sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA AHZAB SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER

TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA AHZAB SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
Haziran 11, 2026 09:56
8
A+
A-

AHZAB SURESİ

 

Ahzab Suresi yetmiş üç âyettir. Medine’de nazil olmuştur.

Bu mübarek surede, savaştan, aile hukukundan, soy al münasebetlerden ve daha birçok hususlardan bahsedilmekte, meseleler hakkında hükümler konul­makta ve insan hayatı için lüzumlu olan birçok kaideler vazedilmektedir.

Sure-i Celile öncelikle bazı ilahi gerçekleri beyan edip biz müminlerin dikkatini çekiyor.

Sure-i celilede, Zmar yapmanın hükmü, evlat edinmenin caiz olmadığı, Peygamber efendimizin hanımlarının müminlerin annelerinin sayıldığı, mirasçı olmaya kimlerin daha layık oldukları beyan ediliyor. Bundan sonra Hendek har­binin cereyanı anlatılıyor.

Bu savaş, Hicretin beşinci yılında meydana gelmiştir. Düşman gelip Medine’yi muhasara etmiş, müminler de şehrin etrafına Hende kazarak müdafa-ya geçmişlerdi. Müminlerin içinde bulunan münafık ve bozguncular, gelen düş­man ordusu karşısında müminlerin maneviyatını bozmaya çalışmışlar ve bu hu­susta çok uğraşmışlardır. Fakat sonunda Allah teala müminlere yardım etmiş, müdafa hatlarını aşamayan düşman, dehşetle esen soğuk bir rüzgarın tesiriyle dağılıp gitmiş ve mağlup olmuştur. İşte Sure-i Celile “Ahzab” adını buradan al­mıştır.

Sure-i Celilede bundan sonra Peygamber efendimizin hanımlarına hitab ediliyor ve onların diğer kadınlar gibi olmadıkları, cahiliye kadınları gibi açılıp saçilmamaaln, namazı kılıp, zekatı verip Allaha ve peygamberine itaat etmeleri emrediliyor.

Peygamber efendimizin, evlatlığı Zeyd’den boşanan Hz. Zeyneb’le evlen­diği beyan ediliyor. Böylece evlatlık ilişkinsinin şer1! bir hükmünün bulunmadı­ğı, evlat edinilen kimselerin boşadıkları hanımlarla evlat edenlerin evlenebile­cekleri hükme bağlanıyor.

Nikah akdedildikten sonra kendilerine dokunulmadan boşanan kadınların iddet bekleme mecburiyetlerinin bulunmadığı beyan ediliyor. Ve evlenmekte, Peygamber (s.a.v.)in, diğer müminlere göre bazı ayrıcalıkları bulunduğu açıkla­nıyor.

Mümin kadınların kimlere mahrem oldukları, dolayısıyla hangi erkeklere görünüp hangilerine görünemeyecekleri beyan ediliyor.

Peygamber (s.a.v.)in hanımları, kızlan ve diğer bütün mümin kadınların, evlerinden dışarı çıktıklarında, çarşaf vb. dış örtülerini üzerlerine almaları emre­diliyor.

Peygamberimize kıyametin ne zaman kopacağının sorulduğu beyan edili­yor ve bunu, Allahtan başka hiçbir kimsenin bilemeyeceği haber veriliyor.

Emanetin, göklere, yere ve dağlara teklif edildiği fakat onlann bunu ka­bul etmedikleri, insanın ise bu emaneti kabul ettiği çünkü insanın çok zulumkâr ve çok cahil olduğu, yani aldığı bu emanetin ve yükün ona ne gibi mükellefiyet­ler getireceğini düşünmeden bu ağır yükü kabullendiği beyan ediliyor ve bunun neticesinde de münafık ve müşriklerin cezalandırılacakları, Allanın, tevbe eden­leri ise affedeceği beyan edilerek Sure-i Celile sona eriyor.[1][1]

 

Rahman ve Rahim olan Allanın adıyla.

 

1-  Ey Peygamber, AHahtan kork. Kâfirlere ve münafıklara uyma. Şüphesiz Allah, herşeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. [2][2]

 

2- Sen, sadece rab binden sana vah yol un ana uy. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. [3][3]

 

3- Allaha tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

Ey Peygamber, Allaha itaat ederek, farz kıldığı emirleri yerine getirerek, haram kıldığı şeylerden kaçınarak Allahtan kork. Sana “Müminlerin zayıflarını yanından kov.” diyen kâfirlere ve görünüşte sana öğüt verirgibi görünen müna­fıklara itaat etme. Onlann görüşlerini alma. Zira onîar senin düşmanlarındır. Al­lah onlann içlerinde gizlediklerini ve açıktan söyledikleri sözleriyle neyi kasdet-tiklerini çok iyi bilendir. Senin ve sahabilerinin ve bütün yarattıklarının işlerini sevk ve idare etmekte hüküm ve hikmet sahibidir. Sen, rabbinden sana indirilen vahiy ile,, Kur’anın âyetleriyle amel et. Şüphesiz ki Allah, senin ve sahabilerinin ne ile amel ettiğinizden haberdardır. O size, amellerinizin karşılığını verecektir. Ey Muhammed, işini Allaha havale et ve ona güven. Allah, vekil olarak sana yeter. O seni korur. [4][4]

 

4- Allah, bir adamın göğsünde iki kalb yaratmadı. Allah (sen bana anamın sırtı gibisin) diyerek “Zıhar” yaptığınız karılarınızı analarınız kıl­madı. Evlatlarınızı da (öz) oğullarınız yapmadı. Bunlar sizin ağzınıza gelen (boş) sözlerinizdir. Allah “Hakkı” söyler. Doğru yolu o gösterir.

Âyet-i Kerimede “Allah, bir adamın göğsünde iki kalb yaratmadı.” bu-yuruluyor. Bu ifadeden neyin kasdedildiği hususunda çeşitli izahlar yapılmıştır.

Bazı müfessirlere göre bu ifadeden maksat, Allah tealanm, Resulullahı iki kalbli olarak vasıflandıran münafıkları yalanlamasıdır. Bu hususta Ebu Zab-yan diyor ki:

“Biz, Abdullah b. Abbas’tan “Allah teala bu sözüyle neyi kasdetti?” diye sorduk. O, şöyle dedi: “Birgün Resulullah kalkıp namaz kılmaya başladı. Bu sı­rada olduğu yerde bir harekette bulundu. Bunun üzerine onunla beraber namaz kılan münafıklar: “Görmüyor musunuz bunun iki kalbi var. Bîr kalbi sizinle be­raber bir kalbi de diğerleriyle beraber.” Ve işte bunun üzerine Allah teala bu âyeti indirdi.[5][5]

Bazılarına göre ise bu ifadeden maksat, Kureyş’tent iki kalbli olduğu id­dia edilen bir adamm böyle olmadığını bildirmektir.

Abdullah b. Abbas’tan nakledilen diğer bir rivayette deniyor ki: “Kureyş kabilesinde bir adam vardı. Bu adam akıllı bir kimseydi. Bu sebeple onun iki kalbinin bulunduğu ve bunların herbiriyie özel şeyler idrak ettiği iddia ediliyor­du. İşte bu âyet nazil oldu ve bu iddiayı reddetti.

Mücahid, Katade, Hasan-ı Basrî ve îkrime bu âyeti bu şekilde izah etmiş­lerdir: Taberi de bu görüşü tercih etmektedir.

Başka bir izah şekline göre ise bu ifadeden maksat, Resululîahın yanında büyüyen Zeyd b. Hârise’nin onun oğlu olmadığım açıklamaktır. Âyet-i Kerime olayı bir misalle açıklamaktadır. Yani, bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalb ol­madığı gibi bir kimsenin besleyip büyüttüğü çocuk da onun asıl evladı sayıla­maz. Bu görüş, Zührî’den rivayet edilmektedir.

Âyet-i kerimede: “Allah, (Sen bana anamın sırtı gibisin) diyerek zıhar yaptığınız kanlarınızı analarınız kılmadı.” buyuruluyor. Bu ifade cahiliye döne­mindeki bir adete işaret etmekte ve onun yasaklandığım beyan etmektedir. “Zı­har yapma” denen bu adet şöyle oluyordu:

ZIHAR: Bir kişinin, hanımına, “Sen benim için anamın sırtı gibisin.” de-mesidir. Yani, anam bana nasıl haram ise sen de bana öyle haramsın.” demektir. Âyet-i kerimede, bu sözün, ağızlarda gelişigüzel söylenen bir söz olduğu­nu bu sözü söyleyen bir kimseye, hanımının, annesi gibi olmayacağı beyan edi­liyor. Ancak bunu söyleyene, ceza olarak keffaret ödemesi ve böylece insanla­rın bu çeşit sözleri söylemekten men edildikleri beyan ediliyor.

Âyette: “Allah, evlatlıklarınızı da öz oğullarınız yapmadı.” buyuruluyor. Âyet-i kerimenin bu bölümü, islamdan önce insanların uyguladıkları “Evlatlık” müessesesini ortadan kaldırmaktadır. Bu cahiliye adetine göre kişi, başkasının çocuğunu alıp evlat edinirdi ve evlat edindiği çocuk o adamın öz evladı gibi ka­bul edilirdi. Evlat edinen kişi, evlatlığı ile evlenemezdi. Birbirlerine mirasçı olurlardı ve bunlar, birbirlerinin mahremi kabul edilirdi. İşte âyet-i kerime bu adeti kaldırmakta, evlatlığın, öz evlat olmadığını bildirmektedir.

Peygamber efendimizin yanında büyüyen Zeyd b. Harise de Peygamberi­mize nisbet ediliyor ve kendisine “Muhammed’in oğlu.” deniyordu. Bu âyet nazil olduktan sonra artık böyle söylenmesi yasaklandı. Daha sonra da izah edi­leceği gibi Resulullah (s.a.v.) Zeyd b. Hârise’nin boşadığı Zeyneb Bint-i Cahş iie, Allah tealanm bu husustaki emri gereği olarak evlendi. Böylece tatbiki ola­rak, evlatlığın, bir insanın öz evladı gibi olmayacağını gösterdi. [6][6]

 

5- Evlatlıkları babalarının adıyla çağırın. Bu, Allah nczdinde daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarımzdır. Yanlışlıkla babalarından başka bîrinin adıyla çağırmanız halinde size bir günah yoktur. Fakat bunu kasden yaparsanız günaha gi­rersiniz. Allah, çok affedicidir, çok merhametlidir.

Abdullah b. Ömer (r.anhüma) diyor ki:

“Bu âyet-i kerime ininceye kadar biz, Resulullahın azadh kölesi Zeyd b. Hârise’ye: “Muhammed’in oğlu Zeyd” diyorduk. [7][7]

Bu rivayetten de anlaşıldığı gibi, evlatlıklar, kendilerini büyütenlere “ba­ba”, diyemezler. Bu kimseler, kendilerini büyütenlerin oğludur denemez. [8][8]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.