sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HİCR SURESİ 51. VE 77. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HİCR SURESİ 51. VE 77. AYET-İ KERİMELER
Mayıs 26, 2026 09:57
21
A+
A-

Misafirlerin Hz. İbrahim (A.S.)’e Lut Kavminin Helakini Haber Vermeleri

 

51-  (Ey Peygamber!) Sen İbrahim’in misafirlerini onlara anlat.”

52- Hani melekler İbrahim’in evine gir­dikleri zaman: Selâm olsun, demişlerdi, İbrahim de onlara: Doğrusu biz sizden korkuyoruz, demişti.

53- Bunun üzerine melekler İbrahim’e: Korkma! Biz seni büyük ilim sahibi bir evlâtla müjdeliyoruz, dediler.

54- İbrahim: ‘İhtiyarlığıma rağmen mi bana bu müjdeyi veriyorsunuz? Neye göre bana müjde veriyorsunuz?” dedi.

55- Melekler: “Seni gerçekle (kesin ola­cak bir şeyle) müjdeliyoruz. Sakın (Al­lah’ın rahmetinden) ümidini kesenler­den olma”, dediler.

56- Bunun üzerine İbrahim: “Sapıklar­dan başka kim Rabbinin rahmetinden ümidini keser?” dedi.

57-  İbrahim: “Ey Allah’ın elçileri! Peki, meseleniz nedir?” dedi.

58- Melekler şöyle dediler: “Biz, suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik.

59- Ancak Lut ailesi hariç. Biz Lut aile­sinin tamamını kurtaracağız.”

60-  (Lut ailesinden) Sadece karısı kur­tulmayacak. Çünkü onun helak olacak­lar arasında olmasını takdir ettik.

61-  Gönderilen melekler Lut ailesine

62- Lut onlara: “Doğrusu siz tanınma- yan kişilersiniz'” dedi.

63- Melekler de: “Hayır! Biz, sana kav- minin şüphe ettiği şeyi (azabı) getir­dik.” dediler.

64- “Biz, sana gerçek bir emri getirdik. Biz elbette doğru sözlü kimseleriz.

65- Geceleyin bir ara aileni yola çıkar. Sen de peşlerinden yürü. Sizden hiçbir kim­se arkasına bakmasın. Emrolunduğunuz yere doğru yola devam edin” dediler.

66- İşte biz Lut’a: Suçluların sabaha karşı kökleri kesilecektir şeklindeki bu emri bildirdik.

67- Şehir halkı sevinç içerisinde Lut’a geldiler.

68- Lut, kavmine şöyle dedi: “Bu gençler benim misafirlerimdir. Beni rezil etmeyin.

69- Allah’tan korkun! Beni rüsvay etmeyin.”

70- Bunun üzerine Lut kavmi, şöyle dediler: “Biz seni başkalarıyla ilgilenmekten menetmemiş miydik?”

71- Lut: “Eğer nikâhlayacaksanız işte kızlarım!” dedi.

72- (Ey Peygamber!) Ömrün hakkı için onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duru­yorlardı.

73- Şafak vakti onları korkunç bir çığlık yakaladı.

74- Biz onların kasabalarının üstünü altına çevirdik. Üzerlerine kızgın taşlar yağ­dırdık.

75- Şüphesiz ki, bunda ince düşünenler için nice ibretler vardır.

76- O ülkenin harabeleri yolunuz üzerinde dimdik ayakta durmaktadır.

77- Şüphesiz ki, bunda müminler için mutlaka ibret vardır.

 

Açıklaması

 

Ya Muhammed! İbrahim (a.s.)’ın misafirlerinden haber ver. Bunlar Al­lah’ın Lut kavmini helak etmek için gönderdiği melekler idi.

Hz. İbrahim (a.s.)’ın yanına girdiklerinde, selam dediler. Yani belâlardan, acılardan, korkulu şeylerden selâmette olasın. Hz. İbrahim (a.s.), Ebûd-Dîfan (misafir babası) künyesi ile anılırdı.

Hz. İbrahim (a.s.) misafirler eve izinsiz girdikleri için yahut kendilerine takdim ettiği yemeğe (kızgın ateşte kızartılmış yağlı danaya) el uzatmadıkları için misafirlere “Doğrusu biz sizden korkuyoruz” dedi.

Bu ifade gelenlerin kötülük kasdı güttükleri manasına gelir. Nitekim Ce-nab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Ellerinin yemeğe uzanmadığını görünce du­rumları hoşuna gitmedi ve içine bir korku düşdü” (Hûd, 11/70).

Misafir melekler: Korkma! diye cevap verdiler. Hûd Suresi’nde ise “kork­ma, biz Lut kavmine gönderildik” (Hûd, 11/70) dedikleri yer almaktadır. Hud Suresi’ndeki bu ayet bu suredeki “Korkma” ifadesinin sebebini beyan etmekte­dir.

Burada ise bunun sebebini “Biz seni büyük ilim sahibi bir evlâtla müjdeli­yoruz diyerek” ifade ettiler. Yani biz Allah’ın dinini gayet iyi anlayan, zeki ve ilim sahibi, ileride peygamber olacak bir evlâtla müjdelemek için sana geldik. Bu evlât Hûd Suresi’nde (71. ayette) geçtiği gibi İshak (a.s.) idi. Saffat Sure­si’nde ise “Biz onu salihlerden, bir peygamberlerden olan İshak ile müjdeledik.” (Saffat, 37/112) buyurulmaktadır.

İbrahim (a.s.) kendisinin ve hanımının yaşlılığı sebebiyle çocuğun gelişini hayretle karşılayarak ve verilen vaadin mutlaka gerçekleşeceğini bilerek şöyle dedi: Bana yaşlılık isabet ettikten sonra böyle bir müjde mi veriyorsun? Hangi garib şeyle bana müjde veriyorsun? Yahut siz beni normal olarak tasavvur edi­lemeyen bir şeyle bana müjde veriyorsunuz. Bana neyi müjdeliyorsun? Yani siz bana gerçekte hiçbir şeyi müjdelemiyorsunuz. Çünkü bu gibi bir şeyle müjde vermek hiç müjde vermemek demektir.

Misafir melekler verdikleri müjdeyi te’kid ederek cevap verdiler. Hz. İbra­him’in misafirleri ona şöyle dediler: “Sana gerçek ve sabit olan bir şeyi müjdeli­yoruz. Zira bu Allah’ın kudreti ve şaşmaz vaadidir. O halde sen ümitsizliğe ve çaresizliğe düşen kimselerden olma. İnsanı topraktan anasız, babasız vareden

Allah, onu başka herhangi bir şeyden, meselâ iki yaşlı ana-babadan da yarat­maya kadirdir”. Yani İbrahim (a.s.) normal olarak alışılmamış bir vakitte Al­lah’ın kendisine verdiği bu nimeti çok büyük bir nimet olarak kabul etmişti.

İbrahim (a.s.) misafirlere ümidini kesmediği şeklinde cevap verdi. Çünkü Allah’ın kudretinin ve rahmetinin bundan daha üstün olduğunu, Allah’ın rah­metinden ancak sapıkların -yani doğru yolu şaşıranların- ümit kestiğini bili­yordu. Nitekim Yakup (a.s.) da: “Şüphesiz ki Allah’ın rahmetinden ancak kâfir­ler topluluğu ümidini keser.” (Yusuf, 121/87) demişti.

İbrahim Halilullah (a.s.) bu müjdenin kesinliğini, gelen misafirlerin me­lekler olduğunu anlayıp da korku ve endişesi gidince, onlara böyle gizlice gel­melerinin sebebini sordu: Ey elçi olarak gelen melekler! Bu müjdeden başka si­zin gönderilmenize sebep nedir? Asıl meseleniz nedir?

İbrahim (a.s.) sanki gelenlerin durumundan onların müjdeden başka asıl bir vazifeleri olduğunu anladı. Çünkü Hz. Zekeriya ve Hz. Meryem (a.s.)’a ol­duğu gibi bir müjdeci yeterliydi.

Misafir melekler İbrahim (a.s.)’e şu cevabı verdiler: Biz mücrim, ve müşrik bir kavim olan, haramları işleyen kadınları bırakıp da erkeklere şehvetle yak­laşan Lut kavmini helak etmek için gönderildik.

Sonra da Lut kavmi içinde Lut (a.s.) ailesini kurtaracaklarını ancak kav-miyle gizli anlaşma içerisinde bulunan Lut’un karısının helak olan kâfirlerle birlikte helak olup gideceğini haber verdi. Biz Lut (a.s.) ailesinin hepsini bu azaptan, tamamen yok olma azabından kurtaracağız. Ancak Cenab-ı Hak, Lut’un karısının kavminin pis emellerine yardım etmesi sebebiyle, helak olan­larla birlikte helak olmasını takdir etmiştir.

Takdir eden bizzat Cenab-ı Hak olduğu halde, meleklerin Allah’a olan ya­kınlıkları ve özel durumları sebebiyle, melekler “Takdir ettik” ifadelerinde tak­dir etmeyi kendilerine nispet ettiler. Tıpkı emreden kralın bizzat kendisi oldu­ğu halde kralın imtiyazlılarının “şöyle yaptık, böyle emrettik” demeleri gibi.

Bundan sonra helak ve azab kıssası, meleklerin Lut (a.s.)’a gelişleri kıssa­sı başladı: Meleklerin İbrahim (a.s.) ile olan vazifeleri sona erince, İbrahim (a.s.)’e evlâd müjdesi verip kendilerinin mücrim, suçlu bir kavme azap vermek için gönderildiklerini haber verince, bundan sonra güzel yüzlü gençler şeklinde Sodom kasabasında bulunan Lut (a.s.) ve ailesine gittiler.

Lut (a.s.) ve kavmi gelen misafirlerin melek olduğunu İbrahim (a.s.)’in he­men tanıdığı gibi tanımamışlardı. Lut (a.s.) onlara: Doğrusu siz tanınmayan kişilersiniz. Yani siz benim tarafımdan tanınmayan, gönlüme endişe veren kişi­lersiniz. Bana insanların ansızın hücum etmesinden korkarım. Siz hangi ka­vimdensiniz? dedi.

Nitekim bir başka ayette: “Elçilerimiz Lut’a gelince hoşuna gitmedi. Sıkın­tıya düştü ve işte bugün zor bir gündür, dedi.” (Hûd, 11/77).

Denilmiştir ki: Lut (a.s.) onların bu yakışıklı, güzel hallerinden hoşlanma­dı. Onları parlak, güzel yüzlü delikanlılar olarak görünce kavminin onlara kö­tülük yapmasından korktu.

Misafir melekler, Lut (a.s.)’a: “Biz” seni memnun edecek bir görevle “kav­minin meydana geleceğini şüphe ile karşıladıkları” seni yalanladıkları “azab” etme, ve yok etme görevi “ile geldik, dediler.”

Sonra da bu zikrettiklerini: “Biz sana gerçeği getirdik”. Yani muhakkak olacak bir emri, meydana geleceğinde hiç şüphe bulunmayan değişmez bir emri yani Lut kavmine azap edilmesi emrini getirdik sözleriyle te’kid ettiler. Bu ayet tıpkı “Biz melekleri ancak Hak ile göndeririz” (Hicr, 8) ayeti gibidir.

“Biz elbette doğru sözlü kimseleriz” Bu, diğer bir te’kiddir. Yani sana haber verdiğimiz şekilde kavminin helak edilmesi ve sana tabi olan müminlerle bir­likte senin kurtulman hususunda biz doğru sözlü kimseleriz.

Melekler azabın mutlaka gerçekleşeceğini ve Hz. Lut (a.s.)’ın yaptığı dine davette doğru sözlü olduğunu ispat etmek için sadece vazifelerini tavsif ettiler, onlara azap edecekleri hususunda açık bir ifade kullanmadılar.

Bundan sonra Lut (a.s.) ile ona tabi olanlara kurtuluş planını bildirme ve “infaz” merhalesi başladı.

Hz. Lut (a.s.)’a: “Geceleyin bir ara aileni yola çıkar.” Gecenin bir kısmı geç­tikten sonra sadece iki kızından ibaret olan aileni yola çıkar. Sen de onları ko­ruyucu olmak üzere ailenin peşinden yürü.

“Sizden hiçbir kimse arkasına bakmasın” Yani kavminize gelen çığlığı duy­duğunuz zaman onlara dönüp bakmayın. Onları kendilerine isabet eden azab ve işkence içinde olduğu gibi bırakın, kalbiniz onlar için duygulanmasın, şefkat beslemesin.

Bu yasaklamayı “Emrolunduğunuz yere doğru yola devam edin” sözüyle te’kid ettiler. Yani hiç ardınıza dönüp bakmadan Rabbinizin emriyle -İbni Ab-bas’ın dediği gibi- Şam’a doğru yürüyün. Yahut Lut kavminin amelini yapma­yan belirli bir kasabaya gitmelerini emreden Cebrail’in yönelttiği şekilde yürü­yün.

Allah, Lut (a.s.)’a bu infazın sür’atle meydana geleceğini vahyederek şöyle buyurdu: “İşte biz Lut’a bu emri kesin bir hüküm olarak bildirdik.” Ona kavmi­nin helak oluşunun artık kesin olarak verilmiş bir hüküm olduğunu ve kavmi­nin ilk kişiden son kişiye kadar sabah vakti tamamen helak olacağını vahyet-tik, bu durumu bu şekilde takdim ettik. Başka bir ayeti kerimede buyurulduğu gibi: “Onlara vaad edilen helak vakti bu sabahtır. Sabah da yakın değil mi?” (Hûd, 11/81).

“Onların kökü kesilecektir” tabiri yani son nefere kadar yok edilecek, on­lardan hiçbir kimse kalmayacaktır demektir.

Bundan sonra Allah Tealâ bu olay esnasında Lut kavminin gelen bu misa­firleri lekelemeye kararlı olduğunu zikrederek şöyle buyurdu.

“Şehir halkı sevinç içerisinde Lut’a geldiler” Yani Lut kavmi olan Sodom halkı Lut (a.s.)’ın misafirlerini ve onların yüzlerinin güzelliğini görünce onlarla iğrenç işlerini yapabileceklerini ümit ederek sevinç içerisinde ve şımarık tavır­larla Lut (a.s.)’a geldiler.

Bu Lûtîlik (homoseksüellik), gelen yabancı misafire ikramda bulunmak, iyilik yapmak gibi güzel örflere ve selim zevklere taban tabana zıt gayet feci bir suç, iğrenç bir durumdur.

Denilmiştir ki: Misafir melekler son derece güzellik içerisinde olunca on­ların haberi meşhur olup Lut kavmine ulaşmıştı. Yine denilmiştir ki: Lut’un karısı kavmine bu durumu bildirmişti. Hangi şekilde olursa olsun Lut kavmi: “Lut’a misafir olarak üç oğlan gelmiş, kendilerinden daha güzel yüzlü, fizikî şekli daha güzel hiç kimse görmedik”, dediler. Hemen Lut (a.s.)’ın evine gittiler.

Lut (a.s.) kavmine iki tesirli cümle söyledi: Birincisi: “Bu gençler benim misaftrlerimdir” onların yanında utanca sebep olacak şeyi işlemek suretiyle “Beni rezil etmeyin.” Misafiri ağırlamak mecburiyeti vardır. Onlara bir kötülük yapmaya kalkışırsanız bu, beni hiçe saymak demektir.

İkinci cümle birincisini te’kid ediyordu: “Allah’tan korkun” Allah’ın aza­bından korkun “Beni rüsvay etmeyin.” Yani misafirlerimi zelil etmek, küçük düşürmek suretiyle beni küçük düşürmeyin. Onları lekelemek suretiyle beni rezil-rüsvay olma horlanma ve utanç içerisine düşürmeyin.

Lut kavmi ona şöyle cevap verdiler: “Biz seni başkalarıyla ilgilenmekten menetmemiş miydik? “Biz fuhuş yapmak istediğimiz her hangi bir kişi hakkın­da konuşmanı, onu korumayı sana yasaklamamış mıydık? Bir kimseyi misafir etmekten menetmemiş miydik?

Lut (a.s.) kavmini irşad etmek üzere şu cevabı verdi: “Eğer nikâhlayacak-sanız işte kızlarım!” Eğer size emrettiğim şeyi yapacaksanız, benim görüşümü kabul edecekseniz Allah’ın size helâl kıldığı kadınlarla evlenin, erkeklerle iliş­ki kurmaktan sakının.

Burada “kızlarım” derken, kavminin kadınlarını kasdetmiştir. Çünkü bir ümmetin rasulü onların babası yerindedir. Nitekim Cenab-ı Hak peygamberi­miz hakkında “Peygamber müminlere kendi öz nefislerinden daha evlâdır. Pey­gamber hanımları da müminlerin anneleridir.” (Ahzab, 33/6) buyurmaktadır. Übeyy b. Ka’b kıraatinde peygamber onların babasıdır, şeklinde ifade de vardır. Denilmiştir ki: Kızlarından murad, sulbünden olan kızlarıdır, yani onlarla ev­lenmeyi teşvik etmiştir.

Bütün bunlar olurken, onlar kendileri için murad edilen şeyden, etrafları­nı kuşatan belâdan ve kararlaştırılan azaptan başlarına ne geleceğinden ha­bersiz ve gafil bir durumdaydılar.

Bunun için Allah Tealâ Muhammed (s.a.)’e yahut melekler Lut (a.s.)’a şöy­le dedi: “(Ey Peygamber!) Ömrün hakkı için onlar sarhoşlukları içinde bocala­yıp duruyorlardı.” (Hicr: 72). Yani Ey Rasulüm! Senin hayatına, ömrüne ve dünyada kalmana yemin ederim. Bu ifadede büyük bir şereflendirme ve yüce bir makam tayini vardır. Onlar sapıklıkları için şaşkınlık içinde bulunuyorlar­dı. Onlar senin nasihatlerine aldırış etmezler, doğru ile yanlışı birbirinden ayı­ramazlar.

İbni Abbas diyor ki: Allah, Muhammed (s. a.)’den daha değerli hiçbir kimseyi yaratmamıştır. Allah’ın ondan başka hiçbir kimsenin hayatına yemin etti­ğini duymadım.

Bundan sonra Allah Tealâ onların azabının cinsini bildirmek üzere şöyle buyurdu: “Şafak vakti onları korkunç bir çığlık yakaladı” Onlara Cebrail (a.s.)’ın korkunç derecede yüksek, dehşetli sesi inmişti. Bu çığlık güneş doğar­ken onlara gelen helak edici korkunç sesti.

(Müşrikıyn) Şafak vaktine girdikleri halde demektir. Başlangıcı sabah na­mazı vakti, sonu güneşin doğduğu zamandır. Bu sebeple önce (Musbıhıyn): Sa­bah vaktine girdikleri halde denmiş, daha sonra (Müşrikıyn): Şafak vaktine girdikleri halde denmiştir.

“Çığlığın yakalanması” onları kahretmesi ve tamamen hâkim olmasıdır. Bu ses kasabalarının ta göklere kadar yükseltilip sonradan da altüst edilmesi­ne ve üzerilerine pişmiş taşların gönderilmesine sebep olmuştur. Sayha, gökyü­zünden gelen helâkedici şiddetli sestir.

“Biz onların kasabalarının üstünü altına çevirdik. Üzerilerine kızgın taş­lar yağdırdık” ayetinin ihtiva ettiği mana budur. Yani biz şehrin üstünü, yerüs­tünde bulunan kısmını yerin dibine derinliklerine geçirdik. Ters-yüz ettik. On­ların üzerlerine ateşte pişirilmiş kızgın, taşlaşmış çamurdan taşlar indirdik.

Geçen ifadelerden anlaşılmaktadır ki bu ayet Allah’ın onlara üç çeşit azap­la azabettiğini bildirmektedir.

1- Korkunç şiddetli ses

2- Kasabaların ters-yüz edilmesi

3- Üzerlerine kızgın taşların yağdırılması.

Bundan sonra bu kıssadan alınacak ibreti zikrederek şöyle buyurdu: “Şüp­hesiz bunda ince düşünenler için nice ibretler vardır” Yani Lut kavmine gelen bu azab hakkında olaylardan ibret alan, küfür ve fuhuş ehline gelecek acıklı cezayı anlayan ince düşünceli ve feraset sahibi kimseler için nice ibretler var­dır.

Bu münasebetle şunu ilâve edebiliriz: Buharî’nin et-Tarih el-Kebîr kitabın­da, Tirmizî, İbni Cerir, İbni Ebî Hatim, Ebû Nuaym ve İbni Merdüveyh’in Ebu Said el-Hudrî’den rivayet ettikleri hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.)’in şöyle bu­yurduğu rivayet edilmektedir: “Müminin ferasetinden korkun. Çünkü o Al­lah’ın nuruyla bakar.” Bundan sonra Efendimiz (s.a.) şu ayeti okudu: “Şüphesiz bunda ince düşünenler için nice ibretler vardır.”

Bundan sonra Cenab-ı Hak Mekke halkı ve benzerlerini olanlardan ibret almaya yöneltti ve şöyle buyurdu: “O ülkenin harabeleri yolunuz üzerinde dim­dik ayakta durmaktadır.” Yani bu azabın isabet ettiği Sodom şehri bilinen bir yol üzerindedir. Oradan gelip geçen yolculara gizli-kapah değildir. Kalıntıları günümüze kadar ayakta kalmıştır. Hicaz-Şam yolu üzerindedir. Bir başka ayette ise şöyle buyurulmuştur: “Şüphesiz sizler sabah-akşam onların memle­ketlerinden geçiyorsunuz. Hiç düşünmez misiniz?” (Saffat, 37/137-138).

“Şüphesiz ki bunda müminler için ibret vardır” Yani Lut kavmine yaptığı­mız bu helak ve yok etme, Lut’u ve ailesini kurtarmamız hususunda Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için açık bir delil vardır. Yani bu kıssanın hede­finden gerçekten yararlananlar bu azabın Allah’ın peygamberlerinin intikamı­nı almak olduğunu idrak eden müminlerdir. Allah’a inanmayanlara gelince bu helaki tabiatın yaptığını ve yeryüzündeki bazı değişikliklerden kaynaklandığı­nı iddia etmektedirler. [1][8]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.