, demir hakkında şöyle buyurmuştur: “Pek sert olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri var ettik. ‘”(Hadid, 57/25).

“İşte Allah, örnekleri böyle vermektedir” Allah Tealâ, size bu misalleri açıkladığı gibi aynı şekilde iman ve inkâr, hak ve batıl gibi aslî inançların esasları arasındaki farkları izah etmek için daha nice apaçık misaller verir.

Netice olarak hakkın ve iman nurunun vücut bulduğu Kur’an-ı Kerim kalplere hayat veren iman; yer ölüyken onu dirilten suya ve insanlara pek çok yarar sağlayan saf ve temiz madenlere benzetmiştir. Küfür, şirk sapıklığı ve müşriklerin batıl itikatları ise; hiçbir yarar sağlamayıp çabucak yok olur “Fev-ran” dağılıp gider. Bütün bunlar, suyun ve selin yavaş yavaş çözülen ve rüzgâ­rın savurup götürdüğü köpük ve çerçöpüne ve madenlerin uzaklaştırılıp bir ta­rafa atılan kir ve pasına benzer.

Bu mükemmel misal, sadece insanın hayrı için verilmiştir. Öyle ki akıbeti­ni hazırlamak ve ahiret hayatında kendisini bekleyen mutluluk ve bedbahtlığı elde etmek, bu insanın elindedir. Kıyamet günü gelip çattığında, insanlar ve yaptıkları Rablerine arz olununca batıl hemen bir tarafa meyleder ve yok olur. Hak ehli ise haktan faydalanırlar.

Allah Tealâ, Bakara suresinin başında münafıklar için ateş ve sudan iki misal vermiş ve şöyle buyurmuştur: “Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş ya­kan kimseye benzerler ki…” (Bakara, 2/17). “Bir kısmı da karanlıklarda gök gürlemeleri ve şimşek arasında gökten boşanan sağanağa tutunup, yıldırımlar­dan ölmek korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkayan kimseye benzer”. (Ba­kara, 2/19).

Yine Allah Tealâ, Nur suresinde de kâfirler için iki misal vermiştir: “inkâr edenlerin işleri engin çöllerdeki serap gibidir.” (Nur, 24/39). Bilindiği gibi serap, aşın sıcakta olur. “Veya engin denizin karanlıklarına benzer.” (Nur, 24/40).

Hadislerde de benzeri misaller zikredilmiştir. Rasulullah (s.a.), sünnetin­den yararlananları, suyun düştüğü üç toprak parçasının durumuna benzetmiş­tir.

Buharı ve Müslim’de Ebû Musa el-Eş’arî (r.a.), Rasulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, ya­ğan yağmur gibidir. Bu yağmur, bazen öyle bir toprağa düşer ki, bir kısmı suyu içer ve çayır ile bol ot bitirir, bir kısmı da kurak olup suyu üstünde tutar. Allah, bu sudan insanları faydalandırır. Hem içerler, hem hayvanlarını sularlar, hem de ziraatte kullanırlar. Bir de yağmur, düz ve kaypak bir toprağa düşer ve bu toprak, ne üstünde su tutar, ne de ot bitirir. İşte bu, tıpkı Allah’ın dinini anla­yan, Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilimden faydalanan, öğrenen ve öğ­üten kimseyle, buna başını bile kaldırıp bakmayan ve Allah’ın benimle gönder­diği hidayeti kabul etmeyen kimse gibidir”.Bu, Allah Tealâ’nın münafıklar için verdiği misale benzeyen suyla ilgili bir darb-ı meseldir.

İmam Ahmed, Buharî ve Müslim, Ebû Hüreyre (r.a.)’den Rasulullah s.aj’m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Benim ve sizin durumunuz, çevre­sini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzer. Kelebekler ve şu birtakım hay-:anlar kendilerini ateşe atmaya başlarlar. Adam, onlara mâni olmaya çalışır. Bu hayvanlar adama galip gelip ateşe dalıverirler. İşte bu, benimle sizin duru­cunuza benzer. Ben, sizi cehennemden korumaya çalışırım. Ateşten geri durun.

Siz de bana aldırmayıp cehenneme koşarsınız”.Bu da ateşle ilgili bir misal olup, Rasulullah (s.a.), burada ümmetini cehennemden uzaklaştırmak için ne kadar aşırı gayret gösterdiğini ve insanların bir kısmının, kelebeklerin ateşe hücum ettikleri gibi birbiri ardınca cehenneme kayıverdiklerini açıklamıştır. Bu misal, Allah’ın münafıklar için verdiği misal gibidir.

Hemen arkasından Allah Tealâ, yeni bir cümle ile teşvik edip korkutarak hak ehlinin ve batıl taraftarlarının akıbetlerini ve mutlu olanlarla bedbahtla­rın sonunu beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: “İcabet edenlere…” Cennet, Al­lah ve Rasulü’ne itaat eden, Allah’ın emirlerine boyun eğen ve O’nun geçmiş ve gelecekle ilgili haberlerini tasdik edenler için, “en güzel karşılık,” cennet nimet­leri ve büyük sevap “vardır”. Yine Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “İyi davra­nıp, salih amel işleyenlere, daima daha iyisi ve üstünü verilir.” (Yunus, 10/26).

“Ama iman edip, sâlih amel işleyene, mükâfat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz.” (Kehf, 18/88).

Ve “Uymayanlar ise” Allah ve Rasulü’ne itaat etmeyenler, ahirette, dünya­da sahip oldukları herşeyi ve daha bir katını fidye olarak verseler, bu onlara hiçbir yarar sağlamaz. Yani, onların ahiret yurdunda yeryüzü dolusu altını ve daha bir katını fidye vererek Allah’ın azabından kurtulmaları mümkün değil­dir. Eğer onlar bu servete sahip olsalar, gözlerini kırpmadan verirler. Fakat Al­lah, bunu kabul etmez. Çünkü Allah Tealâ, kıyamet gününde onların fidye ve tevbelerini kabul etmeyecektir.

İşte Allah’a itaat etmeyenler için ahiret yurdunda kötü bir azap vardır. Onlar, yaptıkları herşey için inceden inceye hesaba çekilir, hiçbir günahları ba­ğışlanmaz. Kim ince bir hesaba tâbi tutulursa sonu azaptır. Onların varacakla­rı yer cehennemdir. Konaklayacakları yer, ne kötü konaktır. Bu ayetde Allah ve Rasulü (s.a)’ne itaat etmeyenleri, Rablerinin emirlerine uymayıp şehvetlere dalmaları hususunda gafillikleri sebebiyle şiddetli bir şekilde korkutmaktadır.

Arkasından İbn Abbâs (r.a.)’ın da belirttiği gibi Hamza (r.a.) ve Ebû Cehil hakkında indirilen şu ayet gelmektedir: “Ey Muhammedi İnsanlardan sana Rabbinden indirilenin şüphe götürmeyen, içinde hiçbir karışıklık bulunmayan bilâkis her şeyiyle doğru olan bir hak olduğunu, bütün haberlerinin doğru, emir ve yasaklarının adaletli olduğunu bilen ile bunları bilmeyen bir değildir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “‘Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle tamam­landı” (En’am, 8/115).Yani, ‘Verilen haberler doğru ve istekler adaletlidir’ de­mektir. Muhammed (s.a)’in getirdiklerini tasdik eden ile tasdik etmeyen bir olamaz. Zira tasdik etmeyen kördür, görmez, hayra ulaşamaz ve onu anlaya­maz. Eğer anlayabilse zaten boyun eğer, tasdik eder ve tâbi olur. Bu misaller­den ancak selim akıl sahipleri doğru fikirlere ve olgun görüşlere sahip olanlar yararlanabilir, ibret ve öğüt alabilir ve onları kavrayabilir.

Şu ayet de aynı manayı ihtiva etmektedir: “Cehennemliklerle cennet ehli bir değildir. Kurtuluşa ermiş kimseler cennetliklerdir.” (Haşr, 59/20). [2][10]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.