sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 120. VE 124. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NAHL SURESİ 120. VE 124. AYET-İ KERİMELER
Haziran 18, 2026 09:57
10
A+
A-

Hz. İbrahim (A.S.), Onun Dinine Uyma Emri, Yahudilerin Cumartesi Gününe Saygı Göstermeleri

 

120- Şüphesiz ki İbrahim Allah’a boyun eğen, tevhid dininde olan bir önderdi. Hiçbir zaman müşriklerden olmadı.

121-  Rabbinin nimetlerine şükrederdi. Allah O’nu (peygamberlik için) seçti ve doğru yola şevketti.

122-  Biz dünyada İbrahim’e iyilik ver­dik. Şüphesiz ki o ahirette de salih kimselerdendir.

123-  (Ey peygamber!) Sonra sana biz: Hakka yönelen müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine tabi ol, diye vahyet-tik.

124- Cumartesi gününe hürmet, sadece bu hususta ihtilaf edenlere (Yahudile­re) farz kılındı. Rabbin muhakkak ki kıyamet gününde ihtilâf ettikleri hu­suslarda onların arasında hükmede­cektir.

 

Açıklaması

 

Allah Teala muvahhidlerin önderi, Peygamberler babası Hz. İbrahim’i öv­mekte, O’nun müşriklerden, Yahudilik ve Hristiyanlıktan uzak olduğunu bil­dirmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“Şüphesiz ki İbrahim Allah’a boyun eğen tevhid dininde olan bir önderdi…” Allah Teala Hz. İbrahim (a.s.)’ı şu dokuz sıfatla tavsif etti:

1- Hz. İbrahim bir ümmetti. Yani hayır sıfatlarında kemale erdiği için baş-lıbaşına bir ümmet idi. Ayetin manası şudur: İbrahim kendisine tabi olunacak bir önder idi.

2- Hz. İbrahim Allah’a boyun eğen, huşu sahibi Allah’a itaat eden, emrini yerine getiren bir şahsiyetti.

3- Hz. İbrahim hanifidi. Yani şirki ve batılı reddedip tevhide yönelmişti.

4- Hz. İbrahim müşriklerden olmamış, küçük yaşında ve büyüklüğünde muvahhidlerden olmuştu. O, zamanının kralına (Nemrud’a): “Benim Rabbim can veren ve öldürendir.” (Bakara, 2/258) demişti. O putlara ve yıldızlara tapın­mayı “Ben böyle (doğup da sonradan) kaybolanları sevmem.” (En’am, 6/76) diy­erek reddetmiş, sonra da putları kırmış ve onu ateşe atmışlardı.

Bu ayetin benzeri şu ayettir: “İbrahim ne bir Yahudi, ne de bir Hristiyan idi. O sadece Allah’ı birliğini tanıyan bir müslümandı. O müşriklerden değil­di.” (Âl-iİmran, 3/67).

5- Hz. İbrahim üzerindeki Allah’ın nimetlerine karşı şükredici idi.

“En’um” kelimesi, her ne kadar cem’i kıllet olsa da bundan murad onun Allah’ın bütün nimetlerine karşı bu nimetler az da olsa şükredici olmasıydı, pek çok nimetlere karşı şükretmesi tabii ki daha evladır.

Bu ayet şu ayet gibidir: “Vefakarlık yapan (verdiği sözünde duran) İb­rahim.” (Necm, 53/37) Yani İbrahim, Allah’ın kendisine emrettiği her şeyi yer­ine getirdi demektir.

Bu ifade Kureyş ve benzerleri gibi Allah’ın nimetlerini inkâr eden kim­selere bir ta’riz niteliğindedir.

6- Hz. İbrahim’i Rabbi seçmişti. Onu peygamberlik için seçmiş, seçkin bir kul kılmıştı. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki biz daha önce İbrahim’e de rüşdünü verdik. Biz onu gayet iyi bilenleriz.” (Enbiya, 21/51).

7- Allah Hz. İbrahim’i doğru yola iletti. Yani Allah’a davet etme, Hak dine teşvik etme ve batıl dinden nefret ettirme hususunda hidayete erdirdi. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Bu, benim dosdoğru yolumdur.” (En’am, 6/153).

8- Allah, Hz. İbrahim’e dünyada iyilik -itabar- verdi. Allah, onu bütün in­sanlara sevdirdi. Bütün dinlerin mensupları -ister müslümanlar, isterse Yahu­di ve Hristiyanlar olsun- onu kabul etmektedirler. Kureyş kâfirleri ve diğer Arapların ise ondan başka iftihar vesileleri yoktur. Bu Hz. İbrahim’in şu duasının kabul edilmesi sebebiyle olmuştur. “(Allahım! )Sonrakiler içinde benim için güzel bir itibar ihsan eyle.” (Şuara, 26/84).

9- Hz. İbrahim ahirette de sahillerdendir yani salihler zümresindendir. Bu konudaki şu duası da böylece gerçekleşecektir: “Ey Rabbim! Bana hüküm ih­san et ve beni salihlere kat.” (Şuara, 26/83).

Salihlerle beraber olması kendisinin salihlerin en yüce makamlarında ol­maması demek değildir. Bunun delili şu ayettir: “İşte bunlar kavmine karşı İb­rahim’e verdiğimiz hüccetlerdi. Biz kimi dilersek onu derece derece yüksel­tiriz…” (En’am, 6/83).

Hz. İbrahim’in bu sıfatlarının, bir bir sayılmasından sonra Allah peygam­berine ona tabi olmayı emrederek şöyle buyurdu:

“Sonra sana biz: Hakka yönelen, müşriklerden olmayan İbrahim’in dinine tabi ol, diye vahyettik.”

Ey Rasul! İbrahim’in kâmil bir şahsiyet oluşu, tevhid inancının ve gittiği yolun doğruluğuna binaen sana: Hanif olan Hakka yönelen bütün dinleri, şirki ve batılı reddedip tevhid dinine yönelen ve hiçbir zaman da müşrik olmayan İbrahim’in dinine tabi ol, diye vahyettik.

“Hiçbir zaman müşrik olmadı” cümlesi daha fazla te’kid içindir. Bu Hz. İb­rahim’in dinine tabi olmanın sadece temel esaslarda yani tevhide faziletli ah­lâk ve amellere davet hususunda olduğuna delâlet etmektedir.

‘Fürû’ (seri hükümler) hususunda “(Ey ümmetler!) Biz sizin her biriniz için ayrı bir şeriat ve yol kıldık.” (Maide, 5/48) ayetinin delaletiyle durum değişiklik arzedebilir. Bu durumda zamandaki ilerlemelere, aklın gelişmesine, insanî olgunluğa, milletlerin ve halkların durumlarının dikkate alınmasına göre (ana esaslar çerçevesinde) farklılık meydana gelebilir.

“Sümme evhaynâ…” cümlesinde “sümme” kelimesinin zikredilmesi Rasulullah (s.a.)’ın mertebesinin yüceliğine delâlet eder. Ayrıca İbrahim Halil (a.s.)’a verilen en şerefli ikram ve en değerli nimet Rasulullah (s.a.)’m onun yoluna onun dinine tabi olmasıdır.

Hz. İbrahim’e tabi olarak Hz. İbrahim’in de Hz. Peygamber (s.a.) gibi ibadet için cuma gününü seçmiş olmasını gerektirmektedir. Çünkü bu gün Al­lah’ın yaratmayı kemale erdirdiği kullarına olan nimetini tamamladığı gündür.

Yahudilerce cumartesi gününün hürmete layık görülmesi konusunda Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Cumartesi (gününe hürmet) sadece bu hususta ihtilaf edenlere (Yahudilere) farz kılındı.” Yahudiler, bu günü tercih et­mişlerdir. Zira bu gün Cenab-ı Hakkın yaradılışı tamamladığı cuma gününden sonra mahlukatından hiçbir şeyi yaratmadığı gün olduğu için Yahudiler bu günü tercih etmişlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak da tevrat şeriatında bu güne hürmet etmeyi Yahudilere farz kıldı.

Cumartesi gününe hürmet, Hz. Musa’nın Yahudilere cuma gününe hür­met etmelerini emredip onların da cumartesi gününü tercih etmeleri üzerine o güne hürmet etmeleri konusunda Peygamberleri Hz. Musa’ya karşı ihtilaf eden Yahudilere farz kılınmıştı. Yahudilerin cumartesi gününde ihtilaf etmeleri bu gün hakkında peygamberlerine karşı ihtilaf etmeleri şeklindedir. Yoksa Yahudilerden bir kısmı cumartesi gününü tercih edip diğer bir kısmı ise bu günü tercih etmemiş değildir. Zira Razî’nin de doğruladığı gibi[1][33] Yahudiler bu konuda ittifak etmişlerdir.

Zemahşerî diyor ki: “Mana şudur: Cumartesi gününün vebali -yani dün­yada maymuna çevrilmeleri cezası- bu konuda farklı tavır sergileyen Yahudilere verilmiştir. Çünkü onlar cumartesi günü avlanmayı bazan helâl sayıyor, bazen de haram sayıyorlardı. Halbuki onların üzerine vacip olan Cenab-ı Hakk’ın o günü ta’zim etmeleri ve o günde avlanmaktan el çekmelerini kesin olarak emretmesinden sonra tek ifade ile “Cumartesi günü avlanmayı haram saymaları” idi. Bu ayetten maksat isyankârları, Allah’ın emirlerine muhalif olanları ve Allah’a itaat bağını koparanları gelecek Allah’ın gazabın­dan korkutmaktır. Allah bazan bu hususu helak kılmaları bazan haram say­maları şeklindeki bu fiillerinin cezasıyla onları cezalandıracaktır.”[2][34]

“Rabbin muhakkak ki kıyamet gününde ihtilaf ettikleri hususlarda onların aralarında hükmedecektir.” Yani Allah ihtilafa düştükleri konuda her iki gurup arasında kesin hükmünü verecektir. Her gurubu layık olduğu sevap ve ceza ile cezalandıracaktır.

Bana göre daha kuvvetli görüş birinci tefsirdir. Mücahid: “Cumartesi (gününe hürmet) sadece bu hususta ihtilaf edenlere (Yahudilere) farz kılındı.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Onlar bu güne tabi oldular ve cuma’yı terket-tiler.” “Bu hususta ihtilaf edenler” den murad cuma gününde ihtilaf edenler, peygamberleri Hz. Musa ve Hz. İsa’ya karşı ihtilaf edenler demektir.

Yahudiler Hz. İsa (a.s.) gönderilene kadar cumartesi gününe hürmet ve bu günü ta’zim etme esasına sarıldılar.

Rivayete göre: Hz. İsa onları Pazar gününe saygı göstermeye çağırdı. Bir başka rivayete göre: Hz. İsa da cumartesi gününe ta’zim etmeye devam etti. Fakat O’ndan sonra gelen Kostantin zamanındaki hristiyanlara Kudüs’ten vaz­geçerek ibadetlerini doğuya doğru yapmaya başladılar ve Yahudilere muhalefet ederek cumartesi yerine pazar gününe ta’zim etmeye başladılar. [3][35]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.