sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 70. VE 74. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 70. VE 74. AYET-İ KERİMELER
Haziran 9, 2026 09:57
4
A+
A-

Allah’ın Kudretine Ve Tevhidine Delalet Eden İnsanların Bazı Hayret Verici Durumları

 

70- Sizi Allah yarattı, sizi yine O öldüre­cektir. İçinizden bir kısmınız eşyayı da­ha önce bildiği gibi bilmesin diye, en âciz devreye geri döndürülür. Şüphesiz ki Allah her şeyi en iyi bilen ve her şeye kadir olandır.

71- Allah rızık yönünden bir kısmınızı diğerlerinden üstün kılmıştır. (Rızık yönünden) Üstün kılınanlar emirleri­nin altında bulunanlara nzıklarını ver­mezler. Halbuki hepsi bu konuda (Al­lah’ın kulu olma hususunda) eşittirler. Hâlâ Allah’ın nimetlerini inkar mı edi­yorlar?

72- Allah size kendi cinsinizden eşler yarattı. Size eşlerinizden oğullar ve to­runlar verdi. Sizi helâl ve güzel şeylerle rızıklandırdı. Hâlâ batıl şeylere mi ina­nıyorlar, Allah’ın nimetlerine nankör­lük mü ediyorlar?

73- Allah’ı bırakıp da kendileri için ne göklerde ne de yerde rızık elde edebi­len ve buna asla güçleri yetmeyen şey­lere tapıyorlar.

74-  Artık Allah’a ortaklar koşmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.

 

Açıklaması

 

Allah’ın kudret, azamet ve ulûhiyetinin tecellileri ve nimetleri bir bir say­ma konusundaki ayetler devam etmektedir. Burada zikredilenler insanla ilgili olanlardır.

Allah Teala, insanın gelişim merhalalerini zikrediyor kendisinin insanları yoktan varettiğini, bundan sonra da onların canını kendisinin alacağını, içle­rinden bir kısmının ömrünü iyice bunaklık, acizlik gelinceye kadar erteleyece­ğini beyan etti. Şöyle buyurdu:

“Sizi Allah yarattı…” Yani ey Ademoğullan siz hiçbir şey değilken sizi Al­lah varetti. Sonra da ömürleriniz için belirli eceller tahdit etti. Sizden bir kıs­mınızı ecelleriniz bitince O, öldürecektir. İçinizden bir kısmınız da yaşlanacak, güçleri ve duyuları zayıflamış ve bunamış halde, yahut tamamen gücünü ve duyularını kaybetmiş, hafızası ve bilgisi azalmış halde hayatının en âciz ve en kötü durumuna düşecektir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren sonra kuvvetin ardından tekrar güç­süzlük ve ihtiyarlık veren Allah’tır.” (Rum, 30/54).

“Biz kimi uzun ömürlü kılarsak yaratılışını tersine çevirir, kuvvetten sonra acizliğe düşürürüz…” (Yasin, 36/68).

“….Yemin olsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık. Sonra da onu aşağı­ların en aşağısı olan ‘Esfel-i safîlîn’e indirdik.” (Tîn, 95/4-5).

Buharî ve İbni Merduveyh, Enes b. Malik (r.a.)’den rivayet ediyorlar ki: Rasulullah (s.a.) şöyle dua ediyordu: “(Allahım!) Cimrilikten, tembellikten, aşırı derecede yaşlılıktan, hayatın en âciz halinden, kabir azabından, deccal fitnesin­den, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım.”

Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a.) hadisinde ise: “Hayatın en âciz haline döndürül­mekten sana sığınırım.” buyurulmuştur.

Hz. Ali (r.a.)’den rivayet edildiğine göre: Hayatın en âciz hali 75 yaştır. An­cak bu daima doğru olan bir durum değildir. Belki de geçmişteki umumî durum böyle idi.

“Eşyayı daha önce bildiği gibi bilmesin diye…” Yani onu hayatın en âciz durumuna geri döndürünüz. Nihayet çocukluk vaktinde olduğu gibi hiçbir şeyi bilmez, cahil ve hafızasının zayıflığı sebebiyle çok unutkan olur.

Şüphesiz ki Allah her şeyi en iyi bilendir. İnsanı hikmete uygun olarak güçlü veya güçsüz hale koyar. O her şeye kadirdir, onu hiçbir şey âciz bıraka­maz.

Bu insanların ömürlerindeki farklılıktır. Cenab-ı Hak bundan sonra rızık-lardaki farklılığı beyan ederek şöyle buyurdu:

“Allah rızık yönünden bir kısmınızı diğerlerinden üstün kıldı.” Yani Allah sizleri rızıklarda farklı farklı kıldı. Geçim şartlarının gerektirdiği hikmet ve bizzat insanların umumî menfaatleri sebebiyle ve birbirinize imtihan vesilesi olsun diye zengin, fakir ve orta tabakada insanlar vardır.

Rızık hususunda üstün kılınanlar yani mülk sahibi kimseler, efendiler n-zıklarını kendileri ile emirleri altında bulunan kimseler arasında eşitlik esası­na uygun olarak pay edemezler. (Halbuki onlar Allah’ın huzurunda eşittirler.)

Bu misâl, Allah’ın ibret için verdiği bir misaldir. Bunun neticesi şudur: Siz kendiniz ile -insan olma hususunda sizden farklı bulunmayan- hizmetçileriniz arasında bu eşit rızık taksimine razı olmadığınıza göre, nasıl olur da Yaradan ile yaradılanı yahut O’nunla bu putları birbirine eşit görüyorsunuz? Bana be­nim kullarıma ve yarattığım varlıklara bile yakışmayacak şeyleri ortak koşu­yorsunuz?

Bu misali, bir başka ayet şöyle açıklamaktadır: “Allah size bizzat kendiniz­den misal verdi. Hiç sizler sahip olduğunuz kölelerin size verdiğimiz rızıklarda ortaklarınız olup sizinle eşit paya sahip olmalarına razı olur musunuz? Birbiri­nizden çekindiğiniz gibi onlardan da çekinir misiniz?” (Rum, 30/28).

“Hâlâ Allah’ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?” Yani siz hâlâ putlara tapmmakla Allah’a ortak mı koşuyorsunuz? Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini inkâr mı ediyorsunuz? Çünkü Allah’a ortak koşan bazı nimetleri ve hayırları bu ortak koştuğu şeye nisbet eder. Böylece bu nimetlerin Allah Teala tarafin-dan olduğunu inkâr etmiş olur.

Yahut siz, bütün bu açıklamalardan ve Allah’ın birliğine delâlet eden ve her akıl sahibinin anlayabileceği bu delillerin ispatından sonra üzerinizdeki Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorsunuz? Bu ifade ile müşriklerin kendi üzerle­rindeki Allah’ın nimetlerini inkâr etmeleri yadırganmaktadır.

Allah Teala’nın kullarına çok kıymetli başka nimetleri de vardır: “Allah, size kendi cinsinizden eşler yarattı” Yani Ey Allanın yarattığı kullar!. Allah size ünsiyet, insicam, ülfet ve ihtiyaçlarınızın görülmesi için sizin cinsinizden ve si­zin şeklinizden eşler yarattı. Bu eşleriniz başka çeşit varlıklar olsalardı orada sıcak kalplilik, sevgi ve rahmet olmazdı. Erkek ve dişilerin aynı cinsten olma­ları O’nun rahmetindendir.

Allah Teala bundan sonra eşlerden oğullar ve torunlar verdiğini zikretti.

“Sizi helâl ve güzel şeylerle rızıklandırdı.” Size dünyada yiyecek, içecek, gi­yecek, ev ve bineklerin en güzelinden ve helâlinden verdi.

“Onlar hâlâ batıla mı inanıyorlar?” Batılı mı tasdik ediyorlar? Putların fayda ve zarar verme hususunda Allah’ın ortaklan olduğuna, putların Allah’ın huzurunda şefaatçi olacaklarına, Allah’ın helâl ettiği Bahire, Sâibe ve Vasile gibi etleri helâl ve temiz hayvanlardan kendilerine haram olduğuna Allah’ın haram kıldığı ölü eti, kan, domuz eti ve putlar adına kesilen kunbanlarm ken­dilerine helâl olduğuna mı inanıyorlar?

Bu ifade bu batıl, geçersiz, asılsız hükümlere karşı bir azarlama ve ihtar hoş ve temiz şeyleri helâl, çirkin ve kötü şeyleri haram kılma suretiyle Allah’ın nimet verdiğine işarettir.

“Onlar Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük mü ediyorlar?” Bu değerli ni­metleri inkâr edip bunları put, heykel gibi yaratıcıdan başka varlıklara mı nis­bet ediyorlar? Allah’ın nimetlerini örtüyorlar.

Sahih hadiste şöyle buyurulmuştur: “Allah kıyamet günü kuluna minnet ederek (yaptığı ihsanları beyan ederek) şöyle der: Seni evlendirmedim mi? Sa­na ikramda bulunmadım mı? Atları, develeri senin emrine vermedim mi? Seni şerefli kılmadım mı? Bolluğa kavuşturmadım mı?”

Bundan sonra Cenab-ı Hak, Allah’la birlikte başkasına tapan müşrikleri haber verdi. Halbuki nimet veren, lütufta bulunan, yaratan, rızık veren sadece O’dur. O’nun ortağı yoktur. Bununla birlikte onların Allah’ı bırakıpta kendileri için ne göklerden ne de yerden nzık elde edebilen putlara, eş ve ortaklara, hey­kellere taptıklarını açıkladı:

O Allah’a şirk koşanlar, kendileri için yer ve gökten nzık temin etme gücü olmayan, yağmur yağdıramayan bitki ve ağaç yeşertemeyen, hatta kendileri­nin rızkını bile elde edemiyen, kendileri ve başkaları için rızık yardımına hak kazanmayan, isteselerde buna muktedir olamayan şeylere putlara tapıyorlar.

“Buna güc getiremezler.” sözünün manası hem mülkleri yoktur, hem de bu­nu elde etme imkânı yoktur. Zira bir şeye malik olmayan herhangi bir yolla ona sahip olabilir. Bundan dolayı Cenab-ı Hak bu putların buna malik olmadı­ğını aynı zamanda mülk edinmelerine güç ve imkânlarının bulunmadığını be­yan etmiştir.

“Yestatîûne” fiili bilgi sahibi olabilen varlıklar için kullanılan (vav-nûn) ile cemi yapılmış. Burada putların tanrılar oldukları şeklindeki batıl inançları dikkate alınmıştır.

Anlatılan konuların neticesi şudur: Artık Allah’a ortaklar koşmayın. Ona eş, ortak, benzer yakıştırmayın. Onu yarattığı mahlûkata benzetmeyin.

İbni Münzir ve İbni Ebî Hatim, bu ayet hakkında İbni Abbas’m sözünü naklederler: Benimle birlikte benden başkasını ilâh edinmeyin. Çünkü benden başka ilâh yoktur.

“Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Şüphesiz ki Allah ilim sahibidir, ken­disinden başka ilâh olmadığına da şehâdet etmektedir. Siz bilgisizliğiniz sebe­biyle O’na başkalarını şirk koşuyorsunuz. Allah bu putlara tapınmanız sebe­biyle üzerinizdeki şiddetli cezayı biliyor. Onlara tapmayı terkedin. Siz ise bile­mezsiniz. Şayet bilseydiniz putlara tapınmayı terkederdiniz. Bu onların suçla­rının, küfürlerinin ve isyanlarının büyüklüğüne karşı şiddetli bir tehdit ve put­perestlere bir reddiyedir. [1][20]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.