SEN AFFETMEZSEN ZALİMLERDEN OLURUM
“Kuşkusuz Yûnus da elçilerimizdendi.
Vaktiyle o, yüklü bir tekneyle ülkesinden kaçmıştı.
Kur’aya girdi ve kaybedenlerden oldu.
Kendisini (büyük bir) balık yuttu. Doğrusu o (bundan önce) kınanacak bir iş yapmıştı.
﴾Eğer o, Allah’ın şanını yüceltenlerden olmasaydı kıyamete kadar balığın karnında kalacaktı.
Sağlığı bozulmuş olarak onun ıssız bir kıyıya bırakılmasını sağladık;
Üstüne (gölge yapması için) kabak türünden bir bitki bitirdik.
Bir defa daha onu yüz bin ya da daha fazla kişiye elçi olarak gönderdik.
Bu defa onlar iman ettiler, biz de kendilerini belirli bir vakte kadar nimetlerimizle yaşattık.” (Saffat 139-148)
Bununla birlikte Kur’an’da üçüncü defadır Hz. Yunus’dan (a.s) bahsolunmaktadır. Daha önce Yunus ve Enbiya Surelerinde (Bkz. Yunus, an:98-100, Enbiya an: 82-85) geçmişti.
Bu ayetler üzerinde düşündüğümüzde hadisenin şu şekilde cereyan ettiğini anlıyoruz:
1) Hz. Yunus’un içinde olduğu gemi, oldukça çöp yüklüydü.
2) Kur’a, geminin içinde çekilmişti. Çünkü gemi fazla yük dolayısıyla muhtemelen batma tehlikesiyle karşı karşıya idi ve bu yüzden yolcularının çoğunun hayatlarının kurtulabilmesi için, bir kısmının gemiden atılması gerekiyordu. Binaenaleyh kur’a çekilecek ve kimin ismi çıkarsa, o, denize atılacaktı.
3) Çekilen kur’ada Hz. Yunus’un ismi çıktığı için onu denize attılar ve bir balık onu yuttu.
4) Hz. Yunus’un böyle bir derde duçar olmasının nedeni sahibi olan Allah’ın izni olmaksızın, memur edildiği görevi terkedip kaçmış olmasıdır.
Burada her ikisinin de kastedilmesi muhtemel iki anlam sözkonusudur. Birincisi, Hz. Yunus, gafillerden olmayıp, Allah’ı tesbih eden kimselerdendir. İkincisi, Hz. Yunus balık tarafından yutulunca Allah’ı tesbih etti. Nitekim Enbiya: 87’de “Nihayet o, karanlıklar içinde; Senden başka ilâh yoktur. Sen noksanlıklardan münezzehsin, yücesin, kuşkusuz ben zalimlerden oldum, diye yalvardı” şeklinde buyurulmuştur.
Yani, bu, balığın kıyamete değin yaşayacağı ve Hz. Yunus’un onun karnında kalacağı anlamına gelmez. Bu ayet, meşhur müfessir Katade’nin de kanaatı olduğu üzere, “Bu balığın karnı kıyamete değin Yunus’a mezar olabilirdi” şeklinde bir anlamı tazammun eder….(İbn Cerir)
Yani, Hz. Yunus, hatasını anlar anlamaz, salih bir mü’min olarak hemen hatasını itiraf etmiş ve Allah’a yalvarmaya başlamıştır. Allah’ın emriyle balık onu, ağaçsız ve bitkisiz olan ve ne bir gölge ne de bir yiyecek bulunan bir kumsala atmıştır.
(MEVDUDİ)
Onun hatasının, kavmini dine daveti bırakıp bu hususta sabretmeyişi olduğu da ileri sürülmüştür. Ama, bu da uzak bir ihtimaldir. Çünkü, Allahü teâlâ ona böyle bir şeyi emredince, onun bunu yapmaması caiz olmazdı. Bu konuda doğruya en yakın olanı, şu iki izahtır:
1) Onun hatası, Allahü teâlâ’nın, kendisini yalanlayan o kavme helak cezasını indireceğini vaadetmesi, böylece de onun, bu helakin mutlaka geleceğini zannederek, Allah böyle bir azabı indirse bile, Allah’ın o azâbla onları imha etmemesi de söz konusu ve ona düşen de, o kavmi dine davet etmeye devam etmek iken, işte bu davete sabredemeyişindendir. Çünkü bu hareket tarzı, emareleri görülen bir şeye yönelme olup, her ne kadar bu gibi konularda da evlâ olan, zanna göre hareket etmemek ise de, herhangi bir günahı kasten işlemek değildir. Kavminden iman edenler çıktığı için, daha sonra Yûnus (aleyhisselâm), bu zannında hata ettiğini anlamıştır. İşte ayetteki, “Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı” ifadesinin manası, anlattığımız bu husustur.
Derken o balık onu yuttu. Allahü teâlâda o balığa, “Onun kemiklerini kırma ve mafsallarını birbirinden koparma!” diye variyetti. Derken bu balık, onu, önce Mısır’daki Nil nehrine, daha sonra Fars denizine, oradan el-Betâik Denizi’ne, derken Dicle’ye götürüp, derken onun yüzüne çıkararak, Nusaybin topraklarında düz ve geniş bir yere attı. Hazret-i Yûnus (aleyhisselâm) bu sırada, üzerinde tüyü ve deri bulunmayan, yolunmuş bir civciv gibiydi. Derken Allah, onun üzerine “Yaktın” ağacı bitirdi. O, hem bunun gölgesinden yararlanıyor, hem de, güçlenip kuvvetleninceye kadar onun mahsulünden istifade ediyordu. Daha sonra o toprak, ağacı yedi bitirdi. Derken, kökünden yere devrildi. Yûnus (aleyhisselâm), buna son derece üzüldü. Bunun üzerine, “Ya Rabbi, bu ağacın altında, güneşten ve rüzgârdan korunuyor, onun ürününden yiyordum. Şimdi ise, bu ağaç yere devrildi” deyince ona, “Yûnus! Sen, bir anda biten ve bir anda kökünden koparak yere yıkılan ağaca üzüldün, bu kadar kederlendin ama, yüzbine ve daha fazlası insana üzülmedin. Onları bırakıp gittin. Onlara git!” denildi.” Olayın hakikatini en iyi bilen Allah’dır.
Daha sonra Cenâb-ı Hak, “O, kınanmış bir halde, kendisini hemen balık yuttu” buyurmuştur. Müteakiben “Eğer çok tesbîh edenlerden olmasaydı, insanların yeniden dirilecekleri güne kadar, o (balığın) karnında kalıp gitmişti” buyurmuştur. “Tesbih edenler…” kelimesinin tefsiri hususunda şu iki açıklama yapılmıştır:
- a) Bununla, Allahü teâlâ’nın bir başka ayetinde, Yûnus (aleyhisselâm)’un o zulumatlar içinde, “Derken o, karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur”(Enbiyâ, 87) dediği kastedilmiştir.
- b) Bu, “Şayet Yûnus (aleyhisselâm), balık kendisini yutmazdan önce “müsebbihînden” yani namaz kılanlardan olmasaydı ve vakitlerinin çoğunda Allah’ın zikrine ve taatına devam etmiş bulunmasaydı, o balığın karnında beklerdi ve o balığın karnı, Kıyamete değin onun kabri oturdu” manasındadır. İşte bu sebepten dolayı bazı alimler şöyle demiştir: “Geniş zamanda Allah’ı anınız ki, Allah da sizi, başınız derde girdiğinde ansın! Çünkü Yûnus (aleyhisselâm), Allah’ı çokça zikreden salih bir kul idi. Binâenaleyh o, o balığın karnına düşünce, Cenâb-ı Hak, “Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, insanların yeniden dirilecekleri güne kadar, o (balığın) karnında kalıp gitmişti” buyurmuştur. (FAHRUDDİN RAZİ)
Tefsirlerin ışığından anladığımız kadarıyla en zor anda Allah’ı hatırlamak isteyen kullar şüphesiz rahatlık anlarında da bunu zihinlerinde canlı tutmak zorundadırlar. Allah c.c kullarının ne kadar sıkıntı çektiğini, küfür kokan bu diyarlarda insanların hakkı anlamamak adına ne kadar direttiklerini, islamın hakimiyetini dört gözle beklediklerini kısaca herşeyi bilmekte. Bizleri bu zulümden bu karanlıklardan kurtaracak en önemli hususlardan olan zikri önümüze ışık kalbimize nur olarak almalıyız. Tıpkı Yunus a.s gibi… Allahın merhameti olmazsa hepimiz nefsine zulmeden karanlıklarda kalan zalimlerden olanlardan olacaktık. Rabbim merhametini üzerimizden çekmesin , dilimizden zikrini, kalbimizden nurunu, azalarımızdan itaati eksik etmesin.
Velhamdulillahirabbilalemin. Amin.