VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İBRAHİM SURESİ 42. VE 52. AYET-İ KERİMELER
Kıyamet Ve Kıyametin Azabı
42- Sakın Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma, gözlerin dışarı fırlayacağı güne kadar onları ertelemektedir.
43- O gün başları kalkmış, gözleri kendilerine dönemeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş halde koşup duracaklardır.
44-45- Ey Muhammedi İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Haksızlık edenler: ‘Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de davetine uyalım, peygamberlere uyalım’ derler. Siz daha önce sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz! Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara, yaptıklarımız da sizlere açıklanmıştı. Size misaller de vermiştik.
46- Şüphesiz onlar, düzenlerini kurdular, oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah’ın elindeydi.
47-48- Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği, her şeye üstün gelen tek Allah’ın huzuruna çıktıkları günde, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma. Doğrusu Allah, güçlüdür, öc alandır.
49- O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
50- Gömlekleri katrandan olacak, yüzlerini ateş bürüyecektir.
51- “Allah herkese yaptığının karşılığını ” vereceeri için bövledir. Do&rusu Allah vereceği için böyledir. Doğrusu Allah
52- Bu Kur’an, onunla uyarılsmlar ve tek bir ilâh bulunduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir.
Açıklaması
“Ey Muhammedi İnsanlara mühlet verip, kıyamet gününe kadar azaplarını geciktirdiği zaman sakın Allah’ın onlardan habersiz olduğunu, onları kendi hallerine bıraktığını, yaptıklarına karşılık onları cezalandırmayacağını sanma. Bilâkis O, bütün yaptıklarını bilir ve yapılanları saydıkça sayar.” Bu ayet, Allah Tealâ’nm mazlum için zalimden intikam alacağına dikkat çekerek kıyamet gününün var olduğunu ispat etmektedir.
Bu ayet, her ne kadar şeklen Rasulullah (s.)’a hitap etmekte ise de “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” üslubuyla asıl maksat ümmetidir. Yine bu ayet müminleri teselli etmekte zalimleri ise tehdit etmektedir. Öyleki Allah, yaptıkları işleri bilmektedir. Münasip bir zamanda zulümlerinin karşılığını onlara verecektir. Onların cezalandırılmaları yakındır, bundan asla kurtuluş yoktur. Çünkü onlardan kaynaklanan zulmü bilmek, onların cezalandırılmalarını zorunlu kılmaktadır.
Bundan sonra Allah Tealâ, o zalimlerin cezasını aşağıda özellikleri zikredilen bir güne ertelediğini açıklamıştır.
1- O gün gözler açık, kirpikler oynamayacak şekilde dona kalır. Yani, Allah onlara çok korkunç bir güne kadar mühlet verir. Vaziyetin korkunçluğundan dolayı o gün gözler açıktır. Korku, şaşkınlık ve dehşet sebebiyle ne kır-pılabilir ne de yumulabilir. Arkasından Allah, kabirlerinden nasıl kalktıklarını, mahşere doğru ne şekilde koştuklarını anlatarak şöyle buyurmuştur:
2- “O kâfirler, kabirlerinden mahşere doğru zelil, zayıf ve zebun olarak süratle gelirler.” Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “O çağırana koşarak” (Kamer, 54/8) “O gün hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahmanın heybetinden kısılmıştır, ancak bir fısıltı işitirsin.. İnsanlar, diri ve her an mah-lûkâtınıgözetip duran Allah’a boyun eğmiştir…” (Taha, 20/108-111) “Kabirlerinden çabuk çabuk çıkacakları gün…” (Mearic, 70/43).
3- “Başlarını kaldırıp zelil ve boyun eğmiş bir biçimde bakarlar. Hiçbir şeyi gözleri görmez.”
4- “İçinde bulundukları şiddetli korku ve dehşet sebebiyle gözlerini kırpmazlar. Bilâkis gözleri devamlı açık olup, bir noktada donup kalmıştır. Onları ne hareket ettirebilir ne de yumabilirler.” Bu vasıf, gözlerinin fal taşı gibi açıldığını, hiç kapanmadığım göstermektedir.
5- “Korku sebebiyle kalpleri bomboş kalmış, kuvvetini yitirmiştir. Sadece ızdırap duyup sıkıntı hissederler.” Bundan maksat şudur: İçinde bulundukları büyük şaşkınlık sebebiyle kâfirlerin kalpleri hiçbir şey düşünemezler. Vadedilen cezanın gerçek olduğunu anladıkları için bir şey ümid edecek halleri yoktur ve aşırı üzüntü yüzünden sevinç hissedecek durumda da değildirler.
Bütün bu vasıflar hesap anında gerçekleşecektir. Çünkü Allah Tealâ bunları, o günün hesap görülecek gün olduğunu bildirdikten sonra zikretmiştir.
Burada Allah Tealâ, korkunç hâli gördükleri zaman o azaba uğrayacakların ne diyeceklerini bildirerek şöyle buyurmuştur: Ey Peygamber! Bütün insanları kıyamet gününün korkunç azabıyla korkut. O gün kendilerine zulmedenler azabın gerçek olduğunu anladıkları zaman sabırsızlık gösterip telaşlanarak umutsuzca şöyle derler: “‘Ey Rabbimiz! Bizi dünyaya geri döndür. Sana dönmeye yakın bir zamana kadar, bize mühlet ver de tevhid akidesine yaptığın daveti kabul etmek, Sana ihlasla ibadet etmek ve peygamberinle gönderdiklerine uymak gibi daha önce dünyada kaçırdığımız şeyleri ifâ edelim.”. Yine bu hususta Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam…” (Munafikun, 63/10). “Onlardan birine ölüm gelince ‘Rabbim! Beni geri çevir, belki yapmadan bıraktığımı tamamlar, sâlih amel yaparım’ der.” (Müminun, 23/100).
Allah Tealâ onları azarlayıp kınayarak tekliflerini şöylece reddeder: “Siz bu durumdan önce, “dünyadayken” öldüğünüz zaman dünyada kalacağınıza başka bir yurda taşınmayacağınıza, ahiret hayatının ve dünyada yapılan amellerin karşılığının olmadığına “yemin etmiyor muydunuz!” Yani öldükten sonra dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi inkâr ediyor, başka bir hayata intikal et-miyeceğinizi iddia ediyordunuz. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “‘Ölen kimseyi Allah’ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah’a yemin ederler.'” (Nahl, 16/38). İnkârınız yüzünden bu azabı tadın bakalım! “Üstelik zulmün ve bozukluğun içinde yaşadınız, kendilerine zulmedenlerle yarenlik ettiniz, onların yolundan gittiniz. Hem de bütün bunları yalanlamaları, inkârları ve hak davetinden alıkoymaları sebebiyle onları helak ettiğimizi, cezalandırdığımızı size açıklamamıza, bunları görmenize rağmen yaptınız. Bu yetmiyormuş gibi onlara yapılan azabın izlerini bizzat gördünüz, sonlarının kötü ve rezillik olup, cezayı icâb ettirdiğini anladınız. Size misaller de vermiştik. Bunlar, Allah’ın yoktan var etmeye kadir olduğu gibi tekrar diriltmeye de kadir olduğunu, hemen helak ettiği gibi azabı tehir etme hususunda zikrettiği açıklamalardır. Bu misaller Kur’an’da pek çoktur. Fakat siz öğüt ve ibret almadınız. Onların başına getirdiklerimiz size engel olamadı. Nasıl olur da dünyaya dönmeyi ve tevbe için mühlet verilmesini istiyorsunuz! Artık iş işten geçmiştir.”
Bundan sonra Allah Tealâ, onların durumlarının öncekilere benzediğini açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturan o kimselerin durumu önceki kâfirlerin durumundan farklı değildi. Zira onlar hakkı ortadan kaldırıp batılı yerleştirmek için ellerinden gelen bütün gayreti göstererek düzenlerini kurdular. Allah, onların düzenlerini bilmektedir. Veya bu tuzaklarının karşılığını onlara verecektir. Onların her yaptıkları bilinmekte ve kaydedilmektedir. Allah, bu yaptıklarının karşılığını âdil olarak verecek ve onları şiddetli bir hesaba çekecektir.”
Arkasından Allah Tealâ intikamını alacağı vakti açıklamıştır: “Allah Tealâ, düşmanlarından intikam alır. Bu sözü, yerin başka bir yerle değiştirilip, bilinen alışılmış halinin dışında bir hal aldığı, göklerin de başka göklere değiştirildiği gün gerçekleşecektir.” “Birbirinden büyük düzenler kurdular.” (Nuh, 71/22). ayetine gelince, onların tuzaklarıyla dağların yerinden oynaması imkânsızdır. “Sabit dağlar” kavlinden maksat “Allah’ın ayetleri ve kanunları”dır. Çünkü onlar, sabitlik ve devamlılık bakımından yerine çakılmış dağlar mesabesindedirler. Onların Allah’a şirk koşup inkâr ederek kendilerine yaptıkları bu kötülük ne dağlara ne de başka bir şeye zarar verebilir. Bu zarar ancak kendilerinedir ve sadece onları etkiler. Ayet, onların hile ve tuzaklarını küçümsemekte ve değersiz kılmaktadır. Bu hile ve tuzaklar, dağlar gibi sabit olan ayet ve delilleri ortadan kaldıramaz, peygamberliği batıl kılamazlar. Dağlar yerinden oynamaz. Fakat bu, bir şeyi büyük göstermek ve nasıl olduğunu anlatmak için kullanılan mecazî bir ifadedir.
“Durum böyle olunca ey peygamber! Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma. Bilâkis O, onlara verdiği sözü yerine getirecektir.” Ayet, peygamberlere yardım ve zalimlere azap hususundaki Rabbinin sözüne Rasulullah (s.a.)’ın ümmetinin güvenini pekiştirmektedir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Allah ‘Andolsun ki Ben ve peygamberlerim üstün geleceğiz.’ diye yazmıştır. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.” (Mücadele, 58/21). “Doğrusu Biz, peygamberlerimize ve müminlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Gafir, 40/51). Buradaki “Sakın sanma” ayeti, “Dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde size Allah’ın yardımı” şeklinde ifade edilen bu ayeti açıklayıp pekiştirmektedir.
“Doğrusu Allah, izzet ve kudret sahibidir. İstediği ve cezalandırmayı dilediği hiçbir şey Onu aciz bırakamaz ve mutlaka gerçekleşir. O, Kendisini inkâr eden veya başka ilâhları ortak koşanlardan öç alır.” Bu ayetin manasına uygun bir son olup, peygamberlere verilen sözün yerine getirilmesi hususundaki şiddetli arzuyu pekiştirmektedir.
Bundan sonra Allah Tealâ intikam alacağı zamanı bildirerek şöyle buyurmuştur: “Allah Tealâ düşmanlarından intikam alır. Bu sözü yerin başka bir yerle değiştirilip, bilinen alışılmış halinin dışında bir hal aldığı, göklerin de başka göklerle değiştirildiği gün gerçekleşecektir. Mevcut olan bu yeryüzü, yayılan duman gibi olur. Göğün ise yıldızları, güneşi ve ayı bir tarafa dağılır.”
Buharı ve Müslim’de Sehl b. Sa’d (r.a.)’dan, Rasulullah (s.a.)’m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “İnsanlar, kıyamet gününde iyi undan yapılmış ekmek çöreğine benzeyen çiğnenmemiş beyaz bir toprak parçası üzerinde haş-rolunacaklardır. Orada hiç kimseyi tanıtan bir alâmet yoktur.” İmam Ahmed, Müslim, Tirmizî ve İbni Mace’nin rivayetinde Âişe (r.a.) şöyle der: “Rasulullah (s.a.)’a, “48.” ayetin hakkında ‘Ya Rasulallah! O gün insanlar nerededir?’ diye sordum. Rasulullah (s.a.) ‘Sırat üstündedirler.’ buyurdu.”
Alimler, yerin ve göklerin değiştirilmesi hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Denilmiştir ki: “Yerin ve göklerin özellikleri değiştirilir. Dağları yerlerinden oynatılır, denizleri kaynatılarak düz hale getirilir. Orada hiçbir eğrilik, yüksek yer, “Emet” küçük tepe, inişli çıkışlı yol görülmez.”
İbni Abbas (r.a.) şöyle der: “O, aynı yeryüzüdür. Ancak değiştirilecektir. Gök ise yıldızlan saçılarak, ay ve güneşi tutularak, ayı yarılarak değiştirilecektir.”
Yine denilmiştir ki: “Allah, şu anki yer ve göklerin yerine başka yer ve gökler yaratır.”
İbni Mesûd ve Enes (r.a.)’den rivayet edilmiştir ki: “İnsanlar, hiç kimsenin hata işlemediği beyaz bir yer üzerinde haşrolunacaklardır.”[1][13]
Alimlerin açıklamış oldukları kainat sistemi çözülecek, gökler başka gökler yer başka yer olacaktır.
“Bütün mahlûkât, her şeye galip gelen ve bir olan Allah’ın hükmünü beklemek için kabirlerinden çıktılar.” Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “‘Bugün hükümranlık kimindir1?’ denir. Hepsi ‘Gücü herşeye yeten tek Allah’ındır’ derler. ” (Gafir, 40/16). Bu ayet, kâfirleri korkutmaktadır.
Allah Tealâ, kendisinin her şeye galip olduğunu bildirince insanların acizliğini ve huzurundaki zelîl hallerini de açıklayarak onların bazı özelliklerini zikretmiştir:
1- Suçlular, zincire vurulmuşlardır: “Ey Muhammedi İnkârları ve bozgunculukları sebebiyle suçlu olanların kelepçe veya bukağılarla birbirlerine bağlanmış olduklarını görürsün.” Birbirlerine benzeyenler veya şekilce bir olanlar bir araya toplanırlar. Hepsi sınıf sınıf ayrılırlar. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “İlgililere şöyle emredilir: ‘Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri derleyin.'” Saffat, 37/22). “Müminler hurilerin, kâfirler ise şeytanların yanına getirilirler.” Tekvîr, 81/7). “Onlar ve azgınlar tepetakla (cehennemin) içine atılırlar.” (Şuara,
26/94).
2- “Gömlekleri katrandandır.” Maksat şudur: Cehennemliklerin derileri katranla sıvanır, aynı üzerlerine giydikleri gömlek gibi olur. Böylece şu dört azabı birden görmüş olurlar: a) Katranın yakıcılığı, b) Katran sebebiyle ateşin derilerine daha çabuk ulaşması, c) Katranın iç karartan korkutucu rengi, d) Pis kokusu. Üstelik kıyametin katranıyla dünyadaki katran arasındaki fark, ikisinin ateşi arasındaki fark gibidir.”
3- “Yüzlerini ateş bürüyecektir.” Yüz, vücudun en şerefli azası olduğu için beden yerine zikredilmiştir. Şu ayetler, buna misaldir: “Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.” (Muminun, 23/104). “Kıyamet günü kötü azaptan yüzünü korumaya çalışan kimse, güven içinde olan kimse gibi midir?” (Zümer, 39/24). “Ateşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara ‘Cehennemin dokunan azabını tadın.’ denir.” (Kamer, 54/48).
Bundan sonra Allah Tealâ, amellerin “cezasını” karşılıklarının niçin verildiğini açıklayarak şöyle buyurmuştur: “Allah Tealâ, bütün bunları kıyamet gününde herkesi yaptıkları iyilik ve kötülükleri uygun karşılıklarla mükâfatlandırıp cezalandırmak için yaptı. Böylece suçluları veya kâfirleri inkârları ve isyanlarından dolayı cezalandırır, müminleri ise iman ve itaatları sebebiyle sevaba eriştirir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “O kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir.”(Necin, 53/31).
Arkasından Allah Tealâ şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah Tealâ, bütün kulları çok çabuk hesaba çeker.” Bu müddet, hadiste belirtildiği gibi dünya günlerinden bir gündüzün yansı kadardır. O, insanlara haksızlık etmez, hak ettiklerinden fazla cezalarını arttırmaz. O, hesap işini çabucak bitirir. Çünkü her şeyi bilmektedir ve hiçbir şey Ona gizli değildir. Mahlûkâtın hepsi O’nun kudreti karşısında tek bir kişi gibidir. Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Sizin yaratılmanız ve tekrar diriltilmeniz tek bir nefsin yaratılması ve tekrar diriltilmesi gibidir.” (Lokman, 31/28). O, her şeyin miktarını çok çabuk bilir.
Sonra Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Bu, Kur’an, insanlara bir tebliğ ve yeterli bir öğüttür.” Allah Tealâ şöyle buyurmuştur: “Sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için…” (En’am, 6/19). O, insan ve cinlere, bütün yaratılanlara tebliğ edilmiştir.”
“Onları ceza ile uyarması ve azaptan sakındırması için” Bu kavil, bir mahzûfa matuftur. Yani bu tebliğden nasihat alıp, onunla uyarılsmlar diye, demektir.
Bu Kur’an içindeki, Allah’tan başka ilah olmadığını gösteren burhan ve hüccetleri delil göstersinler diye ve akıllı kimseler, öğüt ve ders alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir. Bu tebliğin üç faydası vardır: 1- Allah’ın azabıyla korkutup sakındırmak, 2- Onunla Yaratanın varlığına ve birliğine delil getirmek, 3- Öğüt alıp, insanı ilgilendiren bütün işleri düzene koymak. [2][14]