sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 63. VE 69. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 63. VE 69. AYET-İ KERİMELER
Haziran 8, 2026 09:57
7
A+
A-

Ümmetlerin Peygamber Yalanlama Adeti,

Kuranın Hidayet Ve Rahmet Kılınması, Kur’anı Açıklamak Hususunda Peygamberin Vazifesi

 

63- Allah’a yemin olsun ki, senden önceki ümmetlere de peygamberler göndermiştik. Şeytan onlara yaptıklarını hoş göstermiştik. Bugün onların dostu Şeytan’dır. Onlara acıklı bir azap vardır.

64- Biz Kitab’ı sana, ancak onlara ihtilâf ettikleri hususların gerçeğini açıklaman için ve iman eden bir topluluğa hidayet rehberi ve rahmet kaynağı ol­sun diye indirdik.

 

Açıklaması

 

Bu ayet, kavminin bilgisizlikleri ve O’nun peygamberliğinden yüz çevir­meleri sebebiyle Rasulüne gelen üzüntü dolayısıyla Allah tarafından yapılan bir tesellidir.

Allah’a yemin olsun ki biz senden önce geçen ümmetlere de peygamberler göndermiştik. Bu ümmetler peygamberlerini yalanladılar. Şeytan, onlara işle­dikleri küfür ve putlara tapma gibi amellerini güzel gösterdi. Bugün, onların dostu Şeytan’dır. Yani onlar azap ve işkence altına atılmışlardır.

“Şeytan bugün onların dostudur.” Yani -şu andaki durumları dikkate alı­nırsa- onların yanlış kanaatlerine göre dünyada onların yardımcısıdır. Fakat ahirette onlar için acıklı bir azab vardır. Burada “bugün” kelimesi dünya zama­nından ibaret sayılmıştır.

Bir başka görüşe göre: “Şeytan onların dostudur.” Yani kıyamet günü ce­hennem ateşinde onların yakın arkadaşıdır. Bu durumda bu kelimeyle gelecek­teki durum hikâye edilmektedir. Bu da cehennemde azap görmeleri halidir. Ya­ni Şeytan bugün onların yardımcısıdır. Ondan başka hiçbir yardımcıları yok­tur. Böylece onların yardımcısı olmadığını en beliğ şekilde ifade etmiştir. Kıya­met günü için de gayet meşhur olması sebebiyle el-yevm (bugün) ifadesini kul­lanmıştır.

Kendisi için kurtuluş çaresine sahip olmayan, onları kurtarmaya gücü yetmeyen bir sözde yardımcı, ne kadar kötüdür!. Onlar ahirette, elemi şiddetli bir azap vardır. Zira Şeytanın dostluğunun onlara faydası dokunmayacaktır.

Ya Muhammed! Sen, kavminin seni yalanlamalarına karşı üzülme. Senin için senden önceki peygamberlerde örnek vardır. Peygamberleri yalanlayan müşrikleri bırak. Şeytanın onlara yaptıklarını şirin göstermesi sebebiyle onlar tuzağa düştüler.

Bundan sonra, Cenab-ı Hak helakin ancak hüccetin beyan edilmesinden sonra olacağını açıkladı ve şöyle buyurdu:

“Biz sana Kitab’ı… indirdik” Yani biz sana Kur’an’ı açık bir hedefle indir­dik. Bu da inanç ve ibadetler hususunda ihtilâf eden insanlara beyanda bulun­ması böylece Hakkı batıldan ayırmalarına vesile olmandır. Kur’an insanların aralarında çekiştikleri konularda kesin ayrıcı çizgiler koymuştur. O, şaşkın ve sapık kalpler için hidayet rehberi ve kendisini tasdik eden ve kendisine sarılan topluluk için rahmet kaynağıdır. [1][16]

 

İlahı Kudretin Ve Tevhidin Delilleri Ve İnsanlara Verilen Çeşitli Nimetler

 

65- Gökten su indirip onunla öldükten sonra yeryüzüne tekrar hayat veren Al­lah’tır. Şüphesiz ki bunda işiten bir topluluk için büyük ibret vardır.

66- Sizler için elbette hayvanlarda da büyük ibret vardır. İşkembelerindeki yem artıklarıyla kandan meydana gelen saf ve kolayca içilebilen sütü size içiriri-riz.

67- Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden sarhoş edici -haram olan- içkiler ve güzel rızıklar edinirsi-zin. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir topluluk için büyük ibretler vardır.”

68- “Rabbin arıya vahyetti: Dağlarda,  aİaÇlarda ve yapılan kovanlarda yuva edin.

69- ” Sonra her çeşit mahsûlden ye! Rabbinin hazırladığı uygun yollardan git.” diye arıya ilham etti. Arıların karınla­rından içinde insanlar için şifa bulu­nan çeşitli renklerde içecek (bal) çıkar. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplu­luk için büyük ibretler vardır.

 

Açıklaması

 

Yüce Allah, Kur’anın inkarcılık sebebiyle ölü hale gelen kalplere hayat kaynağı kıldığını bildirdikten sonra aynı şekilde gökyüzünden indirdiği su ile ölü olan yeryüzünü dirilttiğini haber verdi ve şöyle buyurdu:

“Allah Teala yeryüzünde hayat, meyve veya istifade edilecek bir şey yok­ken ekin, ağaç ve meyvelerin yeşermesi sebebiyle yeryüzünün canlanmasına sebep olan su gökyüzünden inecek (yağmur yağacak) şekilde gökyüzünü yarat­tı.”

Burada mücerret kulak vermekle değil derin ve ince düşünüp iyice dinle­mek suretiyle sözü dinleyip manasını idrak edecek bir topluluk için Allah’ın birliğine, ilmine ve kudretine apaçık ayetler ve kesin deliller vardır. Bu delil Allah’ın birliğine, sadece O’na ibadet edilmesine ve ilâhlıkta tek olduğuna hissî bir delildir.

Allah’ın muazzam kudretine delâlet eden bir başka delil de hayvanın me­mesinden süt çıkmasıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar!. Deve, sığır ve koyun gibi hayvanlarda bizim kudretimize, rahmetimize, lütufla muamelemize delâlet eden büyük ders ve ibretler vardır. Zira biz onların karnından çıkan her türlü lekeden uzak, boğazdan kolaylıkla geçen, hiç kimsenin boğazında takılmayan tadı lezzetli, hazmı kolay sütü size içiriyoruz ki Allah bu katıksız sütü hayvanın işkembesine inen yemlerle kan arasından süzüp yaratmaktadır. Hayvanın karnından beyazlığı, tadı ve tatlılı-ğıyla işkembe ve barsaklardaki yiyeceklerin özünden, damarlardaki kan süzü­lüyor. Midedeki gıda hazmedilince onun özünden damarlara kan, memelere süt, böbreklere idrar, dışarıya da dışkı gönderiliyor. Bunlardan hiçbiri diğerini bulandırmayıp, ondan ayrıldıktan sonra karışmıyor, onu değiştirmiyor birbiri­ne etki etmiyor. Bu ilâhî kudrete ve sonsuz hikmete delildir.”

En’am lafzına uyularak Bütûnihi kelimesindeki zamir müzekker olmuş­tur. En’am kelimesi cemi manası ifade etmek için konulmuş müfred kelimedir.

Tıpkı raht, kavm, bakar, ganem kelimeleri gibi. Bazan lafza dikkat çekilir, za­miri müzekker kılınır, bazan manaya riayet edilir zamiri cem zamiri yani mü-ennes olur.

Bir başka delil ise hurma ve üzümlerin meyvelerinden elde edilen içecek­lerdir. Bu da geçen ayetteki hayvanlardan yararlanılacak bazı hususların be­yan edilmesinin peşinden zikredilen bitkilerin bazı yararlarının beyan edilme­sidir.

Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden… “sizin için hurma ve üzüm meyvelerinden yapılmış, sirke, şıra, şurup, üzüm suyu, hurma tatlısı ve suyu gibi çeşitli içeceklerde ve taze olarak tabiî olarak yediğiniz hurma ve üzümde alınacak ibretler ve öğütler vardır. Bu ifade haram olmadan önce sarhoşluk veren içkilerin mubah olduğuna delildir.

“Şüphesiz bu içecek ve yiyeceklerde Allah’n ayetlerini düşünmek ve incele­mek hususunda akıllarını kullanan bir topluluk için açık ayetler, ibretler var­dır. ” Burada aklın zikredilmesi çok uygun bir ifadedir. Çünkü akıl insanın en değerli varlığıdır. Bu sebeple aklı korumak için sarhoş edici içkiler haram kı­lınmıştır.

“Sarhoş edici içkiler” ve “güzel rızıklar” vasıfları zikredilmesi, meyvenin henüz mayalanmamış halde sarhoş etmeyecek şekilde yenmesinin “güzel rızık” olarak tavsif edilerek farklı ifade kullanılması, bu ikisini birbirinden ayırmak­ta sarhoş edici içkiyi kötülemekte ve sarhoş edici içkilerin haram edilmesine zemin hazırlamaktadır. Zira bu ayet içki veya sarhoşluk hakkında inen ilk ayettir. Rivayet edildiğine göre Peygamberimiz (s.a.) bu ayet indiğinde: “Rabbi-niz içkinin haram edilmesine hazırlık yapıyor” buyurmuştur.

Bu ayet cumhurun hurmadan yapılan sarhoş edici içki ile üzümden yapı­lan sarhoş edici içkinin aynı durumda olduğu şeklindeki görüşüne delildir. Sünnetin açıkladığı gibi buğday, arpa, mısır ve baldan yapılan diğer içkilerin durumu da aynen bunun gibidir.

İbni Abbas diyor ki: Seker hurma ve üzümlerin meyvelerinden yapılıp ha­ram edilen içki, güzel rızık ise bunların meyvelerinden helâl edilen sirke, reçel, hurma çeşitleri ve kuru üzüm gibi yiyeceklerdir. İbni Abbas bir başka rivaye­tinde; seker, haram olanı, er-nzku’1-hasen (güzel rızık), helâl olanıdır.

Bu ayette, hayvanlardan süt çıkarılması hurma ve üzüm meyvelerinden güzel rızıklar ve sarhoş edici içkiler çıkarılmasının beyan edilmesinden başka; bu âlemin her şeye kadir olan ve bütün fiillerinde hür ve bağımsız olan bir ilâhı olduğuna delâlet eden bir başka delil daha vardır. Bu da andan bal elde edilme­sidir. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu “Rabbin arıya vahyetti…” Yani ilham [2][17]

İnsan aklının idrâk etmekten âciz kaldığı bu acaip işleri arının nefsine yerleş­tirdi, onun içgüdüsü ve tabiatına bunları işledi.

Anlar guruplar halinde bir petekte yaşarlar. Her petekte en büyük cüsseli olan kraliçe arı başkanlık eder. Onun yanında erkek arılar gurubu ile işçi arı­lar denilen dişi arılar gurubu bulunmaktadır. Arılar en ince bir sistem içinde karşılıklı işbirliği içinde bir hayat tarzı yaşarlar. Çiçek sularını emer, onları bal ve balmumu olarak ifraz ederler.

Arılar şu şekilde hareket ederler:

“Dağlarda…yuva edin” Yani Allah arıya dağlarda, ağaçlarda yahut insan­ların evlerinde ve bağlarda yaptıkları kovanlarda içine sığınacağın yuvalar edin diye ilhamda bulundu, yol gösterdi.

Arı yuvasını son derece sağlam bir şekilde altıgen şeklinde altı köşesi de birbirine eşit olarak, hiçbir fazlalık olmadan hiçbir noksanlık bulunmadan ya­par. Bir kısmına bal bir kısmına da arı yavrularını yetiştirmek için balmumu depo eder.

An yuvasını aralarında zayi olan boş olan gedikleri önlemek için altı köşe­li yapar. Bir an yuvasından çıkınca toplulukla birlikte bir başka yere gider. Onu eski yerini döndürmek isterlerse musikî nağmeleri ve şarkılarla yuvasına döndürürler. Bütün bunlar son derece zekâ ve akla delâlet etmektedir.

“Sonra her çeşit mahsûlden ye.” Yani bütün çiçeklerin suyundan ister tatlı, isterse acı olsun, isterse bunun ortasında olsun, dilediğin kadar em. Bu her çe­şit meyveden yemesi için her şeyin hazır olduğu belirtilen, hem de kaderde be­lirlenen bir emir ve izindir.

“Rabbinin hazırladığı uygun yollardan git.” Yani meyvelerden yediğin za­man Allah’ın bal yapmak, bu meyveleri elde etmek ve rahat bir şekilde kovan­lara dönmek hususunda Rabbinin sana izlemeyi emrettiği yollan aynen izler.

An kendisi için gıda ararken kanatlanyla hiç farketmeden erkek çiçek to-humlannı dişi çiçek tohumlanna taşır. Bu Allah’ın annın içgüdüsüne yerleştir­diği bir görev olup, mücerret tesadüf veya tabiî bir olay yahut içgüdü ile ilgili bir durum değildir. Bu kâinatta sonunda yaran yine insana ait olan belirli rol­leri oynayan canlı varlıklann üstlendikleri fıtrî görevlerden bir parçadır. Yara­tan, her şeyin gerçek sahibi olan, ezici bir güce sahip olan her şey için bir sebep yaratan Allah’ı tenzih ederiz!

“Arıların karınlarından … bir içecek (bal) çıkar.” Yani annın karnından beyaz, san, kırmızı gibi çeşitli renklerde içinde insanlann hastalıklannın pek çoğu için şifa ve yarar bulunan, pek çok ilâç ve tabiî tedavi terkiplerinde kulla­nılan “bal” denilen bir içecek çıkar.

Cenab-ı Hak balı şu üç sıfatla zikretti:

  1. a) içecek oluşu: Ya olduğu gibi içilir, yahut ondan şurup ve şerbet gibi içe­cekler yapılır.
  2. b) Kırmızı, beyaz, san gibi çeşitli renklerde oluşu.
  3. c) Pek çok hastalık için şifa sebebi oluşu.

Buhari ve Müslim’in Sa/uMerinde Ebu Said el-Hudrî’den rivayet ettikleri­ne göre: Bir adam Rasulullah (s.a.)’a geldi.

-Kardeşim ishale yakalandı, dedi. Efendimiz (s.a.)

-“Ona bal içir” dedi. Bu zat gidip kardeşine bal içirdi. Sonra geldi.

-Ya Rasulallah! Kardeşime bal içirdim. İshali arttı dedi. Efendimiz (s.a.) yine ona:

-“Git, kardeşine bal içir” dedi. Sonra yine geldi: -“Ya Rasulallah! İshali daha çok arttı” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.):

-“Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi. Git, ona bal içir” de­di. Gitti, tekrar bal içirdi ve kardeşi şifaya kavuştu.

Bazı eski tabipler bu olayı şöyle açıklamışlardır: Bu adamın midesinde ba­zı zararlı artıklar vardı. Sıcak bal içince bu maddeler çözüldü ve süratle çık­mak istedi. Bu durum onun ishalini artırdı. Arabî bunun ona zarar verdiğini zannetti. Halbuki bu durum kardeşi için yararlı idi. Sonra kardeşine yine bal içirdi. Yine çözülme ve dışarı çıkma arttı. Sonra yine bal içirdi. Nihayet bedene zararlı bütün bozuk artıklar gitti. Karnı eski haline döndü, midesi düzeldi ve Rasulullah (s.a.)ın irşadı ve işareti ile bütün acı ve elemler yok oldu.[3][18]

Buharî, İbn Abbas (r.a.)’dan şu hadisi rivayet etmektedir: “Üç şeyde şifa vardır: Kan alan kimsenin bıçağında, bal şerbetinde veya ateşle yapılan dağla­mada şifa vardır. Ben ümmetimi ateşle dağlama yapmaktan nehyederim.”

İbni Mace el-Kazvinî, İbn Mes’ud (r.a.)’dan Peygamberimiz (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “İki şifaya; Kur’an ve bala riayet edin.”

Bal, vücuda direnç ve gıda vermektedir. Zırnık, civa, altın ve morfin’den olan zehirlenmelere karşı, ciğer hastalıkları sebebiyle meydana gelen idrar ze­hirlenmesine ve mide-barsak rahatsızlıklarına karşı, tifoid gibi ateşli zehirlen­melere, akciğer iltihabı, beyin zan iltihabı ve kızamık ve göğüs anjini, kalp za­yıflığı, beyin rahatsızlığı ve şiddetli böbrek iltihaplarına karşı bal tavsiye edil­mektedir.

“Şüphesiz ki bunda düşünen bir topluluk için büyük ibretler vardır.” Arı hakkında anlatılan bu hususlarda Allah’ın hayret verici sanatını, yaratıcılık vasfını, bu âlemin düzeninde hikmet ve maslahatı gözetmesini düşünen bir topluluk için Allah’ın varlığına ve kudretine delâlet eden apaçık deliller vardır.

Arıyı altıgen yuvalar yapmak gibi ince bilgiler verilmiştir. Çiçekler, ağaç ve yaprakların uçlarında bal yapılacak maddeleri gösterilmiştir. Yine ağaçlar ve bitki yapraklarının ucuna atılan havadaki faydalı parçaları toplama işi arı­ya gösterilmiştir. [4][19]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.